Arabuluculuk · · ≈17 dk okuma
Menfi Tespit ve Tasarrufun İptali Davalarında Zorunlu Arabuluculuk
Menfi tespit ve tasarrufun iptali davalarında zorunlu arabuluculuk, dava şartı, süreler, görevli mahkeme ve güncel Yargıtay yaklaşımı.
Menfi tespit davası ile tasarrufun iptali davası çoğu zaman aynı icra takibi çevresinde gündeme gelir. Buna rağmen bu iki dava hukuki amaçları, tarafları, ispat düzenleri ve dava şartları bakımından birbirinden ayrılır. Ticari ve iş uyuşmazlıklarından doğan menfi tespit davaları, 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren açıkça dava şartı arabuluculuk kapsamındadır. İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerine dayanan tasarrufun iptali davalarında ise arabulucuya başvuru dava şartı değildir.
Dava Şartı Arabuluculuğun Hukuki Çerçevesi
Arabuluculuk, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarını, tarafsız ve bağımsız bir arabulucunun yardımıyla müzakere etmelerine dayanan uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabulucu hâkim veya hakem değildir; uyuşmazlık hakkında karar vermez, taraflara belirli bir çözümü dayatamaz.
Arabuluculuk kural olarak ihtiyaridir. Kanunda açıkça dava şartı olarak düzenlenen uyuşmazlıklarda ise dava açılmadan önce arabuluculuk bürosuna başvurulması zorunludur.
Arabuluculuğa hiç başvurulmadan dava açıldığı anlaşılırsa mahkeme, davayı dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddeder. Bu eksiklik, dava açıldıktan sonra verilen süre içinde arabulucuya gidilerek tamamlanamaz. Arabuluculuğa başvurulmuş ancak son tutanak dava dilekçesine eklenmemişse, tutanağın sunulması için davacıya bir haftalık kesin süre verilir.
Dava şartı arabuluculukta genel sonuçlandırma süresi, arabulucunun görevlendirildiği tarihten itibaren üç haftadır. Zorunlu hâllerde süre en fazla bir hafta uzatılabilir. Ticari uyuşmazlıklarda ise Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi gereğince süre altı hafta olup, zorunlu hâllerde en fazla iki hafta daha uzatılabilir.
Menfi Tespit Davası Nedir?
Menfi tespit davası, davacının belirli bir borçtan veya hukuki ilişkiden dolayı borçlu olmadığının mahkeme kararıyla tespit edilmesini istediği davadır.
İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesine göre borçlu, icra takibinden önce veya takip devam ederken borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106. maddesi uyarınca tespit davası açılabilmesi için davacının güncel ve korunmaya değer hukuki yararının bulunması gerekir.
Menfi tespit davasına şu iddialar konu olabilir:
- Borcun hiç doğmamış olması,
- Borcun ödenmiş veya ibra edilmiş olması,
- Sözleşmenin geçersizliği,
- İmzanın davacıya ait olmaması,
- Senedin bedelsiz kalması,
- Alacağın muaccel olmaması,
- Takas veya mahsup,
- Zamanaşımı,
- Borcun başka bir nedenle sona ermiş olması.
Davanın yalnızca "borçlu değilim" şeklindeki soyut bir iddiaya dayanması yeterli değildir. Borç iddiasının kaynağı, takip dosyası, sözleşme, senet, fatura veya diğer hukuki ilişki açıkça gösterilmelidir.
Menfi Tespit Davalarında Arabuluculuk Zorunlu mudur?
Her menfi tespit davasında arabuluculuk zorunlu değildir. Dava şartının bulunup bulunmadığı, uyuşmazlığın dayandığı temel hukuki ilişkiye ve görevli mahkemeye göre belirlenir.
Davanın adının menfi tespit olması tek başına yeterli değildir. Uyuşmazlığın ticari, iş veya tüketici uyuşmazlığı niteliği taşıyıp taşımadığı ayrıca incelenmelidir.
