AİHM ve Anayasa Mahkemesi'ne Başvuru · · ≈15 dk okuma
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Nedir? Yapısı, Görevleri ve Kararları
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yapısı, görevleri, yargıçların seçimi, başvuru usulü ve kararların uygulanması güncel kurallarla açıklanıyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerinde güvence altına alınan hakların taraf devletlerce ihlal edilip edilmediğini inceleyen uluslararası bir mahkemedir. AİHM, ulusal mahkemelerin üzerinde çalışan yeni bir istinaf veya temyiz mercii değildir. Mahkemenin görevi, iç hukukta verilen kararın doğru ya da yanlış olduğunu yeniden değerlendirmek değil, şikâyet edilen devlet müdahalesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmasını denetlemektir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Nedir?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyinin yargı organıdır. Avrupa Birliği Adalet Divanı ile aynı kurum değildir ve Avrupa Birliğinin değil, Avrupa Konseyinin insan hakları koruma sistemi içinde faaliyet gösterir.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, yaygın adıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzaya açılmış ve 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 19. maddesi, taraf devletlerin üstlendikleri yükümlülüklere uyulmasını sağlamak üzere devamlı görev yapan bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulmasını öngörmektedir.
Türkiye, Sözleşmeyi 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış; onay belgesini 18 Mayıs 1954 tarihinde tevdi etmiş ve Sözleşme aynı tarihte Türkiye bakımından yürürlüğe girmiştir. Türkiye, o tarihte yürürlükte bulunan sistem kapsamında bireysel başvuru hakkını 28 Ocak 1987’de, eski Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 22 Ocak 1990’da kabul etmiştir. 11 No.lu Protokolün 1 Kasım 1998’de yürürlüğe girmesiyle sürekli görev yapan bugünkü Mahkeme sistemi kurulmuştur.
Mahkemenin merkezi Fransa’nın Strasbourg şehrindedir. Ancak AİHM, Fransız mahkemelerinden biri değildir. Uluslararası bir mahkeme olarak Sözleşmeye taraf devletler hakkında karar verir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Görevi Nedir?
AİHM’in temel görevi, Sözleşme ve ek protokollerinde korunan haklara ilişkin devlet yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğini denetlemektir.
Mahkemenin yargı yetkisi başlıca şu uyuşmazlıkları kapsar:
- Gerçek kişiler, kişi grupları ve hükümet dışı kuruluşlar tarafından yapılan bireysel başvurular,
- Bir taraf devletin başka bir taraf devlet aleyhine yaptığı devletlerarası başvurular,
- Kesinleşmiş kararların uygulanmaması konusunda Bakanlar Komitesi tarafından Mahkemeye taşınan meseleler,
- Sözleşmede ve ilgili protokollerde öngörülen danışma görüşü talepleri.
Sözleşmenin 32. maddesi, Mahkemenin yetkisinin Sözleşme ile protokollerinin yorumlanması ve uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkları kapsadığını düzenlemektedir. Bireysel başvuru hakkı ise Sözleşmenin 34. maddesinde güvence altına alınmıştır.
AİHM, kural olarak özel kişiler arasındaki uyuşmazlıkları doğrudan incelemez. Örneğin iki kişi arasındaki kira, iş, miras veya ticari uyuşmazlığın esasını karara bağlamaz. Bununla birlikte devletin yargısal koruma sağlama, etkili soruşturma yürütme veya kişilerin haklarını üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği ileri sürülüyorsa, devletin pozitif yükümlülükleri yönünden Sözleşme denetimi gündeme gelebilir.
AİHM Bir Temyiz Mahkemesi midir?
AİHM, Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi veya başka bir ulusal yüksek mahkemenin üzerinde çalışan olağan bir kanun yolu mercii değildir. Bu nedenle Mahkeme:
- Ulusal mahkeme kararını yalnızca hukuka aykırı bulunduğu gerekçesiyle bozmaz,
- Delilleri baştan sona yeniden değerlendirmez,
- Ulusal hukukun nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin olağan temyiz incelemesi yapmaz,
- Bir kişinin suçlu veya suçsuz olduğuna yeniden karar vermez,
- Ulusal mahkeme yerine geçerek tazminat, tapu, velayet veya tahliye davasını karara bağlamaz.
