İçeriğe geç

İdare Hukuku · · ≈20 dk okuma

Tam Yargı Davası Nedir? İdareye Karşı Tazminat Davası

Tam yargı davasında idareye başvuru, dava süreleri, görevli mahkeme, hizmet kusuru, maddi ve manevi tazminat şartları.

İdarenin hukuka aykırı işlemi, hizmet kusuru, ihmali veya doğrudan eylemi nedeniyle zarara uğrayan kişi, zararının giderilmesini tam yargı davasıyla talep edebilir. Ancak idareye karşı açılan tazminat davası, özel hukuktaki sıradan bir tazminat davası değildir. Zararı doğuran davranışın idari işlem mi yoksa idari eylem mi olduğu; başvuru zorunluluğunu, dava süresini ve izlenecek usulü doğrudan değiştirir.

Bu davalarda en ağır hak kayıpları çoğu zaman zararın bulunmamasından değil, sürenin yanlış hesaplanmasından, yanlış idareye başvurulmasından veya davanın görevli olmayan yargı kolunda açılmasından kaynaklanır.

Tam Yargı Davasının Hukuki Dayanağı

Anayasa’nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır ve idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise idari eylem ve işlemler nedeniyle kişisel hakları doğrudan ihlal edilen kişiler tarafından açılan davalar, tam yargı davası olarak tanımlanmıştır.

Tam yargı davası, idarenin mali sorumluluğunun yargı kararıyla belirlenmesini sağlayan dava türüdür. Mahkeme yalnızca idari davranışın hukuka uygunluğunu incelemez. Bunun yanında gerçek bir zararın bulunup bulunmadığını, zararın idareye yüklenebilir olup olmadığını, nedensellik bağını ve ödenecek tazminatın miktarını da değerlendirir.

İptal Davası ile Tam Yargı Davası Arasındaki Fark

İptal davasında amaç, hukuka aykırı idari işlemin hukuk düzeninden kaldırılmasıdır. Tam yargı davasında ise kişinin ihlal edilen hakkının veya uğradığı zararın giderilmesi istenir.

Bir idari işlem hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiş olsa bile tazminat kendiliğinden doğmaz. Davacı ayrıca;

  • Gerçek ve kesin bir zararın bulunduğunu,
  • Zararın hukuka aykırı işlem nedeniyle meydana geldiğini,
  • İşlem ile zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunduğunu,
  • Talep ettiği maddi ve manevi tazminatın dayanaklarını

ortaya koymalıdır.

Buna karşılık bir işlemin iptal edilmemiş olması da her durumda tam yargı davası açılmasına engel değildir. İYUK m.12, idari işlem nedeniyle doğrudan tam yargı davası açılmasına veya iptal ve tam yargı davalarının birlikte açılmasına imkân tanımaktadır.

Tam Yargı Davası Hangi Durumlarda Açılabilir?

İdarenin sorumluluğu yalnızca açıkça hukuka aykırı kararlarla sınırlı değildir. Kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi yürütülmemesi de tazminat sorumluluğu doğurabilir.

Uygulamada tam yargı davalarına konu olabilen başlıca durumlar şunlardır:

  • Hukuka aykırı atama, görevden çıkarma veya disiplin işlemleri,
  • Ruhsatın, iznin veya faaliyetin hukuka aykırı biçimde sona erdirilmesi,
  • Kamu hastanelerinde teşhis, tedavi, takip veya organizasyon hataları,
  • Yol, altyapı, rögar, kanalizasyon ve trafik güvenliği hizmetlerindeki eksiklikler,
  • Kamu binası veya tesisinde gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması,
  • İmar planı veya kamusal tahsis nedeniyle mülkiyet hakkının uzun süre kısıtlanması,
  • İdari sözleşmelerin uygulanmasından doğan zararlar,
  • Mahkeme kararının idare tarafından zamanında veya gereği gibi uygulanmaması,
  • Kamu görevlisinin görev sırasında veya kamu yetkisini kullanırken verdiği zararlar.

Her olayda önce zararın hangi idari faaliyet nedeniyle doğduğu belirlenmelidir. Aynı maddi olay, hukuki sebebine göre adli yargının veya idari yargının görev alanına girebilir.

İdari İşlem ile İdari Eylem Ayrımı Neden Önemlidir?

Tam yargı davalarında ilk ve en önemli ayrım, zararın bir idari işlemden mi yoksa idari eylemden mi kaynaklandığıdır.

İdari işlemden doğan zarar

İdari işlem; idarenin kamu gücünü kullanarak tek yanlı biçimde hukuki sonuç doğuran irade açıklamasıdır. Atama, görevden çıkarma, ruhsat iptali, disiplin cezası, ihaleden yasaklama veya yıkım kararı bu kapsama girebilir.

İdari işlemden doğan zararlarda İYUK m.12 uygulanır. İlgili kişi;

  • Doğrudan tam yargı davası açabilir.
  • İptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilir.
  • Önce iptal davası açıp kararın veya kanun yolu sonucunda verilen kararın tebliğinden sonra tam yargı davası açabilir.
  • İşlemin uygulanmasıyla zarar doğmuşsa, icra tarihinden itibaren tam yargı davası açabilir.

