İçeriğe geç

Tazminat Hukuku · · ≈17 dk okuma

Malpraktis Davası: Doktor Hatasında Tazminat

Doktor hatası tazminat davasının şartları, süreleri, görevli mahkeme, deliller, aydınlatılmış onam ve kamu-özel hastane ayrımı.

Tıbbi müdahalenin beklenen sonucu vermemesi, tek başına doktor hatası bulunduğunu göstermez. Tazminat sorumluluğundan söz edilebilmesi için teşhis, tedavi, takip, aydınlatma veya sağlık hizmetinin organizasyonu sırasında tıbbi standarttan kusurlu biçimde sapıldığının ve bu sapmanın hastada zarara yol açtığının ortaya konulması gerekir. Bu nedenle malpraktis davaları, yalnızca olumsuz sağlık sonucuna değil; bütün tedavi sürecine, hasta dosyasına ve uzman bilirkişi değerlendirmesine dayanır.

Tıbbi Malpraktis Nedir?

Tıbbi malpraktis; hekimin veya sağlık kuruluşunun teşhis, tedavi, bakım, takip, aydınlatma ya da organizasyon yükümlülüklerini güncel tıp biliminin kabul ettiği standartlara uygun şekilde yerine getirmemesi nedeniyle hastanın zarar görmesidir.

Malpraktis yalnızca ameliyat sırasında yapılan açık hatalardan ibaret değildir. Aşağıdaki davranışlar da somut olayın özelliklerine göre tıbbi uygulama hatası oluşturabilir:

  • Hastanın öyküsünün gereği gibi alınmaması,
  • Gerekli tetkiklerin yapılmaması veya sonuçların değerlendirilmemesi,
  • Yanlış ya da gecikmiş teşhis,
  • Endikasyon bulunmadan müdahalede bulunulması,
  • Uygun tedavi yönteminin seçilmemesi,
  • Yanlış ilaç veya doz uygulanması,
  • Ameliyat sırasında yabancı cisim unutulması,
  • Gerekli konsültasyonun istenmemesi,
  • Hastanın erken taburcu edilmesi,
  • Komplikasyon geliştikten sonra gerekli müdahalenin yapılmaması,
  • Hastanenin yeterli personel, cihaz veya acil müdahale düzenini sağlamaması,
  • Hastanın müdahale öncesinde yeterince aydınlatılmaması.

Hekimin sorumluluğunun belirlenmesinde ölçü, aynı uzmanlık alanında çalışan makul ve özenli bir hekimin aynı koşullar altında göstermesi gereken mesleki davranıştır. Sonucun kötü olması değil, tıbbi sürecin bilimsel ve mesleki standartlara uygun yürütülüp yürütülmediği incelenir.

Malpraktis ile Komplikasyon Arasındaki Fark

Komplikasyon, gerekli dikkat ve özen gösterilmesine rağmen ortaya çıkabilen, tıbben bilinen fakat her zaman önlenemeyen istenmeyen sonuçtur. Buna karşılık malpraktis, önlenebilir bir zararın tıbbi standarda aykırı davranış nedeniyle meydana gelmesidir.

Bir sonucun tıbbi literatürde komplikasyon olarak tanımlanması, hekimi veya hastaneyi kendiliğinden sorumluluktan kurtarmaz. Şu hususların ayrıca incelenmesi gerekir:

  • Müdahale için tıbbi gereklilik bulunup bulunmadığı,
  • İşlemin doğru yöntemle ve yetkili kişilerce yapılıp yapılmadığı,
  • Komplikasyon riskinin hastaya önceden anlatılıp anlatılmadığı,
  • Komplikasyon geliştikten sonra zamanında fark edilip edilmediği,
  • Gerekli müdahale, konsültasyon veya sevkin yapılıp yapılmadığı.

Komplikasyonun hatalı yönetilmesi, başlangıçtaki tıbbi işlem kusursuz olsa bile ayrıca sorumluluk doğurabilir. "Bu bilinen bir komplikasyondur" şeklindeki soyut açıklama, tek başına hukuken yeterli değildir.

Tazminat Sorumluluğunun Şartları

Malpraktis nedeniyle tazminata hükmedilebilmesi için kural olarak dört temel unsurun birlikte bulunması gerekir.

Tıbbi standarda aykırı davranış

Hekimin teşhis, tedavi, takip veya bakım sürecinde mesleki yükümlülüklerine aykırı hareket etmiş olması gerekir. Sağlık kuruluşunun personel, cihaz, hijyen, yoğun bakım, sevk veya konsültasyon sistemindeki eksiklikleri de organizasyon kusuru oluşturabilir.

