Ceza Hukuku · · ≈11 dk okuma
TCK 220/6 İptal Edildi mi? AİHM Işıkırık Kararı ve Güncel Hukuki Durum
TCK 220/6 ve TCK 314/3 hükümlerinin iptal süreci, AİHM Işıkırık kararı ve devam eden veya kesinleşmiş dosyalardaki hukuki yollar.
Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini düzenleyen TCK m. 220/6, uzun yıllar ceza hukukunun en tartışmalı hükümlerinden biri olmuştur. Hükmün geniş yorumlanması, örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olduğuna ilişkin somut delil bulunmayan kişilerin örgüt üyesi gibi cezalandırılmasına yol açmıştır.
AİHM’in Işıkırık/Türkiye kararıyla başlayan hukuki tartışma, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru ve norm denetimi kararlarıyla devam etmiş; nihayet TCK m. 220/6 ile terör örgütleri bakımından getirilen TCK m. 314/3 hükümleri iptal edilmiştir.
28 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla TCK m. 220/6 ve TCK m. 314/3 kapsamında “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” şeklinde yürürlükte bulunan ayrı bir suç düzenlemesi bulunmamaktadır. Güncel kanun metninde her iki fıkra da Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş hüküm olarak gösterilmektedir.
Örgüt Adına Suç İşleme Düzenlemesi Neydi?
TCK m. 220/6’nın önceki hâlinde, örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmayan ancak örgüt adına suç işlediği kabul edilen kişi, ayrıca örgüt üyeliğinden cezalandırılıyordu.
Bu sistemde kişi:
- Örgüt adına işlendiği ileri sürülen asıl suçtan,
- Ayrıca örgüt üyeliği suçundan,
ayrı ayrı cezalandırılabiliyordu.
Sorunun temelinde “örgüt adına” kavramının kanunda açık biçimde tanımlanmaması bulunuyordu. Örgütün bilgisi, talimatı, iradesi veya fiil üzerindeki hâkimiyetinin ne şekilde ispatlanacağı açık değildi. Uygulamada toplantıya katılma, slogan atma, alkışlama veya sembolik davranışlar kimi dosyalarda örgüt adına hareket etme kabulünün dayanağı hâline getirilebiliyordu.
Ceza hukukunda suçun kapsamı yargısal yorumla sınırsız biçimde genişletilemez. TCK m. 2, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı ceza verilemeyeceğini ve suç içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağını düzenlemektedir.
AİHM Işıkırık/Türkiye Kararı
AİHM’in 14 Kasım 2017 tarihli Işıkırık/Türkiye kararının başvuru numarası 41226/09’dur.
Başvurucu; bir cenaze törenine katılması, tabutlardan birinin önünde yürümesi, zafer işareti yapması ve üniversitedeki başka bir toplantıda slogan atan kişileri alkışlaması nedeniyle TCK m. 220/6 bağlantısıyla silahlı örgüt üyeliğinden mahkûm edilmiştir.
AİHM, başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren somut delil bulunmamasına rağmen barışçıl toplantı kapsamındaki davranışlarının örgüt üyeliğiyle eş tutulduğunu belirlemiştir. Mahkemeye göre bu geniş yorum, barışçıl gösterici ile örgütün yapısı içinde suç işleyen kişi arasındaki ayrımı ortadan kaldırmıştır.
AİHM Hangi Hakkın İhlal Edildiğine Karar Verdi?
Işıkırık kararının, doğrudan AİHS m. 7’de düzenlenen “kanunsuz ceza olmaz” ilkesine ilişkin bir ihlal kararı olduğu yönündeki açıklamalar teknik olarak isabetli değildir.
AİHM incelemesini esas olarak AİHS m. 11’de güvence altına alınan barışçıl toplantı hakkı yönünden yapmıştır. Mahkeme, TCK m. 220/6’nın başvurucuya uygulanma biçiminin öngörülebilir olmadığını ve keyfî müdahaleye karşı yeterli hukuki koruma sağlamadığını belirlemiştir.
Bu nedenle toplantı hakkına yapılan müdahalenin “kanunla öngörülmüş” olmadığına ve AİHS m. 11’in ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Kararın Temel Hukuki İlkesi
AİHM’e göre yalnızca toplantıya katılma, sembolik bir hareket yapma veya başkalarının attığı sloganları alkışlama gibi davranışların örgüt üyeliğine eşdeğer kabul edilmesi mümkün değildir.