Ticari Menfi Tespit Davalarında Güncel Hukuki Durum
1 Eylül 2023 Öncesindeki Yaklaşım
Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesinin önceki hâlinde yalnızca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri açıkça dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştı.
Menfi tespit davasında doğrudan bir ödeme talebi bulunmadığından, bu davaların zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığı konusunda bölge adliye mahkemeleri arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmıştı.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 13.02.2020 tarihli, 2020/85 E. ve 2020/454 K. sayılı kararında ticari menfi tespit davalarında arabulucuya başvurunun dava şartı olmadığı sonucuna varmıştı. Karar, o tarihte yürürlükte bulunan TTK 5/A hükmüne dayanıyordu.
1 Eylül 2023 Sonrasındaki Düzenleme
7445 sayılı Kanun ile TTK'nın 5/A maddesi değiştirilmiştir. Güncel hükme göre, ticari davalardan konusu bir miktar para olan:
- Alacak,
- Tazminat,
- İtirazın iptali,
- Menfi tespit,
- İstirdat
davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur.
Düzenleme 1 Eylül 2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten sonra açılan ve ticari dava niteliği taşıyan menfi tespit davalarında, 2020 tarihli Yargıtay kararına dayanılarak arabuluculuk başvurusunun atlanması mümkün değildir. Kanun koyucu, önceki içtihat tartışmasını menfi tespit davalarını açıkça madde metnine ekleyerek sona erdirmiştir.
Kambiyo senetlerinden, şirketler hukukundan, ticari işletmeler arasındaki sözleşmelerden veya kanunda mutlak ticari dava sayılan işlemlerden doğan menfi tespit davaları bu kapsamda değerlendirilebilir.
Tarafların her ikisinin tacir olması ise tek başına yeterli değildir. Nispi ticari davalarda uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması da aranır.
İş İlişkisinden Doğan Menfi Tespit Davaları
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi de 7445 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir.
Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatıyla ilgili menfi tespit, itirazın iptali ve istirdat davalarında arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
İşverenin işçiden eğitim gideri, avans, cezai şart veya işverene verilen zarar nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürmesi; işçinin ise bu borçtan sorumlu olmadığını savunması hâlinde açılacak menfi tespit davası buna örnek gösterilebilir.
İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla bağlantılı tespit, itiraz ve rücu davaları ise kanundaki açık istisna nedeniyle dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir.
Tüketici İşleminden Doğan Menfi Tespit Davaları
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73/A maddesine göre tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda kural olarak dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekir.
Tüketici kredisi, kredi kartı, abonelik sözleşmesi, ayıplı mal veya hizmet ya da tüketici senedi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti isteniyorsa uyuşmazlık çoğunlukla bu kapsamdadır.
Kanun aşağıdaki uyuşmazlıkları dava şartı arabuluculuğun dışında bırakmıştır:
- Tüketici hakem heyetinin görev alanında kalan uyuşmazlıklar,
- Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar,
- Kanunda belirtilen topluluk davaları,
- Seri hâlde ayıplı mallara ilişkin davalar,
- Tüketici işlemi niteliğindeki taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar.
Tüketici uyuşmazlığında ilk toplantıya katılmamanın HUAK 18/A-11'deki gider ve vekâlet ücreti yaptırımları tüketici aleyhine uygulanamaz.
Genel Hukuk İlişkisinden Doğan Menfi Tespit Davaları
Ticari, iş veya tüketici uyuşmazlığı niteliği taşımayan menfi tespit davalarında arabuluculuk, yalnızca başka bir kanun hükmü uyuşmazlığı dava şartı arabuluculuk kapsamına almışsa zorunludur.
İki tacir olmayan gerçek kişi arasındaki adi ödünç ilişkisinden doğan menfi tespit davasında, yalnızca dava konusunun para borcu olması arabuluculuğu kendiliğinden zorunlu hâle getirmez.
Bu nedenle dava açılmadan önce şu hususlar belirlenmelidir:
- Borç iddiası hangi hukuki ilişkiden doğmaktadır?
- Görevli mahkeme hangisidir?