Kusur

Türk hukukunda hekimin tazminat sorumluluğu kural olarak kusura dayanır. Hekim, yaptığı işin niteliğine uygun dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Özellikle vekâlet ilişkisi kabul edilen tedavilerde hafif kusur dahi sorumluluk bakımından önem taşıyabilir.

Zarar

Bedensel bütünlüğün bozulması, çalışma gücü kaybı, tedavi gideri, bakıcı ihtiyacı, gelir kaybı, destekten yoksun kalma veya manevi zarar ortaya çıkmış olmalıdır.

Uygun illiyet bağı

Tıbbi standarda aykırı davranış ile meydana gelen zarar arasında hukuken anlamlı bir neden-sonuç bağlantısı bulunmalıdır. Hekimin kusurlu davranışı tespit edilse bile zararın bu davranıştan kaynaklandığı gösterilemiyorsa tazminat sorumluluğu doğmayabilir.

Aydınlatılmış Onam Nedir?

Hastanın bir formu imzalamış olması, her durumda geçerli aydınlatılmış onam bulunduğu anlamına gelmez. Hastaya müdahalenin amacı, niteliği, nasıl ve kim tarafından yapılacağı, önemli riskleri, muhtemel komplikasyonları, alternatif tedavi yöntemleri ve tedaviyi reddetmesinin sonuçları anlayabileceği şekilde açıklanmalıdır.

Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesi; hastalığın muhtemel sebepleri ve seyri, müdahalenin kim tarafından ve nasıl gerçekleştirileceği, alternatifler, fayda ve riskler, muhtemel komplikasyonlar, reddin sonuçları ve kullanılacak ilaçların önemli özellikleri hakkında bilgi verilmesini öngörmektedir.

Geçerli bir aydınlatma:

  • Müdahaleden önce yapılmalı,
  • Hastanın anlayabileceği dilde olmalı,
  • Somut işleme özgü riskleri içermeli,
  • Hastaya düşünme ve soru sorma imkânı vermeli,
  • Baskı veya yanıltma içermemeli,
  • Hastanın özgür iradesine dayanmalıdır.

Standart, genel ve her işlemde kullanılan matbu onam formları tek başına yeterli görülmeyebilir. Aydınlatmanın gereği gibi yapıldığını ispat yükü, uygulamada hekim ve sağlık kuruluşu üzerinde kabul edilmektedir.

Teknik uygulama kusursuz olsa bile hastanın önemli riskler ve alternatifler konusunda bilgilendirilmemesi, müdahaleyi hukuka aykırı hâle getirebilir. Bununla birlikte aydınlatma eksikliği ile talep edilen maddi veya manevi zarar arasındaki bağlantı ayrıca değerlendirilir.

Özel Hastane ve Bağımsız Hekimin Sorumluluğu

Bağımsız çalışan hekim ile hasta arasındaki ilişki çoğunlukla vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilir. Hekim hastanın mutlaka iyileşeceğini taahhüt etmez; ancak teşhis ve tedavi sürecini bilimsel standartlara uygun, dikkatli ve özenli şekilde yürütmek zorundadır.

Özel hastaneye başvurulması hâlinde hasta ile hastane arasında, öğretide ve yargı uygulamasında "hastaneye kabul sözleşmesi" olarak adlandırılan karma nitelikli bir sözleşme ilişkisi kurulur. Hastanenin sorumluluğu yalnızca hekimin tıbbi müdahalesiyle sınırlı değildir. Hastane ayrıca:

  • Yetkin personel çalıştırmak,
  • Personeli denetlemek,
  • Yeterli cihaz ve malzeme bulundurmak,
  • Sterilizasyon ve hijyeni sağlamak,
  • Acil müdahale ve yoğun bakım imkânlarını düzenlemek,
  • Branşlar arası iş birliğini sağlamak,
  • Hastanın güvenliğini korumak,
  • Kayıtları eksiksiz tutmak

zorundadır.

Bu yükümlülüklerin ihlali, hekim kusurundan bağımsız bir organizasyon kusuru meydana getirebilir.

Estetik müdahaleler her zaman eser sözleşmesi midir?

Estetik ameliyatlar, protez uygulamaları ve bazı diş tedavileri bakımından eser sözleşmesi hükümleri gündeme gelebilir. Ancak bir işlemin estetik amaçlı olması, tek başına sonuç taahhüdü bulunduğu anlamına gelmez.

Sözleşmenin niteliği belirlenirken hekimin belirli ve somut bir sonucu taahhüt edip etmediği, işlemin tedavi yönünün bulunup bulunmadığı ve tarafların iradeleri birlikte incelenmelidir. Her estetik tıbbi müdahaleyi otomatik biçimde eser sözleşmesi kabul etmek hukuken isabetli değildir.