Bir kişinin örgüt üyesi gibi cezalandırılabilmesi için örgütle ilişkisini ortaya koyan somut ve yeterli deliller bulunmalıdır. Temel hakların kullanılması kapsamındaki davranışların, örgütsel bağlılık gösteren başka deliller bulunmaksızın ağır ceza sorumluluğuna dönüştürülmesi öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz.
Anayasa Mahkemesinin Hamit Yakut Pilot Kararı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Hamit Yakut başvurusunda 10 Haziran 2021 tarihinde pilot karar vermiştir.
Başvurucu, katıldığı gösteride ihtara rağmen dağılmaması nedeniyle verilen cezaya ek olarak örgüt adına suç işlediği kabul edilerek örgüt üyeliğinden de cezalandırılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, “örgüt adına işlenen suç” kavramının sınırlarının kanunda açıklanmadığını, düzenlemenin çok geniş bir suç dizisine uygulanabildiğini ve kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı yeterli güvence sağlamadığını belirlemiştir.
Mahkeme ayrıca şiddete karışmamış bir kişinin, esas fiiline ilişkin cezanın yanı sıra yıllarca hapis cezasıyla karşı karşıya bırakılmasının ifade ve toplantı hakları üzerinde ağır bir caydırıcı etki doğurduğunu vurgulamıştır. Sonuçta Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
TCK 220/6’nın İptal Süreci
TCK m. 220/6’nın hukuki durumu birkaç aşamada değişmiştir.
İlk İptal Kararı
Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 2023 tarihli, E.2023/132, K.2023/183 sayılı kararıyla TCK m. 220/6’nın o tarihte yürürlükte bulunan hâlini iptal etmiştir.
Mahkeme, hangi fiillerin örgüt adına işlenmiş kabul edileceği konusunda objektif bir ölçüt bulunmadığını; düzenlemenin hem kişiler hem de yargı makamları bakımından yeterince belirli ve öngörülebilir olmadığını tespit etmiştir.
Karar 8 Aralık 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükümlerinin dört ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
7499 Sayılı Kanun’la Getirilen Yeni Düzenleme
İlk iptal hükmü yürürlüğe girmeden önce 7499 sayılı Kanun kabul edilmiştir. Kanunla:
- TCK m. 220/6 yeniden düzenlenmiş,
- Silahlı terör örgütleri bakımından TCK m. 314’e yeni bir üçüncü fıkra eklenmiştir.
Yeni TCK m. 220/6’da örgüt adına suç işleme bağımsız bir suç şeklinde düzenlenmiş; terör örgütleri bakımından ise TCK m. 314/3 kapsamında daha ağır bir yaptırım öngörülmüştür.
Ancak yeni düzenlemelerde de hangi davranışın hangi şartlarla “örgüt adına” gerçekleştirildiğinin kabul edileceği yeterince açıklığa kavuşturulmamıştır.
İkinci İptal Kararı
Anayasa Mahkemesi, 5 Kasım 2024 tarihli, E.2024/81, K.2024/189 sayılı kararıyla 7499 sayılı Kanun’la getirilen:
- TCK m. 220/6’nın birinci cümlesini,
- TCK m. 314/3’ün ilgili hükümlerini,
Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
İptal kararı 9 Ocak 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve altı aylık erteleme süresinin sonunda 9 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
TCK 220/6 Günümüzde Yürürlükte mi?
Hayır.
28 Temmuz 2026 itibarıyla güncel TCK metninde:
- TCK m. 220/6, iptal edilmiş fıkra,
- TCK m. 314/3, iptal edilmiş fıkra,
olarak yer almaktadır. Her iki düzenleme de 9 Temmuz 2025 tarihinden itibaren hüküm doğurmamaktadır.
Bununla birlikte bu durum, örgütle bağlantılı olduğu ileri sürülen her davranışın cezasız olduğu anlamına gelmez. Fiilin özelliklerine göre:
- Örgüt üyeliği,
- Örgüte yardım,
- Propaganda,
- Suç işlemeye tahrik,
- Kanuna aykırı toplantıya katılma,
- Şiddet, tehdit veya mala zarar verme,
gibi başka suç tiplerinin şartları oluşabilir.