- Uyuşmazlık özel bir dava şartı arabuluculuk düzenlemesine tabi midir?
- Arabuluculuk başvurusunda ileri sürülen talepler açılacak davayla örtüşmekte midir?
İİK Madde 72 Kapsamında İhtiyati Tedbir
İcra Takibinden Önce Açılan Menfi Tespit Davası
İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, davacının açık talebi üzerine ve alacağın yüzde on beşinden az olmamak üzere teminat gösterilmesi karşılığında muhtemel icra takibinin durdurulmasına karar verebilir.
Mahkeme tedbire kendiliğinden karar vermez. Tedbir talebinin dava dilekçesinde açıkça ileri sürülmesi ve mahkemece belirlenen teminatın yatırılması gerekir.
İcra Takibinden Sonra Açılan Menfi Tespit Davası
Takip başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında takibin tamamen durdurulmasına ihtiyati tedbir yoluyla karar verilemez.
Borçlu, gecikmeden doğabilecek zararları karşılayacak tutarla birlikte alacağın yüzde on beşinden az olmamak üzere teminat göstererek, icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir.
Dava borçlu lehine sonuçlandığında takip durur. Hükmün kesinleşmesi üzerine, kararın kapsamına göre icra işlemleri ayrıca hükme gerek olmaksızın eski hâle getirilir. Takibin haksız ve kötü niyetli olduğu tespit edilirse, borçlunun talebi üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata hükmedilebilir.
Arabuluculuk Devam Ederken İcra Takibi Başlatılması
Menfi tespit davalarının dava şartı arabuluculuk kapsamına alınması, borçlu bakımından önemli bir tedbir sorununu ortaya çıkarmıştır. Borçlu arabuluculuğa başvurmuşken alacaklının icra takibi başlatması hâlinde, dava normal şartlarda takipten sonra açılmış sayılacak ve takibin durdurulması istenemeyecekti.
7445 sayılı Kanun bu durumu özel olarak düzenlemiştir.
Arabuluculuk bürosuna başvurulduktan sonra başvuran taraf aleyhine aynı uyuşmazlıkla ilgili icra takibi yapılırsa başvuran taraf:
- Son tutanağın düzenlenmesinden itibaren iki hafta içinde,
- İİK'nın 72. maddesine göre menfi tespit davası açar,
- Takibin durdurulmasını açıkça talep eder ve
- Gerekli teminatı gösterirse,
icra takibinden önce açılan menfi tespit davasına ilişkin tedbir hükmünden yararlanabilir.
Buradaki iki haftalık süre, genel dava açma süresi değildir. Arabuluculuk başvurusundan sonra başlatılan takip bakımından, takip öncesi tedbir rejiminden yararlanabilmek için öngörülmüş özel süredir.
Menfi Tespit Davasının İstirdat Davasına Dönüşmesi
Menfi tespit davası devam ederken takip konusu borç ödenirse davaya istirdat davası olarak devam edilir.
Borçlu, menfi tespit davası açmadan önce veya bu davada tedbir almadan borcu tamamen ödemek zorunda kalmışsa, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde istirdat davası açabilir.
İstirdat davasında davacı, ödediği paranın hukuken verilmesi gerekmediğini ispatlamakla yükümlüdür. Davanın ticari veya iş uyuşmazlığından doğması hâlinde istirdat davası da açık kanun hükmü gereğince dava şartı arabuluculuğa tabidir.
İİK Madde 89/3 Kapsamındaki Menfi Tespit Davası
İcra ve İflas Kanunu'nun 89. maddesi, takip borçlusunun üçüncü kişilerde bulunan alacak ve mallarının haczini düzenler.
Birinci haciz ihbarnamesini alan üçüncü kişi, takip borçlusuna borcu olmadığını veya elinde borçluya ait mal bulunmadığını yedi gün içinde icra dairesine bildirmelidir.
Birinci ihbarnameye süresinde itiraz edilmezse ikinci haciz ihbarnamesi gönderilir. Üçüncü kişiye bu ihbarnameye karşı da yedi günlük itiraz süresi tanınır.