Kamu Hastanelerinde Malpraktis Davası

Devlet hastanesi, şehir hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi, aile sağlığı merkezi veya devlet üniversitesi hastanesi gibi kamu sağlık kuruluşlarında gerçekleşen tıbbi uygulamalardan doğan tazminat istemleri kural olarak ilgili idareye yöneltilir.

Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesi gereğince, kamu görevlisinin yetkisini kullanırken işlediği kusur nedeniyle tazminat davası doğrudan kamu görevlisine değil, ilgili kamu idaresine karşı açılır. İdarenin koşulları oluştuğunda personele rücu hakkı saklıdır.

Kamu görevlisinin göreviyle hiçbir bağlantısı bulunmayan tamamen kişisel eylemleri bu kuralın dışında kalabilir. Ancak hatalı teşhis, ameliyat, takip, taburcu veya sevk gibi sağlık hizmetinin yürütülmesi sırasında meydana gelen fiillerde davanın doğrudan doktora yöneltilmesi çoğu durumda husumet ve görev sorununa yol açar.

Vakıf Üniversitesi Hastanelerinde Görevli Yargı

Vakıf üniversitesi hastanelerinde gerçekleşen tıbbi uygulamalardan doğan davalarda geçmişten beri görev uyuşmazlıkları yaşanmıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 28 Mayıs 2020 tarihli ve 2019/895 E., 2020/311 K. sayılı kararında vakıf üniversitesi hastanesinde sunulan sağlık hizmetinden doğan malpraktis uyuşmazlığının idari yargıda görülmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Bununla birlikte talebin doğrudan üniversiteye mi, hastaneyi işleten ayrı bir şirkete mi yöneltildiği, işlemin sağlık hizmeti mi yoksa ücret iadesi gibi özel hukuk ilişkisi mi olduğu ve sağlık kuruluşunun hukuki yapısı görevli yargı kolunu etkileyebilir. Dava açılmadan önce güncel Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ve somut hastanenin tüzel kişilik yapısı incelenmelidir.

Malpraktis Davası Kime Karşı Açılır?

Davalının doğru belirlenmesi, davanın esası kadar önemlidir.

Özel hastanedeki müdahalelerde kusurlu hekim, hastaneyi işleten gerçek veya tüzel kişi ve koşulları varsa mesleki sorumluluk sigortacısı gündeme gelebilir.

Bağımsız muayenehanede yapılan müdahalelerde dava kural olarak hekim veya sağlık hizmetini sunan şirket aleyhine açılır.

Kamu hastanelerinde dava, hekim yerine Sağlık Bakanlığı, üniversite veya ilgili kamu tüzel kişisine yöneltilir.

Sigorta şirketine doğrudan yöneltilen istemlerde uyuşmazlık sigorta sözleşmesinden kaynaklandığı için asliye ticaret mahkemesinin görevi gündeme gelir. Hekim, hastane ve sigortacının aynı davada gösterilmesi planlanıyorsa görev ve dava yığılması kuralları ayrıca değerlendirilmelidir.

Yanlış davalıya veya yanlış yargı kolunda dava açılması ciddi zaman kaybına, masrafa ve bazı hâllerde süre aşımına neden olabilir.

Talep Edilebilecek Maddi Tazminatlar

Bedensel zarar hâlinde Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi çerçevesinde somut olayın özelliğine göre şu zararlar talep edilebilir:

  • Tedavi ve ilaç giderleri,
  • Yeniden ameliyat giderleri,
  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon masrafları,
  • Protez, tıbbi cihaz ve yardımcı araç giderleri,
  • Bakıcı giderleri,
  • Geçici iş göremezlik zararı,
  • Sürekli çalışma gücü kaybı,
  • Meslekte kazanma gücü kaybı,
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar,
  • Ulaşım ve zorunlu konaklama giderleri,
  • İleride yapılması zorunlu tedavilerin giderleri.

Ölüm hâlinde cenaze giderleri, ölümden önce yapılmış tedavi masrafları, çalışma gücü kaybından doğan zararlar ve ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların zararları talep edilebilir.

Tazminat hesabında yalnızca mevcut faturalar esas alınmaz. Kalıcı maluliyet, gelecekteki bakım ihtiyacı, yaş, gelir, meslek ve beklenen yaşam süresi gibi unsurlar aktüerya ve tıp bilirkişileri tarafından değerlendirilir.

Manevi Tazminat Talebi

Tıbbi hata nedeniyle bedensel veya ruhsal bütünlüğü zarar gören hasta manevi tazminat isteyebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde hastanın yakınları da koşulları varsa manevi tazminat talebinde bulunabilir.