AİHM içtihadında bu yaklaşım, “dördüncü derece” veya “dördüncü merci” doktrini olarak ifade edilmektedir. Mahkeme, ulusal yargılamadaki delil değerlendirmesinin veya hukuk yorumunun açıkça keyfî olması, yargılamanın bütünü bakımından adil yargılanma hakkını zedelemesi ya da başka bir Sözleşme hakkına müdahale oluşturması hâlinde inceleme yapabilir.
Bir başvurunun yalnızca “mahkeme yanlış karar verdi” iddiasına dayanması yeterli değildir. İhlal edildiği ileri sürülen Sözleşme hakkının, ihlale neden olan kamu işleminin ve bu iddianın iç hukukta nasıl ileri sürüldüğünün açıkça gösterilmesi gerekir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Yapısı
AİHS’nin 20. maddesine göre Mahkeme, Sözleşmeye taraf devletlerin sayısına eşit sayıda yargıçtan oluşur. Güncel Avrupa Konseyi sisteminde 46 taraf devlet bulunduğundan Mahkemede de her taraf devlet adına seçilmiş bir yargıç bulunmaktadır. Yargıçlar, adına seçildikleri devletin temsilcisi değildir; Mahkemeye kendi adlarına katılır ve bağımsız hareket ederler.
Mahkemenin kurumsal yapısı ile belirli bir başvuruyu inceleyen yargısal heyet birbirinden ayrılmalıdır. “Bölüm” idari bir yapılanmayı, “Daire” ise belirli başvuruları karara bağlayan yargısal oluşumu ifade eder.
Mahkeme Genel Kurulu
Mahkeme Genel Kurulu bütün yargıçlardan oluşur. Genel Kurulun işlevi her başvurunun esasını incelemek değil, Mahkemenin kurumsal ve idari yapısına ilişkin kararlar almaktır.
Genel Kurul:
- Mahkeme Başkanı ile başkan yardımcılarını seçer,
- Bölümleri oluşturur,
- Bölüm başkanlarını seçer,
- Mahkeme İçtüzüğünü kabul eder,
- Yazı İşleri Müdürü ile yardımcılarını seçer.
Bu görevler AİHS’nin 25. maddesinde düzenlenmiştir.
Bölümler
Mahkeme hâlen beş bölüm hâlinde teşkilatlanmıştır. Bölümler, coğrafi dağılımın, farklı hukuk sistemlerinin ve mümkün olduğu ölçüde cinsiyet dengesinin gözetildiği idari birimlerdir. Daireler ve üç yargıçlı komiteler bu bölümler içinde oluşturulur. Bölümün kendisi, belirli bir davayı inceleyen yargı heyeti değildir.
Bölümlerin ve yargısal heyetlerin bileşimi zaman içinde değişebildiği için güncel görev dağılımının Mahkemenin resmî internet sitesinden kontrol edilmesi gerekir.
Yazı İşleri Müdürlüğü
Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü, Mahkemenin yargısal faaliyetlerine hukuki ve idari destek sağlar. Birim; hukukçular, idari personel, teknik personel ve tercümanlardan oluşur.
Başvuruların kayda alınması, yazışmaların yürütülmesi, dosyaların hazırlanması ve yargısal heyetlere gerekli desteğin sağlanması Yazı İşleri Müdürlüğünün görevleri arasındadır. Ancak kabul edilebilirlik veya ihlal konusunda karar veren makam Yazı İşleri Müdürlüğü değil, ilgili yargısal oluşumdur.
AİHM Yargıçları Nasıl Seçilir?
Her taraf devlet, kendi adına seçilecek yargıç için üç adaydan oluşan bir liste sunar. Yargıç, bu liste üzerinden Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından oy çokluğuyla seçilir.
Yargıçların:
- Üstün ahlaki niteliklere sahip olması,
- Yüksek yargısal görev için gerekli nitelikleri taşıması veya tanınmış bir hukukçu olması,
- Bağımsızlık ve tarafsızlıkla bağdaşmayan görevler üstlenmemesi,
- Tam zamanlı görev yapabilmesi
gerekir.
15 No.lu Protokolle getirilen düzenleme uyarınca adayların, üç kişilik listenin Parlamenterler Meclisi tarafından talep edildiği tarihte 65 yaşın altında olması gerekir. Yargıçlar dokuz yıllık süre için seçilir ve yeniden seçilemez.