Ancak kişinin yalnızca geçmişteki TCK m. 220/6 veya TCK m. 314/3 düzenlemeleri üzerinden ayrıca cezalandırılması mümkün değildir.
Devam Eden Ceza Davalarında Ne Olur?
TCK m. 7’ye göre fiil işlendikten sonra yürürlüğe giren kanun fiili suç olmaktan çıkarıyorsa kişi cezalandırılamaz. Daha önce ceza verilmişse infaz ve kanuni sonuçlar bakımından lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerekir.
Bu nedenle derdest dosyalarda mahkemenin:
- İsnadın yalnızca iptal edilen TCK m. 220/6 veya m. 314/3 hükmüne dayanıp dayanmadığını,
- İddianamede ayrıca bağımsız bir suç isnadı bulunup bulunmadığını,
- Fiilin başka bir suçun bütün unsurlarını oluşturup oluşturmadığını,
- TCK m. 7 kapsamında hangi düzenlemenin sanık lehine olduğunu,
ayrı ayrı incelemesi gerekir.
Yüklenen fiil yürürlükteki kanunda suç olarak tanımlanmıyorsa CMK m. 223/2-a uyarınca beraat kararı gündeme gelir.
Mahkeme, kaldırılmış bir düzenlemeyi yorum yoluyla başka bir suç tipi içine yerleştiremez. Yeni bir suç vasfı değerlendirilecekse sanığa ek savunma hakkı tanınması ve yeni suçun bütün maddi ve manevi unsurlarının somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Kesinleşmiş Mahkûmiyet Kararlarında Ne Yapılabilir?
Kesinleşmiş dosyalar bakımından tek ve otomatik bir başvuru yolu bulunmamaktadır. İzlenecek yol, hükmün içeriğine ve infaz durumuna göre değişir.
Dosyada özellikle şu hususlar incelenmelidir:
- Mahkûmiyet yalnızca TCK m. 220/6 veya m. 314/3’e mi dayanıyor?
- Aynı hükümde başka suçlardan da ceza verilmiş mi?
- Ceza infaz edilmiş mi, infaz devam ediyor mu?
- Karar istinaf veya temyiz incelemesinden geçmiş mi?
- Daha önce Anayasa Mahkemesine veya AİHM’e başvuru yapılmış mı?
- Başvurucu hakkında verilmiş bireysel bir ihlal kararı var mı?
Somut duruma göre uyarlama yargılaması, infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi, kanun yararına bozma veya bireysel başvuru yolları tartışılabilir.
Ancak AİHM’in Işıkırık kararı veya Anayasa Mahkemesinin başka bir kişi hakkında verdiği ihlal kararı, bütün kesinleşmiş mahkûmiyetleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
AİHM Kararına Dayalı Yargılamanın Yenilenmesi
CMK m. 311/1-f uyarınca bir ceza hükmünün AİHS’ye aykırı biçimde verildiğinin AİHM’in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi ve hükmün bu aykırılığa dayanması hâlinde yargılamanın yenilenmesi istenebilir.
Bu başvurunun, AİHM kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yapılması gerekir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Işıkırık kararına yalnızca emsal olarak dayanılması ile kişinin kendi başvurusu hakkında AİHM tarafından ihlal kararı verilmesi aynı şey değildir.
CMK m. 311/1-f kapsamındaki açık yenileme sebebi, kural olarak başvurucunun kendi ceza hükmü hakkında verilmiş AİHM kararını gerektirir. Başka bir kişi hakkında verilen Işıkırık kararının varlığı tek başına otomatik yenileme nedeni oluşturmaz.
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Süresi
Olağan kanun yolları tüketildikten sonra hâlen devam eden bir temel hak ihlali bulunduğu ileri sürülüyorsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru gündeme gelebilir.
6216 sayılı Kanun’un 47/5. maddesine göre bireysel başvuru:
- Başvuru yollarının tüketildiği tarihten,
- Başvuru yolu bulunmuyorsa ihlalin öğrenildiği tarihten,
itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır.