Manevi tazminatın amacı zararı aynen gidermek veya cezalandırma sağlamak değildir. Yaşanan acı, elem ve hayat düzenindeki ağır bozulma karşılığında uygun bir tatmin sağlamaktır.

Miktar belirlenirken zararın ağırlığı, kalıcı etkileri, tarafların kusur durumu, hastanın yaşı, tedavi süreci ve olayın kişisel yaşam üzerindeki sonuçları dikkate alınır.

Özel Hastane ve Hekim Davalarında Görevli Mahkeme

Bağımsız hekim veya özel hastaneden alınan sağlık hizmeti, hastanın tüketici olduğu durumlarda tüketici işlemi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle özel hastane veya bağımsız hekim aleyhine sözleşmeye dayalı açılacak malpraktis davalarında kural olarak tüketici mahkemesi görevlidir.

Tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, tüketici mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Dava sadece haksız fiile dayandırılmış olsa bile taraflar arasında sağlık hizmeti sözleşmesi bulunması hâlinde görev, hukuki ilişkinin bütünü dikkate alınarak belirlenir. Davacının dava dilekçesinde kullandığı hukuki nitelendirme mahkemeyi bağlamaz.

Özel Sağlık Kuruluşlarında Zorunlu Arabuluculuk

Tüketici mahkemesinde açılacak uyuşmazlıklarda, 6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesi gereğince kural olarak dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Sağlık hukukundan kaynaklanan tüketici uyuşmazlıkları da bu sistem içinde değerlendirilmektedir.

Arabuluculuk başvurusu yapılmadan doğrudan dava açılması, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesine yol açabilir.

Başvuruda yalnızca "doktor hatası" denilmesiyle yetinilmemeli; müdahale tarihi, sağlık kuruluşu, iddia edilen hata, oluşan zarar ve talep kalemleri yeterince açıklanmalıdır. Zamanaşımının durması ve tarafların doğru şekilde sürece dâhil edilmesi bakımından başvurunun içeriği önemlidir.

Kamu Hastanelerinde İdareye Başvuru ve Dava Süresi

Kamu hastanesinde gerçekleşen tıbbi müdahale nedeniyle tam yargı davası açılmadan önce İYUK'un 13. maddesi uyarınca ilgili idareye yazılı başvuruda bulunulması gerekir.

Başvuru:

  • Tıbbi eylemin ve zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde,
  • Her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yapılmalıdır.

"Öğrenme tarihi", yalnızca müdahalenin yapıldığı tarih değildir. Zararın tıbbi uygulamayla bağlantısının makul biçimde anlaşılabildiği tarih somut olayda önem taşıyabilir. Ancak bu yaklaşım, beş yıllık üst süreyi kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

İdare başvuruyu açıkça reddederse ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren; başvuruya 30 gün içinde cevap vermezse, zımni ret tarihinden itibaren genel olarak 60 gün içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır. Güncel İYUK düzenlemesinde idarenin cevap vermemesi bakımından esas alınan süre 30 gündür.

Başvuruda tazminat türlerinin ve mümkünse miktarlarının belirtilmesi gerekir. Dava dilekçesinde idari başvuruda hiç ileri sürülmemiş yeni taleplerin eklenmesi çeşitli usul tartışmalarına yol açabilir.

Yetkili Mahkeme Nasıl Belirlenir?

Özel hastane ve hekim davalarında yetki

Özel hukuk kapsamında açılacak davalarda olayın özelliğine göre:

  • Davalının yerleşim yeri,
  • Sözleşmenin ifa edildiği yer,
  • Haksız fiilin işlendiği yer,
  • Zararın meydana geldiği yer,
  • Zarar görenin yerleşim yeri,
  • Tüketicinin yerleşim yeri

mahkemelerinin yetkisi gündeme gelebilir.

Kamu hastanelerinde yetki

Kamu hastanesine karşı açılacak tam yargı davalarında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki hükümleri değil, İYUK'un 36. maddesi uygulanır.

İdari eylemden doğan tam yargı davalarında yetkili idare mahkemesi; sırasıyla idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili yer, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer ve diğer hâllerde davacının yerleşim yeri esaslarına göre belirlenir.

Kamu hastanesinin bulunduğu yer ile hastanın ikametgâhının farklı olması hâlinde doğrudan HMK hükümlerine dayanarak seçim yapılması doğru değildir.

Özel Hastane Davalarında Zamanaşımı

Özel hekim ve hastanelere karşı açılacak davalarda uygulanacak zamanaşımı, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ve ileri sürülen talebin niteliğine göre belirlenir.