İkinci haciz ihbarnamesine de süresinde itiraz edilmemesi hâlinde üçüncü haciz ihbarnamesi gönderilir. Üçüncü kişinin:
- Üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren on beş gün içinde menfi tespit davası açması,
- Davanın açıldığını gösteren belgeyi ihbarnamenin tebliğinden itibaren yirmi gün içinde icra dairesine sunması
gerekir.
Belgenin süresinde sunulması hâlinde üçüncü kişi hakkındaki cebri icra işlemleri, menfi tespit davasında verilen karar kesinleşinceye kadar durur.
Bu davada üçüncü kişi, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya elindeki malın takip borçlusuna ait olmadığını ispatlamakla yükümlüdür. Davanın kaybedilmesi hâlinde dava konusu tutarın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata hükmedilebilir. Dava maktu harca tabidir.
İİK 89/3 Davasında Arabuluculuk Tartışması
İİK'nın 89/3. maddesine göre üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasının arabuluculuğa tabi olup olmadığı, genel menfi tespit davalarından ayrı değerlendirilmelidir.
TTK 5/A'nın uygulanabilmesi için davanın yalnızca menfi tespit davası olması yeterli değildir; aynı zamanda ticari dava niteliği taşıması gerekir.
Üçüncü kişi ile takip alacaklısı arasında çoğu zaman doğrudan bir ticari ilişki bulunmaz. Uyuşmazlık, üçüncü kişiye gönderilen haciz ihbarnamesinin kanuni sonuçlarından doğar. Bu nedenle yayımlanmış bazı bölge adliye mahkemesi kararlarında İİK 89/3 davasının ticari dava olmadığı ve arabuluculuğa tabi bulunmadığı kabul edilmiştir.
Bununla birlikte 7445 sayılı Kanun sonrasında bu konuda uygulamanın tamamen ve tartışmasız biçimde birleştiğini gösteren güncel bir yüksek mahkeme kararına ulaşılamamıştır.
Bu nedenle İİK 89/3 kapsamında:
- Davanın görevli mahkemesi,
- Üçüncü kişi ile taraflar arasındaki ilişkinin ticari niteliği,
- On beş günlük hak düşürücü süre,
- Arabuluculuk başvurusunun süreye etkisi
birlikte değerlendirilmelidir. On beş günlük sürenin varlığı nedeniyle genel nitelikteki internet açıklamalarına dayanılarak işlem yapılması ciddi hak kaybı doğurabilir.
Menfi Tespit Davasında Görevli Mahkeme
Görevli mahkeme, borcun dayandığı temel hukuki ilişkiye göre belirlenir:
- Ticari uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi,
- İş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda iş mahkemesi,
- Tüketici işlemlerinde tüketici mahkemesi,
- Özel görev düzenlemesi bulunmayan uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemesi görevli olabilir.
İİK 89/3 kapsamında üçüncü kişinin açtığı davalarda görev konusu ayrıca tartışmalıdır. Davanın yalnızca haciz ihbarnamesinin doğurduğu borç karinesinin ortadan kaldırılmasına ilişkin olduğu durumlarda, tarafların tacir olması tek başına asliye ticaret mahkemesini görevli kılmaz.
Menfi Tespit Davasında Yetkili Mahkeme
İİK'nın 72. maddesine dayanan menfi tespit ve istirdat davaları:
- Takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya
- Davalı alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde
açılabilir.
İİK'nın 89/3. maddesine dayanan davada ise üçüncü kişi:
- İcra takibinin yapıldığı yer mahkemesinde veya
- Kendi yerleşim yerindeki mahkemede
dava açabilir.
Menfi Tespit Davasında İspat ve Deliller
Menfi tespit davasında ispat yükü, ileri sürülen borçsuzluk nedenine göre değişir.
Davacı, borcun hiç doğmadığını ileri sürüyorsa alacaklı kural olarak alacağın dayandığı hukuki ilişkinin ve borcun doğumunu ispatlamalıdır.