Yargıcın bir devlet adına seçilmiş olması, o devletin talimatıyla hareket ettiği anlamına gelmez. Yargıçların görevi devletin menfaatini savunmak değil, Sözleşmeyi bağımsız ve tarafsız biçimde uygulamaktır.
AİHM Hangi Yargısal Oluşumlarla Çalışır?
Sözleşmenin 26. maddesine göre başvurular tek yargıç, üç yargıçlı komite, yedi yargıçlı Daire veya on yedi yargıçlı Büyük Daire tarafından incelenebilir.
Tek Yargıç
Tek yargıç, bireysel bir başvurunun ek inceleme yapılmasını gerektirmeden kabul edilemez olduğuna veya kayıttan düşürülmesine karar verebilir.
Tek yargıç:
- Adına seçildiği devlet aleyhindeki başvuruları inceleyemez,
- Başvuruyu kabul edilemez bulursa verdiği karar kesindir,
- Kabul edilemezlik kararı vermiyorsa dosyayı komiteye veya Daireye gönderir.
Tek yargıç kararlarının tamamı HUDOC veri tabanında yayımlanmaz.
Üç Yargıçlı Komite
Komiteler üç yargıçtan oluşur. Komite, oybirliğiyle:
- Başvurunun kabul edilemez olduğuna,
- Başvurunun kayıttan düşürülmesine,
- Uyuşmazlığın Mahkemenin yerleşik içtihadıyla çözülebilecek nitelikte olması hâlinde başvurunun kabul edilebilirliğine ve esasına
karar verebilir.
Komite kararları kesindir. Yerleşik içtihadın uygulandığı tekrarlayan dosyaların daha hızlı sonuçlandırılmasında komiteler önemli bir işleve sahiptir.
Yedi Yargıçlı Daire
Tek yargıç veya komite tarafından sonuçlandırılmayan başvurular kural olarak yedi yargıçlı Daire tarafından incelenir. Daire, bireysel başvuruların kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir.
Davalı devlet adına seçilmiş yargıç, Dairenin doğal üyesidir. Bu yargıcın görev alamaması hâlinde, belirlenen usule göre ad hoc yargıç görevlendirilebilir.
Daire kararları verildikleri anda her durumda kesinleşmez. Kararın kesinleşmesi, tarafların Büyük Daireye gönderme isteminde bulunmayacaklarını açıklaması, üç aylık başvuru süresinin kullanılmaması veya gönderme talebinin reddedilmesiyle gerçekleşir.
On Yedi Yargıçlı Büyük Daire
Büyük Daire 17 yargıçtan oluşur. Mahkeme Başkanı, başkan yardımcıları, bölüm başkanları ve davalı devlet adına seçilmiş yargıç Büyük Daire oluşumunda yer alır; diğer üyeler İçtüzük hükümlerine göre belirlenir.
Bir bireysel başvuru doğrudan Büyük Daireye gönderilmez. Büyük Daire incelemesi iki temel şekilde gündeme gelebilir:
- Dairenin, Sözleşmenin yorumlanması bakımından ciddi bir sorun bulunduğu veya önceki içtihatla çelişki doğabileceği gerekçesiyle dosyadan el çekmesi,
- Daire kararından sonra taraflardan birinin üç ay içinde yaptığı gönderme talebinin beş yargıçlı kurul tarafından kabul edilmesi.
Her Daire kararına karşı Büyük Daire incelemesi yapılmaz. Gönderme usulü olağan bir temyiz yolu değil, istisnai nitelikte bir mekanizmadır. Büyük Daire kararları kesindir.
Millî Yargıç ve Ad Hoc Yargıç Ne Anlama Gelir?
Davalı devlet adına seçilmiş yargıç, o devlet hakkındaki davalarda Daire veya Büyük Dairenin doğal üyesidir. Bu düzenlemenin amacı devletin temsil edilmesi değil, ilgili hukuk sistemini bilen bir yargıcın heyette bulunmasıdır.
Millî yargıcın dosyada görev alamaması veya bu makamın boş olması hâlinde ad hoc yargıç görevlendirilebilir. Ad hoc yargıç da davalı devletin vekili gibi hareket edemez; diğer yargıçlarla aynı bağımsızlık ve tarafsızlık yükümlülüğüne tabidir.
AİHM’e Kimler Başvurabilir?