Kanun, iptal davasından sonraki süreyi her durumda kararın kesinleşmesine değil, kararın veya kanun yolu sonucunda verilen kararın tebliğine bağlamaktadır. Bu ayrım süre hesabında gözden kaçırılmamalıdır.

İdari eylemden doğan zarar

İdari eylem, idarenin fiilî davranışı veya yapması gereken bir faaliyeti yerine getirmemesidir. Yol bakımının yapılmaması, kamu hastanesinde gerekli tıbbi takibin yürütülmemesi, altyapı çalışması sırasında taşınmaza zarar verilmesi veya tehlikeli kamu tesisinde güvenlik önlemi alınmaması idari eylem niteliğinde olabilir.

İdari eylemden doğan zararlar bakımından doğrudan dava açılması kural olarak mümkün değildir. Önce İYUK m.13 uyarınca ilgili idareye başvurularak zararın giderilmesi istenmelidir.

Bir dilekçeye “itiraz”, “şikâyet” veya “tazminat başvurusu” denilmesi tek başına uygulanacak maddeyi belirlemez. Başvurunun hukuki niteliği, zararı doğuran idari davranışa göre belirlenir.

İdarenin Tazminat Sorumluluğunun Şartları

İdarenin maddi veya manevi tazminat ödemekle sorumlu tutulabilmesi için aşağıdaki unsurların somut olayda bulunması gerekir.

İdareye yüklenebilir bir faaliyet bulunmalıdır

Zarar, idarenin işlemine, eylemine, ihmaline veya kamu hizmetinin yürütülmesine bağlanabilmelidir. İdareyle ilgisi bulunmayan özel bir davranıştan doğan zarar, sırf taraflardan biri kamu görevlisi olduğu için idari uyuşmazlık hâline gelmez.

Zarar gerçek ve belirlenebilir olmalıdır

Muhtemel, varsayımsal veya gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan zararlar kural olarak tazmin edilmez. Zararın gerçekleşmiş veya gerçekleşmesinin muhakkak olması gerekir.

Bununla birlikte zararın etkilerinin devam etmesi, tek başına davanın erken açıldığı anlamına gelmez. Zararın belirli bir dönem bakımından gerçekleşmiş ve hesaplanabilir olması yeterli olabilir.

Nedensellik bağı bulunmalıdır

Zarar, idari işlem veya eylemin uygun sonucu olmalıdır. Zarar görenin kendi ağır kusuru, üçüncü kişinin bağımsız davranışı veya mücbir sebep nedensellik bağını tamamen ortadan kaldırabilir. Daha hafif kusur hâllerinde ise tazminattan indirim yapılması gündeme gelebilir.

Hukuken korunabilir bir hak ihlal edilmelidir

Tam yargı davasında yalnızca genel bir rahatsızlık veya soyut hukuka aykırılık yeterli değildir. Davacının kişisel hakkının doğrudan ihlal edilmiş olması gerekir.

Hizmet Kusuru Nedir?

Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişinde ortaya çıkan nesnel aksaklıktır.

Yerleşik idari yargı uygulamasında hizmet kusuru üç biçimde ortaya çıkar:

Hizmetin hiç işlememesi

İdarenin yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmeti hiç sunmamasıdır. Yapılması zorunlu denetimin yapılmaması veya tehlikeli durumun bildirilmesine rağmen hiçbir önlem alınmaması buna örnek gösterilebilir.

Hizmetin geç işlemesi

Hizmet sunulmuş olmakla birlikte kabul edilebilir ve makul sürede yerine getirilmemiştir. Acil sağlık hizmetinin organizasyon eksikliği nedeniyle gecikmesi veya mahkeme kararının uzun süre uygulanmaması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Hizmetin kötü işlemesi

Kamu hizmeti yürütülmüş, ancak gereken dikkat, özen, organizasyon veya teknik standart sağlanmamıştır. Yanlış tıbbi teşhis, eksik yol işaretlemesi veya kamu tesisindeki güvenlik eksikliği bu başlık altında incelenebilir.

Hizmet kusuru, mutlaka belirli bir memurun şahsi kusurunun ispatlanmasını gerektirmez. Personel eksikliği, kurum içi organizasyon bozukluğu, kayıt tutulmaması, gerekli araçların sağlanmaması veya denetim mekanizmasının kurulmaması da doğrudan idarenin hizmet kusuruna yol açabilir. Danıştay, hizmet kusurunu idarenin asli ve doğrudan sorumluluk nedeni olarak kabul etmektedir.

İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

Bazı olaylarda idarenin hizmet kusuru bulunmasa bile zararın yalnızca zarar gören üzerinde bırakılması hakkaniyete uygun olmayabilir. İdarenin tehlikeli faaliyetleri veya kamu hizmeti nedeniyle belirli kişilerin olağan dışı ve özel bir külfete katlanması, kusursuz sorumluluk esaslarının uygulanmasını gerektirebilir.