Haksız fiile dayalı talepler

TBK'nın 72. maddesine göre tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl; her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde ileri sürülmelidir.

Fiil aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa, haksız fiile dayalı tazminat talebinde daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanabilir.

Vekâlet sözleşmesine dayalı talepler

Tedavi ilişkisinin vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirildiği durumlarda TBK'nın özel zamanaşımı hükümleri gereğince beş yıllık süre gündeme gelir.

Eser sözleşmesine dayalı talepler

Sonuç taahhüdü içeren estetik veya protez uygulamalarında TBK'nın eser sözleşmesine ilişkin 147/6 ve 478. maddelerinin hangi kapsamda uygulanacağı somut talebe göre incelenmelidir.

"Ağır kusur varsa bütün malpraktis davalarında zamanaşımı yirmi yıldır" şeklindeki genelleme doğru değildir. TBK'nın 478. maddesindeki yirmi yıllık süre, ayıplı eser ve yüklenicinin ağır kusuru bağlamında özel şartlara bağlıdır. Talebin ayıplı eser, genel sözleşmeye aykırılık veya haksız fiil niteliğinde olması sonucu değiştirebilir.

Dava açılmadan önce tek bir süreye güvenilmemeli; sözleşmenin niteliği, olay tarihi, zararın öğrenildiği tarih, ceza soruşturması ve arabuluculuk süreci birlikte değerlendirilmelidir.

İspat Yükü Kimdedir?

Genel kural uyarınca herkes, hakkını dayandırdığı vakıaları ispat etmekle yükümlüdür. Hasta veya yakınları:

  • Tıbbi standarda aykırılığı,
  • Meydana gelen zararı,
  • Zarar ile tıbbi uygulama arasındaki bağlantıyı

ortaya koymalıdır.

Buna karşılık aydınlatılmış onamın gereği gibi alındığını ispat yükü uygulamada hekim veya sağlık kuruluşuna yüklenmektedir.

Tıbbi konular teknik bilgi gerektirdiğinden kusur ve illiyet bağı çoğunlukla bilirkişi raporuyla belirlenir. Ancak bilirkişi raporu hâkimi otomatik olarak bağlamaz. Raporun uzmanlık alanına uygun bir kurul tarafından hazırlanması, dosyadaki bütün tıbbi kayıtları değerlendirmesi ve ulaşılan sonucu bilimsel gerekçelerle açıklaması gerekir.

HMK'nın 281. maddesi uyarınca taraflar, bilirkişi raporundaki eksikliklerin tamamlatılmasını, belirsiz hususların açıklanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını raporun tebliğinden itibaren iki hafta içinde isteyebilir.

Malpraktis Davalarında Kullanılabilecek Deliller

Tıbbi malpraktis dosyalarında en önemli delil, eksiksiz hasta dosyasıdır. Şu belgeler mümkün olduğunca erken temin edilmelidir:

  • Muayene ve anamnez kayıtları,
  • Epikriz raporları,
  • Ameliyat notları,
  • Anestezi takip formları,
  • Hemşire gözlem kayıtları,
  • Konsültasyon istem ve cevapları,
  • Laboratuvar sonuçları,
  • Röntgen, MR, tomografi ve ultrason görüntüleri,
  • İlaç uygulama çizelgeleri,
  • Yoğun bakım kayıtları,
  • Sevk ve taburcu belgeleri,
  • Aydınlatılmış onam formları,
  • Hastane faturaları ve tedavi giderleri,
  • SGK kayıtları,
  • Fotoğraf ve video kayıtları,
  • Taraflar arasındaki mesaj ve yazışmalar,
  • Tanık anlatımları,
  • Ceza veya disiplin soruşturması belgeleri.

Sağlık kuruluşundan yalnızca epikriz raporu alınması çoğu zaman yeterli değildir. Epikriz, tedavi sürecinin kısa özetidir; ayrıntılı hasta dosyasının yerini tutmaz.

Kayıtların kaybolması veya değiştirilmesi ihtimali varsa delil tespiti, kurumdan kayıtların celbi ve dijital görüntülerin asıllarıyla korunması gündeme alınmalıdır.

Bilirkişi Raporunda Hangi Sorular Cevaplanmalıdır?