Davacı borcun doğduğunu ancak ödeme, ibra, takas veya başka bir nedenle sona erdiğini savunuyorsa bu sona erme vakıasını ispat yükü davacıya ait olabilir.
Başlıca deliller şunlardır:
- Sözleşmeler,
- Bono, çek ve diğer kambiyo senetleri,
- Banka dekontları,
- Faturalar,
- Teslim ve sevk belgeleri,
- Ticari defterler,
- İhtarname ve tebligatlar,
- Elektronik yazışmalar,
- İcra takip dosyası,
- Bilirkişi incelemesi,
- Hukuken mümkün olduğu ölçüde tanık delili.
İİK 89/3 davasında kanun, ispat yükünü açıkça üçüncü kişiye vermektedir.
Tasarrufun İptali Davası Nedir?
Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak veya malvarlığını alacaklının erişemeyeceği şekilde azaltmak amacıyla yaptığı belirli tasarrufların, davacı alacaklı yönünden etkisiz hâle getirilmesini sağlayan şahsi davadır.
Davanın kabul edilmesiyle malın mülkiyeti tekrar borçluya dönmez. Davacı alacaklıya, tasarruf konusu mal borçlunun malvarlığındaymış gibi haciz ve satış isteme yetkisi verilir.
Bu nedenle dava tapu iptali ve tescil davasından farklıdır. Taşınmazın aynına ilişkin değil, alacaklıya cebri icra yetkisi sağlayan şahsi nitelikte bir davadır.
Tasarrufun İptali Davasının Şartları
İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı bir tasarrufun iptali davasında genel olarak şu koşullar incelenir:
- Davacının gerçek ve geçerli bir alacağının bulunması,
- Borçlu hakkında geçerli bir icra takibi yapılması,
- Takibin kesinleşmiş olması,
- Kesin veya geçici aciz belgesi ya da bu nitelikte bir haciz tutanağının bulunması,
- İptali istenen tasarrufun kural olarak takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olması,
- Tasarrufun İİK'nın 278, 279 veya 280. maddelerindeki iptal nedenlerinden birine girmesi,
- Davanın İİK'nın 284. maddesindeki süre içinde açılması.
Bu koşulların bulunması her tasarrufun otomatik olarak iptal edileceği anlamına gelmez. Tasarrufun tarihi, taraflar arasındaki ilişki, ödeme şekli, gerçek bedel, üçüncü kişinin bilgisi ve borçlunun mali durumu birlikte değerlendirilir.
İİK Madde 278'de 2025 Yılında Yapılan Değişiklik
İİK'nın ivazsız tasarruflara ilişkin 278. maddesi, 25 Aralık 2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7571 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir.
Güncel düzenlemeye göre alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin, aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği ya da iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bağışlamalar ve karşılıksız tasarruflar iptale tabidir.
Kanunda belirtilen koşullarla şu tasarruflar bağışlama sayılmaktadır:
- Altsoy ve üstsoy arasındaki tasarruflar,
- Üçüncü derece dâhil kan hısımları arasındaki tasarruflar,
- Eşler ve evlilik birliği son bir yıl içinde sona ermiş eski eşler arasındaki tasarruflar,
- Üçüncü derece dâhil kayın hısımları arasındaki tasarruflar,
- Evlat edinen ile evlatlık arasındaki tasarruflar,
- Ortak konutta yaşayan kişiler arasındaki tasarruflar,
- Borçlunun gerçek değerine göre çok düşük karşılık kabul ettiği sözleşmeler,
- Uygun karşılık sağlanmaksızın yapılan ömür boyu gelir, intifa hakkı ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.
Bazı işlemlerde tasarrufun gerçek ve uygun bir karşılıkla yapıldığını ispat yükü tasarruftan yararlanan kişiye bırakılmıştır.
7571 sayılı Kanun, İİK 278 değişikliği için ayrıca bir geçiş hükmü öngörmemiştir. Değişiklikten önce yapılmış tasarruflar ve değişiklik tarihinde görülmekte olan davalar bakımından uygulanacak hüküm, maddi hukuk kurallarının zaman bakımından uygulanmasına göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu konuda her dosya için aynı sonuca varılması doğru değildir.