Kusursuz sorumluluk öğretide ve yargı uygulamasında ağırlıklı olarak;

  • Tehlike veya risk ilkesi,
  • Mesleki risk,
  • Kamu külfetleri karşısında eşitlik,
  • Fedakârlığın denkleştirilmesi

ilkeleri üzerinden açıklanmaktadır.

Kusursuz sorumluluk, zarar ile idari faaliyet arasındaki nedensellik bağını ortadan kaldırmaz. Kural olarak zarar, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmalıdır.

İdarenin sorumluluğunun hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk olmak üzere iki ana temelde incelendiği öğretide de kabul edilmektedir. Hangi sorumluluk ilkesinin uygulanacağı, olayın niteliğine ve zarar gören kişinin kamu hizmeti karşısındaki konumuna göre belirlenir.

Sosyal risk ilkesinin sınırı

Sosyal risk ilkesi, nedensellik bağının aranmadığı genel bir tazminat yolu değildir. Terör eylemleri ve terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle doğan maddi zararlar bakımından 5233 sayılı Kanun’da özel bir başvuru ve tazmin sistemi bulunmaktadır.

Bu tür olaylarda doğrudan genel İYUK hükümleriyle hareket edilmeden önce özel kanunun kapsamı, başvuru mercii ve süreleri ayrıca incelenmelidir. Her toplumsal olay veya münferit suç, sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmez.

Maddi Tazminat Kapsamında Neler İstenebilir?

Maddi tazminatın amacı, idari işlem veya eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin malvarlığının bulunacağı durum ile mevcut durum arasındaki farkı gidermektir.

Somut olayın niteliğine göre;

  • Tedavi ve bakım giderleri,
  • Geçici veya sürekli iş göremezlik zararı,
  • Çalışma gücü kaybı,
  • Destekten yoksun kalma zararı,
  • Kazanç ve gelir kaybı,
  • Taşınır veya taşınmazdaki değer kaybı,
  • Hukuka aykırı işlem nedeniyle alınamayan parasal haklar,
  • Onarım ve yeniden yapım giderleri,
  • Zorunlu seyahat ve tedavi masrafları

talep edilebilir.

Her zarar kalemi ayrı ayrı açıklanmalı ve mümkün olduğu ölçüde belgeye bağlanmalıdır. “Tüm maddi zararların ödenmesi” şeklindeki soyut bir talep, sağlıklı bir tazminat hesabı için yeterli değildir.

Manevi Tazminat Hangi Durumlarda İstenebilir?

Manevi tazminat, kişinin malvarlığındaki eksilmeyi değil; yaşadığı acı, elem, üzüntü, itibar kaybı ve kişilik değerlerindeki ihlali gidermeye yöneliktir.

Vücut bütünlüğünün zarar görmesi, yakın bir kişinin ölümü, ağır sağlık hizmeti kusuru, hukuka aykırı özgürlük kısıtlaması, mesleki itibarın zedelenmesi veya idarenin ağır ve uzun süreli hukuka aykırı tutumu manevi tazminatı gündeme getirebilir.

Talep edilen miktarın belirlenmesinde;

  • Zararın ağırlığı,
  • İhlalin süresi,
  • İdarenin kusurunun niteliği,
  • Bedensel veya ruhsal etkiler,
  • Davacının olaydan etkilenme derecesi,
  • Hakkaniyet ve ölçülülük

dikkate alınır.

Manevi tazminatın amacı zarar göreni zenginleştirmek değildir. Ancak yalnızca sembolik kalan ve ihlalin ağırlığını karşılamayan miktarlar da gerçek bir giderim sağlamaz.

Tam Yargı Davası Açma Süresi

Süre hesabı, zararın idari işlemden mi yoksa idari eylemden mi doğduğuna göre yapılmalıdır.

Zararın kaynağıÖn başvuruTemel süre
İdari işlemKural olarak zorunlu değildirİdare mahkemelerinde genel olarak 60 gün, vergi mahkemelerinde 30 gün
İdari eylemİYUK m.13 uyarınca zorunludurÖğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde eylemden itibaren 5 yıl içinde idareye başvuru
Özel kanuna tabi uyuşmazlıkÖzel düzenlemeye göre değişirÖzel kanundaki süre uygulanır

Bu süreler olağan özel hukuk zamanaşımı süreleri gibi değerlendirilmez. Süre aşımı, idari yargı yerince ilk inceleme aşamasında ve re’sen dikkate alınır.

İdari eylemlerde bir yıllık ve beş yıllık süre

İYUK m.13 uyarınca idari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişi;

  • Eylemi yazılı bildirim veya başka şekilde öğrendiği tarihten itibaren bir yıl,
  • Her durumda eylem tarihinden itibaren beş yıl

içinde ilgili idareye başvurmalıdır.