Sağlıklı bir bilirkişi incelemesi en azından şu sorulara açık cevap vermelidir:

  • Müdahale için doğru endikasyon var mıydı?
  • Teşhis için gerekli muayene ve tetkikler yapıldı mı?
  • Seçilen yöntem olay tarihindeki tıbbi standartlara uygun muydu?
  • Müdahale yetkili ve yeterli uzmanlığa sahip kişilerce mi yapıldı?
  • Zarar bir komplikasyon mu, yoksa önlenebilir uygulama hatası mıydı?
  • Komplikasyon zamanında fark edildi ve doğru yönetildi mi?
  • Konsültasyon veya sevk gerekli miydi?
  • Hastane organizasyonunda eksiklik var mıydı?
  • Hastaya yeterli ve işleme özgü aydınlatma yapıldı mı?
  • İddia edilen hata ile zarar arasında uygun illiyet bağı var mı?
  • Zararın oluşumunda hastanın mevcut hastalıklarının veya başka etkenlerin payı nedir?

"Doktorun uygulaması tıp kurallarına uygundur" şeklindeki gerekçesiz tek cümlelik raporlar hüküm kurmaya elverişli değildir. Her iddia, dosyadaki kayıtlarla ilişkilendirilerek ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Belirsiz Alacak Davası Açılabilir mi?

Malpraktis nedeniyle sürekli iş göremezlik, gelecekteki bakım gideri ve gelir kaybı gibi zararların dava açıldığı tarihte tam olarak hesaplanması çoğu zaman mümkün değildir.

Talep miktarının bilirkişi incelemesi ve maluliyet raporuyla belirlenebildiği durumlarda HMK'nın 107. maddesi kapsamında belirsiz alacak davası açılması gündeme gelebilir. Ancak manevi tazminat ve dava tarihinde belirlenebilir durumdaki bazı zararlar bakımından belirsiz alacak hükümlerinin uygulanması farklı değerlendirilir.

Talep türlerinin birbirinden ayrılması, başlangıç miktarının gerçekçi belirlenmesi ve artırıma ilişkin usulün zamanında yerine getirilmesi gerekir.

Malpraktis Nedeniyle Ceza Sorumluluğu

Tıbbi uygulama hatası yaralanmaya yol açmışsa taksirle yaralama, ölüme yol açmışsa taksirle öldürme suçu gündeme gelebilir. Ancak olumsuz sonuç doğuran her tıbbi müdahale suç oluşturmaz.

Ceza sorumluluğu için:

  • Hekimin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması,
  • Neticenin öngörülebilir olması,
  • Kusurlu davranış ile yaralanma veya ölüm arasında nedensellik bağının bulunması

gerekir.

Tazminat davası ile ceza soruşturması birbirinden bağımsız hukuki yollardır. Ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi, hukuk veya idare mahkemesinin mutlaka tazminat talebini reddetmesini gerektirmez. Aynı şekilde ceza mahkûmiyeti de zarar miktarını kendiliğinden belirlemez.

Mesleki Sorumluluk Kurulu İzni

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 18. maddesiyle, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapılan muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlemler nedeniyle yürütülecek bazı ceza soruşturmaları bakımından Mesleki Sorumluluk Kurulu izin sistemi getirilmiştir.

Düzenleme, yalnızca kamu hastanelerindeki sağlık çalışanlarını değil; kanundaki şartlar çerçevesinde özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde çalışan sağlık meslek mensuplarını da kapsayabilmektedir. Bununla birlikte 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesindeki özel soruşturma usulüne tabi kişiler kapsam dışında tutulmuştur.

Bu izin sistemi, hastanın tazminat davası açma hakkını ortadan kaldırmaz. Ceza soruşturması izni ile maddi ve manevi tazminat istemi birbirinden farklı hukuki süreçlerdir.

Anayasa Mahkemesi, E.2022/90, K.2023/201 sayılı ve 30 Kasım 2023 tarihli kararında Mesleki Sorumluluk Kurulunun rücu yetkisine ilişkin düzenlemeyi kamu kurum ve kuruluşları bakımından hukuka uygun bulmuş; devlet üniversiteleri yönünden üniversitelerin idari ve mali özerkliği gerekçesiyle iptal etmiştir.

Yüksek Mahkemelerin Temel Yaklaşımı

Yargıtay ve Danıştay uygulamasında öne çıkan ortak ilkeler şunlardır:

  • Hekim, sonucu garanti etmekten çok tedavi sürecini özenle yürütmekle yükümlüdür.
  • Hafif kusur, özellikle vekâlet ilişkisi bakımından sorumluluğa yol açabilir.
  • Komplikasyon savunması, tıbbi standart, aydınlatma ve komplikasyon yönetimi incelenmeden kabul edilemez.
  • Aydınlatılmış onamın varlığını sağlık kuruluşu veya hekim ispatlamalıdır.
  • Hastane, hekimin davranışının yanında kendi organizasyon kusurundan da sorumludur.
  • Bilirkişi raporu uzman, gerekçeli, denetlenebilir ve somut olayın bütün özelliklerini karşılayacak nitelikte olmalıdır.
  • Kamu görevlisinin sağlık hizmetinin yürütülmesi sırasındaki kusurundan doğan tazminat istemi kural olarak idareye yöneltilmelidir.
  • Görevli yargı ve doğru davalı, sağlık kuruluşunun hukuki statüsüne göre belirlenmelidir.