Tasarrufun İptali Davasında Arabuluculuk Zorunlu mudur?
İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayanan tasarrufun iptali davalarında arabuluculuk dava şartı değildir.
Tasarrufun iptali davası doğrudan bir para alacağının tahsiline yönelik eda davası değildir. Davanın amacı, belirli bir tasarrufun davacı alacaklıya karşı etkisiz hâle getirilmesi ve alacaklıya tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yetkisi verilmesidir.
Takip konusu alacağın ticari bir sözleşmeden veya kambiyo senedinden doğması, tasarrufun iptali davasını kendiliğinden ticari dava hâline getirmez.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21.01.2022 tarihli, 2021/15338 E. ve 2022/937 K. sayılı kararında:
- Tasarrufun iptali davalarının ticari dava olmadığı,
- Görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu,
- Arabuluculuğa başvurunun dava şartı sayılmadığı,
- Tarafların ihtiyari arabuluculuğa başvurmasına engel bulunmadığı
kabul edilmiştir.
İhtiyari Arabuluculuk Beş Yıllık Süreyi Durdurur mu?
İİK'nın 284. maddesine göre tasarrufun iptali davası açma hakkı, tasarruf tarihinden itibaren beş yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece kendiliğinden dikkate alınır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/15338 E. ve 2022/937 K. sayılı kararında, ihtiyari arabuluculuğa başvurulmasının İİK'nın 284. maddesindeki beş yıllık süreyi kendiliğinden kesmeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenle tasarrufun iptali davasında yalnızca arabuluculuk başvurusu yapıldığı düşüncesiyle dava süresinin takip edilmemesi ağır hak kaybına yol açabilir.
Tasarrufun İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayanan tasarrufun iptali davalarında görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir.
Takip alacağının ticari nitelikte olması görevli mahkemeyi değiştirmez. Dava, özel olarak icra mahkemesinin görevine de girmez.
Tasarrufun iptali davası taşınmazın aynına ilişkin olmadığından, yalnızca dava konusu malın taşınmaz olması taşınmazın bulunduğu yer mahkemesini kesin yetkili hâle getirmez.
Yetki, davalıların yerleşim yerleri, davalı sayısı ve HMK'nın genel ve özel yetki kuralları çerçevesinde belirlenir.
Tasarrufun İptali Davasında İspat ve Deliller
Davacı alacaklı öncelikle:
- Alacağın gerçekliğini,
- İcra takibinin kesinleştiğini,
- Borçlunun aciz hâlini,
- İptali istenen tasarrufun tarihini,
- Tasarrufun kanundaki iptal nedenlerinden birine girdiğini
ispatlamalıdır.
Uygulamada şu deliller önem taşır:
- İcra takip dosyası,
- Geçici veya kesin aciz belgesi,
- Haciz tutanakları,
- Tapu ve trafik sicili kayıtları,
- Banka hesap hareketleri,
- Satış sözleşmeleri,
- Ödeme dekontları,
- Nüfus ve hısımlık kayıtları,
- Ticaret sicili kayıtları,
- Bilirkişi değerleme raporları,
- Tarafların mali durumunu gösteren kayıtlar,
- Elektronik yazışmalar,
- Tanık anlatımları.
Tapuda veya sözleşmede satış bedeli gösterilmiş olması tek başına gerçek ödeme yapıldığını kanıtlamaz. Bedelin fiilen ödenip ödenmediği, ödeme kaynağı, alıcının ekonomik gücü ve bedelin malın gerçek değeriyle uyumu araştırılabilir.
Yargıtay Uygulamasının Temel İlkeleri
Yargıtay uygulamasında tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için takip alacağının gerçek olması aranır. Üçüncü kişi, alacağın muvazaalı olduğunu veya gerçekte mevcut bulunmadığını savunabilir.
Davanın kabul edilmesi hâlinde tapu kaydının borçlu adına tesciline değil, davacı alacaklıya alacak ve ferileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilir.