Öğrenme tarihi her olayda yalnızca kazanın veya müdahalenin gerçekleştiği gün değildir. Zararlı sonucun, zararın kapsamının veya olayın idareye yüklenebilir niteliğinin daha sonra ortaya çıktığı durumlarda başlangıç tarihi somut dosyaya göre değerlendirilir.

Ancak yalnızca zararın miktarının tam olarak hesaplanamaması, sürenin sınırsız biçimde başlamamasına neden olmaz. Tıbbi raporlar, bilirkişi incelemeleri, ceza soruşturmaları ve idari kayıtlar birlikte değerlendirilmelidir.

İdarenin cevap vermemesi

İYUK m.13 kapsamında yapılan tazminat başvurusu 30 gün içinde cevaplandırılmazsa talep zımnen reddedilmiş sayılır. Zımni ret tarihinden sonra, uyuşmazlığın niteliğine göre genel dava açma süresi işlemeye başlar.

İdarenin daha sonra cevap vermesi bazı durumlarda yeni bir dava süresi doğurabilir. Bununla birlikte süresi geçirilmiş bir talebi canlandırmak için tekrar tekrar başvuru yapılması, kural olarak sona ermiş dava açma hakkını geri getirmez.

İYUK m.11 kapsamında üst makama başvuru

İdari işleme karşı dava açılmadan önce, işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan; üst makam yoksa işlemi yapan makamdan istenebilir.

Bu başvuru işlemekte olan dava açma süresini durdurur. Süre sıfırlanmaz.

Başvuru yapılıncaya kadar geçen günler saklı kalır. Açık ret cevabından veya 30 günlük zımni ret süresinin dolmasından sonra kalan süre işlemeye devam eder. Bu nedenle üst makama başvurudan sonra yeniden tam bir 60 günlük süre başladığının düşünülmesi ciddi hak kaybına yol açabilir.

Süregelen Zararlar Bakımından Süre Nasıl Değerlendirilir?

Bazı zararlar tek seferde meydana gelip sona ermez. Tıbbi müdahale nedeniyle devam eden çalışma gücü kaybı, titreşim veya gürültü nedeniyle taşınmazda oluşan sürekli hasar ya da idari kısıtlamanın devam etmesi süregelen zarar niteliği gösterebilir.

Danıştay Onuncu Dairesinin 7 Ekim 2021 tarihli, E.2019/6815, K.2021/4644 sayılı kararında; zarar devam ediyor olsa bile belirli dönemler bakımından gerçekleşmiş ve belirlenebilir bir zarar varsa davanın esasının incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Kesin sağlık kurulu raporu bulunmaması tek başına mevcut zararın yok sayılmasını haklı kılmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi de Atay Elden kararında, demir yolu hattından kaynaklanan titreşimlerin taşınmazda meydana getirdiği devamlı zarar bakımından süre kurallarının başvuru imkânını anlamsızlaştıracak derecede katı yorumlanmasını etkili başvuru hakkıyla bağdaşmaz bulmuştur. Karar, her süregelen zararda sürenin hiç işlemeyeceği anlamına gelmez; mahkemelerin müdahalenin devamlı niteliğini ve başvurucunun zararı hangi tarihte öğrenebileceğini gerçekçi biçimde değerlendirmesi gerektiğini gösterir.

Tam Yargı Davasında Görevli Mahkeme

Tam yargı davalarında kural olarak görevli mahkeme idare mahkemesidir.

Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümlülükler ile bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklar vergi mahkemelerinin görev alanına girebilir. Kanunda açıkça belirtilen bazı uyuşmazlıklarda Danıştay ilk derece mahkemesi olarak görev yapabilir.

Bölge idare mahkemeleri ise genel olarak ilk derece mahkemesi değildir. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularını inceler.

Tam yargı davasında Yargıtay değil, esas olarak Danıştay içtihadı belirleyicidir. Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları daha çok adli ve idari yargı arasındaki görev sınırının belirlenmesinde önem taşır.

Adli Yargı ile İdari Yargı Ayrımı

İdarenin taraf olduğu her tazminat uyuşmazlığı idari yargıda görülmez.

Kamu kurumunun özel hukuk sözleşmesinden doğan borcu, kamuya ait aracın işleten sıfatıyla karıştığı trafik kazası veya kamu görevlisinin görevinden tamamen ayrılabilen özel davranışı adli yargının görev alanına girebilir.

Buna karşılık;

  • Yol yapım ve bakım hizmetinin kusurlu yürütülmesi,
  • Trafik işaretlerinin konulmaması,
  • Kamu binasının güvenli tutulmaması,
  • Sağlık hizmetinin organizasyonundaki eksiklik,
  • Kamu gücüne dayanan idari işlemin neden olduğu zarar

kural olarak idari yargıda incelenir.

Görev ayrımı yapılırken davalının kamu kurumu olup olmadığı tek başına yeterli değildir. Zararın hangi hukuki ilişki ve faaliyet nedeniyle meydana geldiği belirlenmelidir.

Tam Yargı Davasında Yetkili Mahkeme

İYUK m.36 uyarınca idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme öncelikle zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili mahkemedir.