Mücbir sebep veya ağır hastalık gibi belgelenebilir haklı mazeretlerde, mazeretin kalkmasından itibaren 15 günlük ek başvuru imkânı bulunmaktadır.
Sürenin başlangıcı her dosyada ayrıca belirlenmelidir. Kararın UYAP’tan görülmesi, müdafiye tebliğ edilmesi veya kişinin kararı fiilen öğrenmesi süre hesabını etkileyebilir.
AİHM Başvuru Süresi
AİHM’e başvuru için öncelikle etkili iç hukuk yollarının usulüne uygun biçimde tüketilmesi gerekir.
Nihai iç hukuk kararından itibaren başvuru süresi dört aydır. Protokol No. 15 ile daha önce altı ay olan süre dört aya indirilmiştir.
Eksik, imzasız veya gerekli belgeleri içermeyen bir başvuru sürenin korunmasını sağlamayabilir. Bu nedenle dört aylık süre yalnızca başvuru formunun hazırlanması için değil, usulüne uygun ve tamamlanmış başvurunun gönderilmesi için dikkate alınmalıdır.
Görevli ve Yetkili Merciler
Başvurulacak merci, dosyanın bulunduğu aşamaya göre belirlenir:
- Soruşturma aşamasında Cumhuriyet başsavcılığı,
- Kovuşturma aşamasında davaya bakan ağır ceza mahkemesi,
- İstinaf aşamasında ilgili bölge adliye mahkemesi ceza dairesi,
- Temyiz aşamasında ilgili Yargıtay ceza dairesi,
- Kesinleşmiş hükümlerde kararı veren mahkeme veya ilgili infaz hâkimliği,
- Temel hak ihlali iddialarında Anayasa Mahkemesi,
- İç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra AİHM.
Dosyanın kesinleşme şerhi, infaz savcılığı kayıtları ve güncel müddetname incelenmeden görevli merci hakkında kesin kanaat açıklanması doğru değildir.
İspat ve Delil Sorunları
Örgüt bağlantılı suçlarda yalnızca toplantıya katılma veya siyasi düşünce açıklama olgusu mahkûmiyet için yeterli değildir.
Yargı makamları özellikle şu delilleri tartışmalıdır:
- Örgütsel talimat veya çağrının içeriği,
- Sanığın bu talimattan haberdar olup olmadığı,
- Fiilin örgüt adına işlendiğini gösteren somut iletişim kayıtları,
- Örgüt mensuplarıyla süreklilik taşıyan bağlantı,
- Örgütün suç üzerindeki bilgisi veya iradesi,
- Eylemin bağımsız bireysel davranış mı yoksa örgütsel faaliyet mi olduğu,
- Dijital materyallerin hukuka uygun elde edilip edilmediği,
- Gizli tanık anlatımlarının başka delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı,
- Fotoğraf ve video kayıtlarının kişiyi ve fiili açıkça gösterip göstermediği.
Örgüt adına hareket edildiği varsayıma, toplu değerlendirmeye veya kişinin bulunduğu çevreye dayanılarak kabul edilemez. Ceza sorumluluğu şahsidir ve isnat edilen suçun unsurları her sanık yönünden ayrı ayrı ispatlanmalıdır.
Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
AİHM Kararının Kanunu Kendiliğinden İptal Ettiğini Düşünmek
AİHM ulusal kanunları iptal etmez. Işıkırık kararı, Türkiye’nin başvurucunun toplantı hakkını ihlal ettiğini tespit etmiştir. TCK m. 220/6’nın ulusal hukukta iptali daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmiştir.
Işıkırık Kararını AİHS m. 7 Kararı Olarak Sunmak
Kararın kanunilik ve öngörülebilirlik değerlendirmesi içermesi, doğrudan AİHS m. 7’den ihlal kararı verildiği anlamına gelmez. İhlal AİHS m. 11 yönünden kurulmuştur.
İptal Kararının Bütün Mahkûmiyetleri Otomatik Kaldırdığını Varsaymak
İptal edilen hükme dayalı dosyalar yeniden değerlendirilmelidir; ancak verilecek karar dosyanın kesinleşme durumu, diğer suçlar ve infaz aşamasına göre değişir.