AİHS’nin 34. maddesine göre şu kişiler bireysel başvuruda bulunabilir:
- Gerçek kişiler,
- Hükümet dışı kuruluşlar,
- Kişi grupları.
Başvurucu, Sözleşme veya ek protokollerinde güvence altına alınan bir hakkın taraf devletlerden biri tarafından ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğunu ortaya koymalıdır. Soyut biçimde bir kanunun veya uygulamanın yanlış olduğunu ileri sürmek çoğu durumda yeterli değildir. Başvurucunun ihlalden doğrudan ve kişisel olarak etkilendiğini göstermesi gerekir.
Şirketler ve diğer özel hukuk tüzel kişileri de nitelikleriyle bağdaşan haklar yönünden başvuru yapabilir. Buna karşılık kamu gücü kullanan devlet kuruluşlarının bireysel başvuru ehliyeti aynı şekilde değerlendirilmez.
AİHM Başvuru Süresi Ne Kadardır?
AİHS’nin 35. maddesine göre başvuru, iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karardan itibaren dört ay içinde yapılmalıdır. Altı aylık eski başvuru süresi, 15 No.lu Protokol sonrasında dört aya indirilmiştir.
Dört aylık sürenin hangi tarihte başladığı her olayda aynı yöntemle belirlenemez. Nihai kararın niteliği, kararın tebliğ veya öğrenilme tarihi, kullanılan yolun etkili olup olmadığı ve ihlalin devam eden bir durum oluşturup oluşturmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Süre hesabında yapılan hata başvurunun esasına girilmeden reddedilmesine neden olabilir. Bu nedenle yalnızca kararın üzerinde yazılı tarihe bakılarak hareket edilmesi güvenli değildir.
Türkiye’den AİHM’e Başvurmadan Önce Anayasa Mahkemesine Başvurmak Gerekir mi?
İhlal iddiası Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun kapsamına giriyorsa, kural olarak AİHM’e başvurmadan önce Anayasa Mahkemesi yolunun da tüketilmesi gerekir. Bununla birlikte hangi yolun etkili ve tüketilmesi zorunlu olduğu, somut olayın konusu ile başvurucunun şikâyetine göre değerlendirilir.
AİHM’e sunulacak şikâyetin yalnızca ulusal yargılama sonunda ilk kez ileri sürülmesi yeterli değildir. Şikâyetin özü, iç hukukta yetkili makamlar önünde ve ulusal usul kurallarına uygun biçimde ileri sürülmelidir. Aksi hâlde iç hukuk yollarının tüketilmediği sonucuna varılabilir.
AİHM Başvurusu Nasıl Yapılır?
Başvurunun Mahkemenin güncel resmî başvuru formu kullanılarak hazırlanması, imzalanması ve gerekli belgelerle birlikte posta yoluyla Strasbourg’daki Mahkemeye gönderilmesi gerekir.
Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesinde istenen bilgi ve belgelerin sunulmaması hâlinde şikâyetler incelenmeyebilir. Başvuru formunun bütün zorunlu alanları doldurulmalı; olaylar, ihlal iddiaları ve iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin açıklamalar form üzerinde anlaşılır biçimde gösterilmelidir. Yalnızca ekli bir dilekçeye atıf yapılması, formun zorunlu bölümlerinin boş bırakılmasını haklı kılmaz.
Başvurunun ilk aşaması bakımından posta gönderimi esastır. Faksla gönderim dört aylık süreyi kesmez. Mahkeme tarafından daha sonraki aşamalarda elektronik iletişim sistemi kullanılmasına izin verilmesi, ilk başvurunun doğrudan e-posta veya çevrim içi form yoluyla yapılabileceği anlamına gelmez.
AİHM Başvurusunda Hangi Belgeler Sunulmalıdır?
Başvurunun konusu bakımından gerekli belgeler dosyadan dosyaya değişir. Genel olarak şu belgelerin sunulması gerekir:
- Şikâyet edilen işlem veya kararlar,
- İlk derece ve kanun yolu kararları,
- Tebliğ veya öğrenme tarihini gösteren belgeler,
- İç hukukta sunulan başvuru ve dilekçeler,
- İhlal iddiasını destekleyen tutanak, rapor, yazışma ve diğer belgeler,
- Temsil varsa usulüne uygun yetkilendirme belgeleri.