Tasarrufun iptali kararı yalnızca davacı alacaklı lehine sonuç doğurur. Tasarruf herkes bakımından hükümsüz hâle gelmez.
Kararların somut olaya uygulanması bakımından tasarruf tarihi, borcun doğum tarihi, tarafların yakınlığı, ödeme belgeleri ve üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilip bilmediği belirleyicidir.
Doktrindeki Görüşler ve Uygulamadaki Tartışmalar
Ticari menfi tespit davalarında geçmişte iki temel görüş bulunuyordu.
Bir görüş, menfi tespit davasında para ödenmesine ilişkin bir eda hükmü kurulmadığı için arabuluculuğun dava şartı sayılamayacağını savunuyordu. Diğer görüş ise uyuşmazlığın ekonomik temelinde bir para alacağı bulunmasını yeterli kabul ediyordu.
7445 sayılı Kanun, ticari ve iş uyuşmazlıkları bakımından menfi tespit davalarını açıkça sayarak bu tartışmayı büyük ölçüde sona erdirmiştir.
İİK 89/3 davalarında ise uyuşmazlığın ticari dava sayılıp sayılmayacağına ilişkin tartışma devam etmektedir. Bu dava türünde kesin ve genelleyici bir sonuç yerine, somut hukuki ilişkinin niteliği esas alınmalıdır.
Tasarrufun iptali davalarında güncel kanun ve Yargıtay uygulaması, zorunlu arabuluculuğun bulunmadığı yönündedir.
Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
Eski Yargıtay kararına dayanılarak arabuluculuğa başvurulmaması
1 Eylül 2023'ten sonra açılan ticari veya iş ilişkisine dayalı menfi tespit davalarında 2020 tarihli içtihada dayanılarak doğrudan dava açılması, davanın usulden reddine neden olabilir.
Arabuluculuk başvurusunda talebin eksik gösterilmesi
Başvuru formunda sözleşme, senet, icra dosyası, talep konusu tutar ve borçsuzluk iddiası açıkça belirtilmelidir. Arabuluculuk konusu ile dava konusu arasında ciddi farklılık bulunması dava şartı itirazına yol açabilir.
Takipten sonra yanlış tedbir talep edilmesi
İcra takibi başladıktan sonra kural olarak takibin tamamen durdurulması istenemez. Şartları varsa icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi talep edilmelidir.
İİK 89/3 sürelerinin karıştırılması
Üçüncü haciz ihbarnamesinden sonra dava açma süresi on beş gün, davanın açıldığını icra dairesine bildirme süresi ise tebliğden itibaren yirmi gündür.
Görevli mahkemenin tarafların tacir olmasına göre belirlenmesi
Tarafların şirket veya tacir olması her davayı ticari dava hâline getirmez. Uyuşmazlığın ticari işletmelerle bağlantısı ve kanundaki mutlak ticari dava düzenlemeleri incelenmelidir.
Tasarrufun iptali davasında tapu iptali talep edilmesi
İİK'ya dayalı tasarrufun iptali davasında kural olarak tapunun borçlu adına tescili değil, haciz ve satış yetkisi talep edilir.
İhtiyari arabuluculuğun beş yıllık süreyi otomatik durdurduğunun sanılması
Tasarrufun iptali davasında yalnızca arabuluculuk başvurusu yapılmış olması, İİK 284'teki hak düşürücü sürenin korunduğu anlamına gelmez.
Güncel olmayan İİK 278 metninin kullanılması
25 Aralık 2025'ten önceki madde metnindeki süre ve bağışlama karinesi esas alınarak değerlendirme yapılması hatalı sonuç doğurabilir.
Sık Sorulan Sorular
Çeke veya bonoya dayalı menfi tespit davasında arabuluculuk zorunlu mudur?
Dava ticari nitelikteyse ve 1 Eylül 2023 tarihinde veya sonrasında açılıyorsa arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Menfi tespit davası icra takibinden önce açılabilir mi?
Evet. Davacının ciddi ve güncel bir borç tehdidi altında bulunması ve hukuki yararının olması gerekir.