Başvuru Sürelerini Karıştırmak
Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusunda genel süre 30 gün, AİHM başvurusunda dört ay, kişinin kendi dosyasında verilen AİHM ihlal kararına dayalı CMK m. 311/1-f başvurusunda ise bir yıldır.
Örgüt Adına Suç İşleme ile Örgüte Yardımı Aynı Kabul Etmek
TCK m. 220/7’de düzenlenen örgüte yardım suçu farklı unsurlara sahiptir. İptal edilen m. 220/6 yerine m. 220/7’nin otomatik uygulanması mümkün değildir. Yardım suçunun maddi ve manevi unsurları ayrıca ispatlanmalıdır.
Sık Sorulan Sorular
TCK 220/6 tamamen iptal edildi mi?
Evet. Güncel kanun metninde TCK m. 220/6 iptal edilmiş fıkra olarak yer almaktadır. İptal hükmü 9 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Terör örgütleri bakımından TCK 314/3 yürürlükte mi?
Hayır. 7499 sayılı Kanun’la getirilen TCK m. 314/3 de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve iptal hükmü 9 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Örgüt adına suç işleme artık hiçbir şekilde cezalandırılamaz mı?
Fiil yalnızca iptal edilen hükme dayanıyorsa bu hüküm üzerinden ceza verilemez. Ancak somut davranışın başka bir suçun bütün unsurlarını oluşturması hâlinde o suç yönünden soruşturma veya kovuşturma yürütülebilir.
Işıkırık kararı kesinleşmiş cezamı kendiliğinden kaldırır mı?
Hayır. Kararın somut dosyaya uygulanabilmesi için mahkûmiyet gerekçesi, başvuru yolları, kesinleşme tarihi ve infaz durumu incelenmelidir.
Devam eden davada beraat kararı verilmesi gerekir mi?
İsnat yalnızca yürürlükten kalkmış hükme dayanıyorsa CMK m. 223/2-a kapsamında beraat gündeme gelir. Başka suç isnatları varsa bunlar ayrıca değerlendirilir.
Anayasa Mahkemesine ne zaman başvurulmalıdır?
Olağan başvuru yollarının tüketilmesinden itibaren kural olarak 30 gün içinde başvuru yapılmalıdır.
AİHM’e doğrudan başvurulabilir mi?
Kural olarak hayır. Öncelikle etkili iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekir. Nihai iç hukuk kararından sonra dört aylık başvuru süresi bulunmaktadır.
Hukuki Değerlendirme
TCK m. 220/6’nın iptal süreci, ceza hukukunda kanunilik ilkesinin yalnızca suçun adının kanunda yazılı olmasından ibaret olmadığını göstermektedir.
Bir ceza normunun:
- Hangi davranışları kapsadığı,
- Failden hangi kastın arandığı,
- Suçun başka suçlardan nasıl ayrıldığı,
- Yargı makamlarına tanınan yorum alanının sınırları,
öngörülebilir biçimde düzenlenmelidir.
“Örgüt adına” kavramının sınırlandırılmadan kullanılması, temel hakların kullanılmasıyla örgütsel faaliyet arasındaki ayrımı belirsizleştirmiştir. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları, yalnızca bir yaptırımın ağırlığını değil, suç tanımının kişiyi keyfî uygulamalara karşı koruyup korumadığını da incelemiştir.
Bugün gelinen noktada TCK m. 220/6 ve m. 314/3 yürürlükte değildir. Buna rağmen eski tarihli soruşturma, kovuşturma ve infaz dosyalarının kendiliğinden düzelmesi beklenmemelidir. Her dosyanın mahkûmiyet gerekçesi, suç tarihi, uygulanan kanun, kesinleşme aşaması ve mevcut başvuru yolları ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Günser + Partners ile İletişim
TCK m. 220/6 veya m. 314/3 kapsamında yürütülen bir soruşturma, devam eden ceza davası ya da kesinleşmiş mahkûmiyet bulunması hâlinde dosyanın güncel mevzuat ve yüksek mahkeme kararları ışığında yeniden incelenmesi gerekir.
Sürelerin kaçırılması, yanlış mercie başvurulması veya mahkûmiyet hükmünün tamamı değerlendirilmeden yalnızca iptal kararına dayanılması hak kaybına yol açabilir. Somut olayınızın güncel mevzuat, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.
Telif ve Kullanım
Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz
Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.