Zarar bir kamu hizmetinden veya idari eylemden doğmuşsa hizmetin görüldüğü ya da eylemin yapıldığı yer mahkemesi; diğer hâllerde davacının yerleşim yeri idare mahkemesi yetkili olabilir.

Özel kanunlarda yer alan yetki hükümleri saklıdır. Kamu görevlileri, imar uyuşmazlıkları, taşınmazlar veya özel yetkili mahkemeler bakımından ayrıca düzenleme bulunabilir.

Danıştay Sekizinci Dairesinin 4 Mart 2025 tarihli, E.2025/1280, K.2025/1611 sayılı kararında, iptal kararına dayanılarak açılan tam yargı davasında yetkili mahkemenin, zararı doğuran işlemi incelemeye yetkili idare mahkemesi olduğu kabul edilmiştir.

Dava Kime Karşı Açılmalıdır?

Davalı, zararı doğuran işlemi tesis eden veya hizmeti yürütmekle görevli kamu tüzel kişisidir.

Bakanlık, belediye, üniversite, kamu kurumu veya diğer idari teşkilat birimleri bakımından tüzel kişilik ve temsil durumu dikkatle incelenmelidir. Hastane, müdürlük, kaymakamlık veya birim adı her zaman bağımsız davalı sıfatına sahip değildir.

Yanlış hasım gösterilmesi bazı durumlarda mahkemece düzeltilebilse de davalı idarenin doğru belirlenmesi, dosyanın gereksiz yere uzamasını önler.

Kamu Görevlisinin Kusuru Nedeniyle Dava Kime Açılır?

Kamu görevlisinin görevini yerine getirirken ve kamu yetkisini kullanırken verdiği zararlar nedeniyle dava kural olarak görevliye şahsen değil, ilgili idareye karşı açılır. İdare, koşulları varsa ödediği tazminat için kusurlu görevliye rücu edebilir.

Bir davranışın suç oluşturması veya kasıtlı yapılması, tek başına her durumda görevle bağlantıyı ortadan kaldırmaz. Eylemin kamu hizmetinden tamamen ayrılabilir, yalnızca kişisel amaçla yapılmış bir davranış olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu ayrım yanlış yapıldığında dava görev veya husumet nedeniyle esas incelenmeden sona erebilir.

Sağlık Hizmetlerinden Kaynaklanan Tam Yargı Davaları

Kamu hastaneleri, üniversite hastaneleri ve diğer kamu sağlık kuruluşlarında sunulan sağlık hizmetinden doğan zararlar bakımından tam yargı davası açılabilir.

Olumsuz tıbbi sonucun ortaya çıkması tek başına hizmet kusurunu göstermez. Teşhis, tetkik, bilgilendirme, konsültasyon, sevk, ameliyat, takip ve komplikasyon yönetimi süreçlerinin tıbbi standartlara uygun yürütülüp yürütülmediği incelenmelidir.

Sağlık hizmeti kusuru;

  • Yanlış veya gecikmiş teşhis,
  • Gerekli tetkiklerin yapılmaması,
  • Hastanın uygun bölüme sevk edilmemesi,
  • Ameliyat veya tedavi sırasında gerekli özenin gösterilmemesi,
  • Komplikasyonun zamanında fark edilmemesi,
  • Hasta kayıtlarının gereği gibi tutulmaması,
  • Aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi,
  • Hastanenin organizasyon ve personel yetersizliği

şeklinde ortaya çıkabilir.

Öğretide de Danıştayın sağlık hizmetlerinden doğan sorumlulukta geçmişte aradığı “ağır hizmet kusuru” ölçütünden uzaklaşarak hizmet kusurunu yeterli gören bir yaklaşıma yöneldiği belirtilmektedir.

Güncel Danıştay Yaklaşımı: Hatalı Teşhis ve Manevi Tazminat

Danıştay Onuncu Dairesinin 28 Ekim 2025 tarihli, E.2022/3623, K.2025/4890 sayılı kararına konu olayda, hatalı kanser teşhisi nedeniyle davacının sağ göğsü ile koltuk altı lenf bezlerinin büyük bölümü alınmıştır.

Danıştay;

  • Hatalı patoloji değerlendirmesini hizmet kusuru olarak kabul etmiş,
  • Beden bütünlüğünde meydana gelen ağır ve geri döndürülemez zararı dikkate almış,
  • Bölge idare mahkemesince hükmedilen 20.000 TL manevi tazminatı orantısız derecede düşük bulmuş,
  • Talep edilen 200.000 TL manevi tazminatın tamamının karşılanması gerektiğine karar vermiştir.

Karar, manevi tazminatın yalnızca sembolik bir ödeme olarak belirlenemeyeceğini; ihlalin ve hizmet kusurunun ağırlığıyla ölçülü gerçek bir giderim sağlaması gerektiğini göstermektedir.

Bu karar bütün sağlık davalarında aynı miktara hükmedileceği anlamına gelmez. Tazminat miktarı olay tarihi, zararın ağırlığı, talep sonucu ve somut dosyanın özelliklerine göre belirlenir.