Mahkeme ulusal dosyayı başvurucu adına kendiliğinden toplamak zorunda değildir. Başvurucu, şikâyetini destekleyen temel belgeleri düzenli, okunabilir ve kronolojik biçimde sunmalıdır.
Belge yığını göndermek tek başına yeterli değildir. Hangi belgenin hangi ihlal iddiasını desteklediği başvuru formunda anlaşılır biçimde açıklanmalıdır.
AİHM Geçici Tedbir Kararı Verebilir mi?
Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, yakın ve telafisi imkânsız bir zarar tehlikesi bulunması hâlinde geçici tedbir kararı verilebilir. Bu yol özellikle yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı bakımından ciddi ve yakın risk bulunan sınır dışı, iade veya sağlık dosyalarında gündeme gelebilir.
Geçici tedbir:
- Her başvuruda uygulanabilecek genel bir yürütmeyi durdurma yolu değildir,
- Ulusal kararın uygulanmasını otomatik olarak durdurmaz,
- Yalnız maddi kayıp veya olağan yargılama zararları bulunduğu gerekçesiyle verilmez,
- Yakın, ciddi ve geri döndürülemez riskin somut belgelerle ortaya konulmasını gerektirir.
Tedbir talebinin eksik, soyut veya son ana bırakılarak yapılması ciddi hak kaybına neden olabilir.
AİHM Kararları Nasıl Verilir ve Kesinleşir?
Tek yargıç tarafından verilen kabul edilemezlik kararları kesindir. Komitelerin kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin kararları da kesin niteliktedir.
Daire kararları ise:
- Tarafların Büyük Daireye gönderme istemeyeceklerini bildirmesi,
- Karardan itibaren üç ay içinde gönderme talebinde bulunulmaması,
- Beş yargıçlı kurulun gönderme talebini reddetmesi
hâllerinden birinde kesinleşir.
Büyük Daire kararları verildikleri anda kesindir. Esasa ve kabul edilebilirliğe ilişkin kararların gerekçeli olması gerekir. Oybirliği sağlanmadığında yargıçlar ayrık veya karşı görüş açıklayabilir.
AİHM Kararları Nerede Yayımlanır?
Mahkemenin kararları, kabul edilebilirlik kararları, komünike edilen başvurular, danışma görüşleri ve bazı diğer belgeler HUDOC veri tabanında yayımlanır.
Tek yargıç kararlarının tamamı HUDOC’ta yayımlanmaz. Ayrıca Türkçe çevirilerin tamamı Mahkemenin resmî çevirisi değildir. İngilizce ve Fransızca, Mahkemenin resmî dilleridir. Türkçe veya başka bir dildeki gayriresmî çeviriler kullanılırken kararın resmî dildeki metniyle karşılaştırılması gerekebilir.
Karar araştırılırken yalnız başvurucunun adına bakılması yeterli değildir. Başvuru numarası, karar tarihi, yargısal oluşum, ilgili Sözleşme maddesi ve kararın kesinleşme durumu birlikte kontrol edilmelidir.
AİHM Kararı Ulusal Mahkeme Kararını Kendiliğinden Ortadan Kaldırır mı?
AİHM’in ihlal kararı, ulusal mahkeme kararını doğrudan ve kendiliğinden bozmaz. Mahkeme bir Sözleşme ihlali bulunduğunu tespit eder ve gerekli şartlar varsa başvurucu lehine adil tazmine hükmedebilir.
İhlalin giderilmesi için:
- Tazminat ödenmesi,
- Yeniden yargılama yapılması,
- İdari veya yargısal işlemin yeniden değerlendirilmesi,
- Mevzuat değişikliği yapılması,
- Benzer ihlalleri önleyecek idari veya uygulamaya ilişkin tedbirlerin alınması
gerekebilir.
Hangi bireysel veya genel tedbirlerin uygulanacağı, ihlalin niteliğine ve ilgili devletin iç hukukuna göre belirlenir.
AİHM Kararlarının Uygulanmasını Kim Denetler?
AİHS’nin 46. maddesine göre taraf devletler, tarafı oldukları davalarda verilen kesinleşmiş AİHM kararlarına uymayı taahhüt eder. Kesinleşen karar, uygulanmasının denetlenmesi amacıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine gönderilir.