Arabuluculuk devam ederken icra takibi başlatılabilir mi?
Evet. Başvuran taraf, son tutanağın düzenlenmesinden itibaren iki hafta içinde dava açıp talep ederse İİK 72/2'deki takip öncesi tedbir imkânından yararlanabilir.
Arabuluculuğa hiç başvurulmadan açılan dava sonradan tamamlanabilir mi?
Hayır. Arabuluculuğa hiç başvurulmamışsa dava usulden reddedilir. Yalnızca yapılmış başvuruya ait son tutanağın dilekçeye eklenmemesi hâlinde bir haftalık kesin süre verilir.
İİK 89/3 davasında arabuluculuk kesin olarak zorunlu mudur?
Her dosya bakımından aynı cevap verilemez. Davanın ticari olup olmadığı, üçüncü kişi ile taraflar arasındaki ilişkinin niteliği ve görevli mahkeme birlikte değerlendirilmelidir. Güncel yüksek mahkeme uygulamasında tartışmayı bütünüyle sona erdiren doğrulanabilir bir karar bulunmadığından ihtiyatlı hareket edilmelidir.
Tasarrufun iptali davasından önce arabulucuya başvurmak gerekir mi?
Hayır. İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayanan tasarrufun iptali davasında arabuluculuk dava şartı değildir.
Tasarrufun iptali davasında tapu borçluya döner mi?
Kural olarak hayır. Davacı alacaklıya, tapu kaydı değiştirilmeden mal üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi verilir.
Tasarrufun iptali davası ne kadar sürede açılmalıdır?
İİK'nın 284. maddesine göre iptal davası açma hakkı tasarruf tarihinden itibaren beş yıl geçmekle düşer.
Borçlunun yakınına yaptığı her satış iptal edilir mi?
Hayır. Yakınlık önemli bir kanuni karine oluşturabilir; ancak gerçek bedel, ödeme yöntemi, tasarruf tarihi ve kanundaki diğer şartlar birlikte incelenir. İİK 278'in 25 Aralık 2025'te değiştirilen güncel metni ayrıca dikkate alınmalıdır.
Hukuki Değerlendirme
Menfi tespit davasında zorunlu arabuluculuk, davanın adına değil dayandığı hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Ticari ve iş uyuşmazlıklarında 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren kanun hükmü açıktır. Tüketici uyuşmazlıklarında TKHK 73/A, diğer uyuşmazlıklarda ise ilgili özel düzenlemeler incelenmelidir.
İİK 89/3 kapsamında açılan davalarda on beş günlük sürenin kısalığı ve arabuluculuğa ilişkin uygulama farklılıkları nedeniyle dosyanın gecikmeden değerlendirilmesi gerekir.
Tasarrufun iptali davası, takip konusu alacak ticari nitelikte olsa dahi kural olarak ticari dava değildir. Arabuluculuğa başvuru dava şartı sayılmaz. Buna karşılık tasarruf tarihi, aciz durumu, alacağın gerçekliği ve beş yıllık hak düşürücü süre davanın esasını doğrudan etkiler.
25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren İİK 278 değişikliği, özellikle yakınlar arasındaki tasarruflar, düşük bedelli işlemler ve ivazsız devirler bakımından eski açıklamaların yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır.
Günser + Partners ile İletişim
Menfi tespit davası açılmadan önce borcun kaynağı, icra takibinin aşaması, arabuluculuk zorunluluğu, görevli mahkeme ve talep edilebilecek ihtiyati tedbir birlikte değerlendirilmelidir.
Tasarrufun iptali davalarında ise takip alacağının gerçekliği, aciz belgesi, tasarruf tarihi, üçüncü kişinin hukuki durumu, ödeme belgeleri ve hak düşürücü süre belirleyicidir.
Bu tür uyuşmazlıklarda sürelerin kaçırılması, yanlış mercie başvurulması veya delillerin usulüne uygun sunulmaması hak kaybına neden olabilir. Somut olayınızın güncel mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.
Telif ve Kullanım
Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz
Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.