İspat Yükü ve Re’sen Araştırma İlkesi

İdari yargıda re’sen araştırma ilkesi uygulanır. Mahkeme, uyuşmazlığın çözümü için gerekli gördüğü bilgi ve belgeleri idareden ve diğer kurumlardan isteyebilir; keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırabilir.

Ancak re’sen araştırma ilkesi, davacının hiçbir açıklama ve delil sunmadan yalnızca “zarara uğradım” demesini yeterli hâle getirmez.

Davacı;

  • Zararı doğuran olayları,
  • İdarenin hangi işlem veya eyleminden şikâyet ettiğini,
  • Zarar kalemlerini,
  • Nedensellik bağını,
  • Talep edilen tazminat miktarını,
  • Elinde bulunan delilleri

dava dilekçesinde somut biçimde göstermelidir.

Özellikle tıbbi, teknik veya mali uyuşmazlıklarda bilirkişi raporunun uzmanlık alanına uygun bir kurul tarafından hazırlanması önemlidir. Mahkeme bilirkişi raporuyla bağlı değildir; ancak rapordan ayrılıyorsa bunun hukuki ve teknik gerekçesini açıklamalıdır.

Tam Yargı Davasında Kullanılabilecek Deliller

Somut olayın özelliğine göre şu deliller kullanılabilir:

  • İdari işlem ve tebligat evrakı,
  • İdareye yapılan başvuru ve alındı belgesi,
  • Açık ret cevabı,
  • Hastane kayıtları, epikrizler ve görüntüleme sonuçları,
  • Sağlık kurulu ve maluliyet raporları,
  • Olay yeri ve trafik kaza tutanakları,
  • Fotoğraf, video ve kamera kayıtları,
  • Fatura, makbuz ve banka kayıtları,
  • Ücret bordroları ve SGK kayıtları,
  • Disiplin veya ceza soruşturması dosyası,
  • Bilirkişi ve keşif raporları,
  • Teknik ölçüm ve laboratuvar sonuçları,
  • Tanık anlatımları.

Delillerin olaydan sonra gecikmeden toplanması gerekir. Özellikle kamera kayıtları, elektronik veriler, tıbbi materyaller ve geçici fiziksel izler zaman içinde kaybolabilir.

Tazminat Miktarı Dava Sırasında Artırılabilir mi?

İYUK m.3 uyarınca tam yargı davasında talep edilen miktar dilekçede gösterilmelidir.

Zararın başlangıçta tam olarak hesaplanamadığı durumlarda İYUK m.16/4 uyarınca dava dilekçesinde gösterilen miktar, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenerek bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir.

Bu kurum, HMK’daki belirsiz alacak davasıyla aynı değildir. İdari yargıya özgü miktar artırımıdır.

Miktar artırım dilekçesinin zamanlaması önemlidir. Artırım hakkı yalnızca bir kez kullanılabildiğinden bilirkişi raporu, maluliyet oranı ve güncel hesaplamalar görülmeden aceleyle yapılan artırım, sonradan ortaya çıkan farkın aynı davada talep edilememesine yol açabilir.

Miktar Artırımında Faiz Hangi Tarihten Başlar?

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 24 Ekim 2024 tarihli, E.2021/5, K.2024/2 sayılı kararıyla bu konuda içtihat birliği sağlanmıştır.

Karara göre tam yargı davasında miktar artırımı yapılmışsa, dava dilekçesinde talep edilen ilk miktara hangi tarihten itibaren faiz işletilecekse artırılan miktara da aynı tarihten itibaren faiz işletilmelidir.

Artırılan kısım için yalnızca miktar artırım dilekçesinin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren faiz uygulanması doğru değildir. Karar, 16 Nisan 2025 tarihli ve 32872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Faiz başlangıcı her uyuşmazlıkta otomatik olarak olay tarihi değildir. İdareye başvuru tarihi, dava tarihi, ödemenin yapılması gereken tarih veya işlemin niteliğine göre farklı bir başlangıç kabul edilebilir.

Yürütmenin Durdurulması İstenebilir mi?

Yürütmenin durdurulması, uygulanabilir bir idari işlemin geçici olarak etkisiz hâle getirilmesine yöneliktir.

Yalnızca para ödenmesi istemi içeren bağımsız tam yargı davasında, kural olarak yürütmesi durdurulabilecek bir idari işlem bulunmaz. Bu nedenle salt tazminat istemi bakımından yürütmenin durdurulması kararı verilmesi beklenmez.

İptal ve tam yargı davaları birlikte açılmışsa, dava konusu idari işlem yönünden;

  • İşlemin açıkça hukuka aykırı olması,
  • Uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması

şartlarının birlikte bulunması durumunda yürütmenin durdurulması talep edilebilir.

Yürütmenin durdurulması kararı, davanın esasının kesin olarak kazanıldığı anlamına gelmez.

İhtiyati Tedbir Uygulanabilir mi?