Kamu görevlisinin görevi sırasında gerçekleştirdiği tıbbi uygulamalarda doğrudan doktora dava açılmaması gerektiğini kabul eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1 Şubat 2012 tarihli, 2011/4-592 E. ve 2012/25 K. sayılı kararı bu yaklaşımın önemli örneklerinden biridir.

Doktrindeki ve Uygulamadaki Tartışmalar

Malpraktis hukukundaki başlıca tartışma, kötü tıbbi sonuç ile kusurlu tıbbi uygulamanın birbirinden nasıl ayrılacağıdır. Tıp biliminin kesin sonuç vermemesi, bilirkişi incelemesini zorunlu kılar; ancak bilirkişinin tıbbi değerlendirme yaparken hukuki sorumluluğa ilişkin nihai kararı vermemesi gerekir.

Bir diğer tartışma, estetik müdahalelerin hukuki niteliğidir. Belirli bir görünüm veya sonucu açıkça taahhüt eden işlemler eser sözleşmesine yaklaşırken, tedavi yönü ağır basan müdahalelerde vekâlet hükümleri uygulanabilir.

Aydınlatma yükümlülüğünün ihlalinde hangi zararların tazmin edileceği de somut olayın özelliklerine bağlıdır. Teknik tıbbi hata bulunmadığı hâlde yalnızca aydınlatma eksikliği saptanması, bütün maddi zararların otomatik olarak karşılanacağı anlamına gelmez. Hastanın yeterince aydınlatılmış olsaydı müdahaleyi reddedip reddetmeyeceği ve gerçekleşen risk ile aydınlatma eksikliği arasındaki bağlantı ayrıca incelenir.

Somut Olaylarda Dikkat Edilmesi Gerekenler

Malpraktis şüphesi bulunan bir olayda ilk yapılması gereken, tıbbi sonucun nedenini kişisel kanaatle belirlemek değil, bütün sağlık kayıtlarını toplamaktır.

Başvuru ve dava öncesinde:

  • Sağlık kuruluşunun kamu, özel veya vakıf üniversitesi statüsü belirlenmeli,
  • Bütün hasta dosyası yazılı olarak istenmeli,
  • Dijital görüntülerin asılları alınmalı,
  • Olayın kronolojik özeti hazırlanmalı,
  • İddia edilen hata her aşama bakımından ayrı ayrı açıklanmalı,
  • Zarar kalemleri belgelendirilmeli,
  • Süreler olay ve öğrenme tarihine göre hesaplanmalı,
  • Doğru davalı ve görevli yargı belirlenmeli,
  • Gerekli ise arabuluculuk veya idari başvuru tamamlanmalıdır.

Tıbbi dosya uzman hekim görüşü alınmadan yalnızca sonuç üzerinden değerlendirilmemelidir. Hastanın iyileşmemesi veya yeni bir ameliyata ihtiyaç duyması, tek başına kusurun kanıtı değildir.

Sık Yapılan Hatalar

Yalnızca epikriz raporuyla dava açmak

Epikriz raporu, ayrıntılı ameliyat, anestezi, hemşire gözlem ve konsültasyon kayıtlarını içermez. Tam dosya alınmalıdır.

Kamu hastanesindeki doktora doğrudan dava açmak

Sağlık hizmetiyle bağlantılı kusurlarda dava kural olarak ilgili idareye yöneltilmelidir.

İdareye başvuru süresini kaçırmak

Bir yıllık öğrenme ve beş yıllık üst süre ciddi hak kaybına neden olabilir.

Arabulucuya başvurmadan tüketici davası açmak

Dava şartı arabuluculuk tamamlanmadığında dava usulden reddedilebilir.

Her kötü sonucu malpraktis saymak

Olumsuz sonuç, komplikasyon veya hastalığın doğal seyri olabilir. Tıbbi standarttan sapma ayrıca gösterilmelidir.

Genel onam formunu yeterli kabul etmek

Formun somut müdahalenin önemli risklerini ve alternatiflerini içerip içermediği incelenmelidir.

Bilirkişi raporuna süresinde itiraz etmemek

Uzmanlık alanı, kayıt eksikliği, çelişki ve gerekçe yetersizliği gibi itirazlar somutlaştırılmalıdır.