Bakanlar Komitesi:
- Başvurucuya ilişkin bireysel önlemleri,
- Benzer ihlallerin tekrarlanmasını önleyecek genel önlemleri,
- Adil tazmin ödemelerini,
- Mevzuat ve uygulama değişikliklerini
izler.
Kararın uygulanması yeterli görüldüğünde dosya nihai kararla kapatılır. Bir devletin kesinleşmiş karara uymayı reddettiğinin değerlendirilmesi hâlinde Sözleşmenin 46. maddesindeki ihlal prosedürü gündeme gelebilir.
AİHS’nin Türk Hukukundaki Yeri
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesine göre usulüne uygun biçimde yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.
Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle uyuşmazlık çıkması hâlinde milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Bu düzenleme nedeniyle AİHS yalnızca Strasbourg’daki yargılama sırasında değil, ulusal idari ve yargısal makamların önündeki uyuşmazlıklarda da dikkate alınması gereken bir hukuk kaynağıdır.
Bununla birlikte AİHM içtihadının somut olaya uygulanması, yalnızca bir kararın sonuç kısmının aktarılmasıyla yapılamaz. Kararın olayları, incelenen şikâyet, kabul edilebilirlik koşulları ve Mahkemenin kullandığı ölçütler birlikte değerlendirilmelidir.
İkincillik İlkesi ve Devletlerin Takdir Alanı
AİHM sisteminin temelinde ikincillik ilkesi bulunmaktadır. Sözleşme haklarını koruma konusundaki birincil sorumluluk ulusal makamlara, özellikle ulusal mahkemelere aittir. AİHM’in denetimi tamamlayıcı niteliktedir.
15 No.lu Protokolle ikincillik ilkesi ve devletlerin takdir alanı Sözleşmenin başlangıç bölümünde açıkça vurgulanmıştır. Takdir alanı, devletlerin Sözleşme haklarını diledikleri gibi sınırlayabileceği anlamına gelmez. Devletin müdahalesi hukuki dayanağa sahip olmalı, meşru amaç izlemeli ve demokratik toplum bakımından gerekli ve ölçülü olmalıdır. Nihai denetim AİHM’e aittir.
Öğretideki temel tartışmalardan biri, ikincillik ilkesi ile etkili uluslararası denetim arasındaki dengenin nasıl kurulacağıdır. Mahkemenin ulusal makamların yerine geçmemesi gerekir; ancak ulusal makamların Sözleşme standartlarını yüzeysel veya keyfî biçimde uyguladığı durumlarda uluslararası denetimin etkisiz hâle getirilmesi de kabul edilemez.
Uygulamada En Sık Yapılan Hatalar
AİHM’i yeni bir temyiz mercii gibi görmek
Başvuruda yalnızca mahkeme kararının hatalı olduğu anlatılmakta, hangi Sözleşme hakkının neden ihlal edildiği açıklanmamaktadır.
İç hukuk yollarını tüketmeden başvurmak
Devam eden dava veya etkili başvuru yolları bulunmasına rağmen doğrudan Strasbourg’a başvurulması kabul edilemezlik kararıyla sonuçlanabilir.
Dört aylık süreyi yanlış hesaplamak
Kesin kararın, tebliğin veya etkili iç hukuk yolunun yanlış belirlenmesi en ağır usul hatalarından biridir.
Şikâyeti iç hukukta ileri sürmemek
AİHM’e sunulacak ihlal iddiasının özü ulusal makamlar önünde ileri sürülmemişse iç hukuk yolları tüketilmiş sayılmayabilir.
Eski veya eksik form kullanmak
Mahkemenin güncel başvuru formu kullanılmalı ve İçtüzük’ün 47. maddesindeki şartlar eksiksiz yerine getirilmelidir.
Form yerine uzun bir dilekçe göndermek
Ek açıklama sunulması mümkün olsa da zorunlu bilgiler başvuru formunun ilgili bölümlerinde gösterilmelidir.
Belgeleri düzensiz sunmak
Tebliğ belgelerinin, iç hukuk kararlarının veya şikâyeti destekleyen temel evrakın sunulmaması başvurunun incelenmesini engelleyebilir.
Her zararın tazmin edileceğini düşünmek
İhlal kararı verilmesi, ileri sürülen bütün maddi ve manevi zararların otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Zarar, ihlal ve talep arasındaki bağlantı açıklanmalı ve gerektiğinde belgelendirilmelidir.