Tam yargı davalarında HMK’daki ihtiyati tedbir hükümleri genel ve doğrudan bir koruma yöntemi değildir. İdari yargıda geçici hukuki koruma esas olarak İYUK m.27’de düzenlenen yürütmenin durdurulması kurumudur.

Alacağın güvence altına alınması veya idarenin malvarlığına tedbir konulması şeklindeki özel hukuk tedbirleri, idari yargının yapısı ve kamu mallarının hukuki rejimi nedeniyle aynı şekilde uygulanmaz.

İstinaf ve Temyiz

İdare ve vergi mahkemelerinin istinafa açık kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren kanuni süresi içinde bölge idare mahkemesine başvurulur.

Bölge idare mahkemesi kararlarının Danıştayda temyiz edilip edilemeyeceği;

  • Uyuşmazlığın türüne,
  • Dava değerine,
  • Kararın niteliğine,
  • Karar tarihinde yürürlükte bulunan parasal sınırlara

göre belirlenir.

Parasal sınırlar yeniden değerleme oranına bağlı olarak değişebildiğinden eski tarihli bir makalede yer alan rakamlarla hareket edilmemelidir. Ayrıca 16 Temmuz 2026 tarihinde kabul edilen 7589 sayılı Kanun, İYUK’un istinaf ve temyiz sisteminde değişiklikler öngörmektedir. Kanunun Resmî Gazete’de yayımlanma ve yürürlük durumu, kanun yolu başvurusunun yapılacağı tarihte ayrıca kontrol edilmelidir.

Kazanılan Tazminat Kararı Nasıl Uygulanır?

İYUK m.28 uyarınca idare, idari yargı kararlarının gereklerini gecikmeksizin yerine getirmek zorundadır. Kararın uygulanması için öngörülen süre, kararın idareye tebliğinden itibaren 30 günü geçemez.

Belirli bir paranın ödenmesine ilişkin kararlarda davacı veya vekili, banka hesap bilgilerini idareye yazılı olarak bildirmelidir. Süresi içinde ödeme yapılmaması hâlinde kararın genel hükümler çerçevesinde icrası gündeme gelebilir.

Kararın yalnızca hüküm fıkrası değil, gerekçesiyle birlikte doğru biçimde uygulanması gerekir. İdarenin görünüşte işlem yaparak kararın hukuki sonuçlarını etkisiz bırakması, mahkeme kararını uygulama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Doktrindeki Yaklaşım ve Başlıca Tartışmalar

İdarenin sorumluluğunun temelinde hukuk devleti, sosyal devlet, eşitlik ve kamu külfetlerinin adil paylaşılması ilkeleri bulunmaktadır.

Öğretide genel olarak hizmet kusurunun asli sorumluluk nedeni olduğu, kusursuz sorumluluğun ise özellikle riskli faaliyetler ve özel, olağan dışı zararlar bakımından tamamlayıcı nitelik taşıdığı kabul edilmektedir.

Uygulamadaki başlıca tartışmalar şunlardır:

  • Zararı öğrenme tarihi ile eylemi öğrenme tarihinin ayrılması,
  • Süregelen zararlarda dava süresinin başlangıcı,
  • Sağlık hizmetlerinde komplikasyon ile hizmet kusuru arasındaki sınır,
  • Manevi tazminat miktarlarının gerçek giderim sağlayıp sağlamadığı,
  • İdarenin kusuru ile üçüncü kişinin kusurunun birlikte bulunması,
  • Bilirkişi raporlarının yeterliliği ve uzmanlık alanı,
  • Özel kanun ile genel İYUK hükümlerinin çatışması,
  • Miktar artırımının zamanlaması ve faiz başlangıcı.

Bu başlıklardan hiçbiri soyut kurallarla tek başına çözülemez. Dosyadaki belgeler ve zararın meydana geliş biçimi belirleyicidir.

Tam Yargı Davalarında Sık Yapılan Hatalar

İdari işlem ile idari eylemin karıştırılması

Yanlış hukuki nitelendirme, İYUK m.12 yerine m.13’ün veya m.13 yerine m.12’nin uygulanmasına ve sürenin kaçırılmasına neden olabilir.

İdareye yapılan her başvurunun süreyi sıfırladığının sanılması

İYUK m.11 başvurusu süreyi yeniden başlatmaz; yalnızca işlemekte olan süreyi durdurur. Başvuru tarihine kadar geçen günler hesaba katılır.

Yanlış idareye başvurulması

Zararı doğuran hizmeti yürütmeyen bir kuruma yapılan başvuru, her durumda zorunlu ön başvuru şartını yerine getirmiş sayılmayabilir.

Tazminat kalemlerinin açıklanmaması

Maddi ve manevi tazminatın topluca yazılması yerine her kalem, miktarı ve dayanağıyla ayrı ayrı gösterilmelidir.

Nedensellik bağının kurulmaması

İdarenin davranışının hukuka aykırı olması tek başına yeterli değildir. Talep edilen zarar ile bu davranış arasındaki bağlantı açıklanmalıdır.