Tazminat miktarını dayanaksız belirlemek

Maddi zarar, maluliyet, gelir ve bakım ihtiyacı üzerinden hesaplanmalı; manevi tazminat talebi olayın ağırlığıyla uyumlu olmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Ameliyatın başarısız olması doktor hatası mıdır?

Hayır. Ameliyatın beklenen sonucu vermemesi tek başına malpraktis değildir. Müdahalenin tıbbi standartlara aykırı yapıldığı veya gerekli özenin gösterilmediği ortaya konulmalıdır.

Onam formunu imzalayan hasta dava açabilir mi?

Evet. Onam formu, hekimin kusurlu uygulamasına önceden izin verildiği anlamına gelmez. Ayrıca formun yeterli aydınlatma içerip içermediği incelenir.

Komplikasyon meydana gelirse tazminat alınamaz mı?

Bu şekilde kesin bir kural yoktur. Komplikasyonun önlenebilir olup olmadığı, hastanın bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği araştırılır.

Kamu hastanesindeki doktor şahsen dava edilebilir mi?

Sağlık hizmetinin yürütülmesi sırasında gerçekleşen kusurlarda dava kural olarak doğrudan doktora değil, ilgili kamu idaresine karşı açılır.

Özel hastane yalnızca çalışan doktorun hatasından mı sorumludur?

Hayır. Hastane; personel seçimi, cihaz, hijyen, yoğun bakım, güvenlik, kayıt, konsültasyon ve sevk düzenindeki kendi organizasyon kusurundan da sorumlu olabilir.

Ceza davası açılmadan tazminat davası açılabilir mi?

Evet. Ceza soruşturması tazminat davasının zorunlu ön şartı değildir. Ancak ceza dosyasındaki deliller, bilirkişi raporları ve kesinleşen maddi vakıalar tazminat yargılamasında önem taşıyabilir.

Tıbbi kayıtları hastane vermiyorsa ne yapılabilir?

Yazılı başvuru yapılabilir; dava öncesinde delil tespiti veya dava sırasında mahkeme aracılığıyla kayıtların celbi istenebilir. Kayıtların eksik tutulması veya ibraz edilmemesi ispat değerlendirmesinde sağlık kuruluşu aleyhine sonuç doğurabilir.

Malpraktis davası ne kadar sürer?

Süre; dosyanın kapsamına, bilirkişi incelemelerine, görev itirazlarına, maluliyetin kesinleşmesine ve kanun yolu aşamalarına göre değişir. Tıbbi kayıtların eksiksiz toplanması ve uyuşmazlığın doğru yargı kolunda açılması sürecin gereksiz uzamasını önleyebilir.

Hukuki Değerlendirme

Malpraktis davalarının merkezinde kötü sağlık sonucu değil, tıbbi sürecin hukuka ve bilime uygun yürütülüp yürütülmediği yer alır. Hekimin tanı ve tedavi tercihi, olay tarihindeki tıbbi imkânlara göre değerlendirilmelidir. Daha sonra ortaya çıkan bilimsel gelişmeler geçmişteki müdahaleye doğrudan ölçü yapılamaz.

Buna karşılık eksik anamnez, yapılması zorunlu tetkikin yapılmaması, açık risklere rağmen hastanın izlenmemesi, gerekli konsültasyonun istenmemesi, erken taburcu, yetersiz sevk, geç müdahale veya organizasyon eksikliği "komplikasyon" açıklamasıyla geçiştirilemez.

Sağlıklı bir hukuki inceleme; hastanın ilk başvurusundan son kontrole kadar bütün kronolojiyi, sağlık personelinin görev dağılımını, tıbbi kayıtları, aydınlatma sürecini ve zarar ile uygulama arasındaki illiyet bağını birlikte ele almalıdır.

Günser + Partners ile İletişim

Doktor hatası iddiası bulunan uyuşmazlıklarda görevli yargı kolunun yanlış belirlenmesi, idari başvuru veya dava süresinin kaçırılması, arabuluculuk şartının yerine getirilmemesi ya da tıbbi kayıtların zamanında toplanmaması hak kaybına yol açabilir.

Her tıbbi müdahale ve her hasta dosyası kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Olumsuz sağlık sonucu tek başına kusuru göstermediği gibi, bir sonucun komplikasyon olarak adlandırılması da sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Somut olayınızın güncel mevzuat, tıbbi kayıtlar ve yargı kararları çerçevesinde incelenmesi; görevli merci, süreler, deliller ve talep edilebilecek zarar kalemlerinin belirlenmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.

Telif ve Kullanım

Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi

Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz

Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.