Sık Sorulan Sorular
AİHM hangi ülkededir?
Mahkeme Fransa’nın Strasbourg şehrindedir. Bununla birlikte Fransız yargı sistemine değil, Avrupa Konseyi sistemine bağlı uluslararası bir mahkemedir.
AİHM, Avrupa Birliği mahkemesi midir?
Hayır. AİHM, Avrupa Konseyinin yargı organıdır. Avrupa Birliği Adalet Divanından farklı bir kurumdur.
Türkiye’den doğrudan AİHM’e başvurulabilir mi?
Kural olarak önce etkili ve erişilebilir iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu uyuşmazlık bakımından etkiliyse bu yol tamamlanmadan yapılan AİHM başvurusu erken bulunabilir.
AİHM başvuru süresi kaç aydır?
Kural olarak iç hukuktaki kesin karardan itibaren dört aydır. Sürenin başlangıç tarihi somut olayın özelliklerine göre ayrıca belirlenmelidir.
AİHM başvurusu e-posta ile yapılabilir mi?
İlk başvuru, güncel form ve ekleriyle birlikte posta yoluyla yapılır. Faks dört aylık süreyi kesmez. Elektronik iletişim sistemi, Mahkemenin izin verdiği sonraki aşamalarda kullanılabilir.
AİHM avukat tutma zorunluluğu var mıdır?
Başvurunun ilk aşamasında her durumda avukatla temsil zorunluluğu bulunmamakla birlikte, başvuru Hükûmete bildirildikten sonraki aşamada temsil konusunda Mahkeme İçtüzüğü hükümleri uygulanır. Başvurunun kabul edilebilirlik şartları ve süreleri teknik olduğundan dosyanın uzman hukuki değerlendirmeden geçirilmesi önemlidir.
AİHM ulusal mahkeme kararını bozar mı?
Hayır. AİHM doğrudan bozma kararı veren bir temyiz mahkemesi değildir. İhlal tespiti yapar; kararın gerektirdiği bireysel ve genel tedbirlerin alınması ilgili devletin sorumluluğundadır.
AİHM tazminata hükmedebilir mi?
Sözleşmenin 41. maddesindeki şartların oluşması hâlinde adil tazmine hükmedebilir. Her ihlal tespiti mutlaka tazminat verilmesini gerektirmez.
Büyük Daireye her karar için başvurulabilir mi?
Daire kararından itibaren üç ay içinde gönderme talebinde bulunulabilir; ancak talebin incelenmeye alınması istisnadır. Beş yargıçlı kurul, yalnız Sözleşmenin yorumu veya uygulanması bakımından ciddi meseleler içeren talepleri kabul eder.
Hukuki Değerlendirme
AİHM’in yapısının bilinmesi yalnızca kurumsal bilgi bakımından önemli değildir. Başvurunun tek yargıç, komite, Daire veya Büyük Daire tarafından incelenmesi; kararın kesinleşme zamanı, kullanılabilecek usul imkânları ve kararın uygulanma süreci bakımından doğrudan sonuç doğurur.
AİHM başvurularındaki temel güçlük, ihlal yaşandığı iddiasını uzun biçimde anlatmak değil, şikâyeti Sözleşmenin kabul edilebilirlik ve esas ölçütlerine uygun şekilde yapılandırmaktır. İç hukuk yollarının tüketilmesi, dört aylık sürenin korunması, mağdur sıfatının gösterilmesi ve ihlal iddiasının belgelerle desteklenmesi başvurunun ön koşullarıdır.
Her olumsuz ulusal karar AİHM’e taşınabilecek bir insan hakkı ihlali oluşturmaz. Buna karşılık olayın yalnız iç hukuk kavramlarıyla değerlendirilmesi ve Sözleşme boyutunun zamanında ileri sürülmemesi de hak kaybına yol açabilir.
Günser + Partners ile İletişim
AİHM başvurularında iç hukuk yollarının yanlış belirlenmesi, dört aylık sürenin kaçırılması, ihlal iddiasının ulusal makamlar önünde ileri sürülmemesi veya başvuru formunun usulüne uygun hazırlanmaması başvurunun esasına girilmeden reddedilmesine neden olabilir.
Somut olayınızın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, güncel AİHM içtihadı ve başvuru usulü çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.
Telif ve Kullanım
Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz
Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.