Faiz talebinin unutulması

Faiz türü ve başlangıç tarihi dilekçede açıkça talep edilmelidir. Mahkemenin talep edilenden fazlasına veya başka bir faiz türüne kendiliğinden hükmetmesi beklenmemelidir.

Miktar artırımı hakkının erken kullanılması

Miktar yalnızca bir kez artırılabildiğinden, hesaplama için gerekli raporlar tamamlanmadan yapılan artırım risklidir.

Eski parasal sınırlarla kanun yoluna başvurulması

İstinaf ve temyiz sınırları karar tarihindeki güncel mevzuata göre belirlenmelidir.

Sık Sorulan Sorular

İdari işlem iptal edilmeden tazminat davası açılabilir mi?

Evet. İYUK m.12 uyarınca idari işlem nedeniyle doğrudan tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davaları birlikte açılabilir. Ancak hangi yolun daha doğru olduğu işlemin niteliğine, zararın oluşup oluşmadığına ve süre durumuna göre belirlenmelidir.

İdari eylem nedeniyle doğrudan dava açılabilir mi?

Kural olarak hayır. Önce İYUK m.13 uyarınca ilgili idareye başvurularak zararın giderilmesi istenmelidir.

İdare başvuruya cevap vermezse ne olur?

Başvurunun niteliğine göre 30 gün içinde cevap verilmemesi hâlinde talep zımnen reddedilmiş sayılabilir. Dava açma süresi zımni ret tarihinden itibaren hesaplanır.

İdareye başvurmak için beş yıllık sürenin bulunması, her zaman beş yıl beklenebileceği anlamına gelir mi?

Hayır. İYUK m.13’te bir yıllık öğrenme süresi ile beş yıllık üst süre birlikte uygulanır. Eylem ve zarar öğrenildikten sonra bir yıllık süre geçirilmemelidir.

Tazminat miktarı sonradan artırılabilir mi?

Evet. Nihai karar verilinceye kadar harcı ödenerek bir defaya mahsus olmak üzere miktar artırımı yapılabilir.

Maddi ve manevi tazminat aynı davada istenebilir mi?

Evet. Olayın niteliği uygun olduğu takdirde aynı dava dilekçesinde her iki talep de ileri sürülebilir. Taleplerin miktarı ve hukuki dayanağı ayrı ayrı açıklanmalıdır.

İdarenin kusurlu memuruna doğrudan dava açılabilir mi?

Görev sırasında ve kamu yetkisinin kullanılması nedeniyle doğan zararlar bakımından dava kural olarak idareye yöneltilir. Görevden tamamen ayrılabilen kişisel davranışlarda ise farklı bir değerlendirme yapılabilir.

Tam yargı davasında avukat tutmak zorunlu mudur?

Avukatla temsil zorunlu değildir. Bununla birlikte süre, görev, yetki, husumet, zarar hesabı ve miktar artırımı gibi teknik konular nedeniyle hatalı işlem yapılması önemli hak kayıplarına yol açabilir.

Hukuki Değerlendirme

Tam yargı davasının başarısı yalnızca idarenin kusurlu olduğunun ileri sürülmesine bağlı değildir. Davanın hukuki zemini doğru kurulmalı; zararı doğuran davranışın işlem mi yoksa eylem mi olduğu belirlenmeli; başvuru ve dava süreleri eksiksiz hesaplanmalı; zarar kalemleri somutlaştırılmalı ve nedensellik bağı delillerle ortaya konulmalıdır.

Özellikle sağlık hizmeti, altyapı, trafik güvenliği, kamu görevlileri, imar uygulamaları ve uzun süre devam eden zararlar bakımından hazır kalıplarla hareket etmek doğru değildir. Aynı görünen iki olay, zararın öğrenilme tarihi veya sorumlu idarenin farklı olması nedeniyle tamamen farklı usule tabi olabilir.

İdareye yapılan başvuru, ileride açılacak davanın temelini oluşturur. Başvuruda eksik bırakılan zarar kalemleri, yanlış belirtilen olay tarihi veya belirsiz tazminat talebi yargılama sırasında ciddi sorunlara dönüşebilir. Bu nedenle ön başvuru, dava dilekçesinden bağımsız ve önemsiz bir formalite olarak görülmemelidir.

Günser + Partners ile İletişim

İdari işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini isteniyorsa öncelikle başvuru süresi, görevli idare, görevli mahkeme ve mevcut deliller birlikte değerlendirilmelidir.

Sürenin kaçırılması, yanlış mercie başvurulması, zarar kalemlerinin eksik gösterilmesi veya delillerin zamanında toplanmaması hak kaybına neden olabilir. Somut olayınızın güncel mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.

Günser + Partners, idareye karşı açılacak tam yargı davaları, zorunlu idari başvurular, sağlık hizmetlerinden doğan zararlar, hizmet kusuru ve diğer idari tazminat uyuşmazlıklarında Türkiye genelinde hukuki destek sunmaktadır.

Telif ve Kullanım

Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi

Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz

Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.