İçeriğe geç

Blog / Aile Hukuku

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma

· ≈6 dk okuma · Aile Hukuku

TMK m. 163 uyarınca küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma; şartları, süre bulunmaması, birlikte yaşamanın beklenemezliği ve ispat.

Türk Medeni Kanunu m. 163, iki farklı olguyu tek maddede özel boşanma sebebi olarak düzenler: küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme. Hükme göre eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

Bu sebep, zina ile hayata kast ve pek kötü davranış sebeplerinden iki yönüyle ayrılır. Birincisi, hak düşürücü süreye bağlı değildir; kanun açıkça "her zaman" ifadesini kullanmıştır. İkincisi, nispi bir sebeptir; olgunun varlığı yetmez, birlikte yaşamanın diğer eşten beklenemez olması da aranır.

i. Küçük Düşürücü Suç İşleme

Suçun niteliği

Kanun, hangi suçların "küçük düşürücü" olduğunu saymamıştır. Değerlendirme, suçun türüne ve toplumdaki algısına göre yapılır. Uygulamada aşağıdaki suçlar bu nitelikte kabul edilmektedir:

  • hırsızlık,
  • dolandırıcılık,
  • güveni kötüye kullanma,
  • sahtecilik,
  • rüşvet ve zimmet,
  • cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar,
  • uyuşturucu madde ticareti,
  • kaçakçılık,
  • insan ticareti.

Buna karşılık taksirle işlenen suçlar, trafik kazasından doğan yaralama, siyasi düşünce veya ifade kaynaklı suçlamalar kural olarak küçük düşürücü nitelikte sayılmaz.

Suçun evlilik sırasında işlenmesi gerekir mi?

Yerleşik uygulamada suçun evlilik birliği devam ederken işlenmiş olması aranır. Evlenmeden önce işlenen ve diğer eş tarafından bilinen bir suç, kural olarak bu maddeye dayanak yapılamaz.

Evlenmeden önce işlenmiş olmakla birlikte eşten gizlenen ve evlilik sırasında ortaya çıkan bir suç bakımından ise durum tartışmalıdır. Böyle bir hâlde olayın, güven ilişkisini yıkan kusurlu davranış olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayandırılması daha güvenli bir yoldur.

Mahkûmiyet kararı şart mıdır?

Kesinleşmiş mahkûmiyet kararının bulunması davayı büyük ölçüde kolaylaştırır. Ancak aile mahkemesi, ceza yargılamasının sonucunu beklemek zorunda değildir; delilleri kendisi değerlendirebilir.

Ceza mahkemesinin maddi olayın gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin kesinleşmiş tespitleri hukuk hâkimini bağlar. Buna karşılık delil yetersizliğine dayalı beraat kararı, aile mahkemesinde davanın reddini zorunlu kılmaz.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması da olayın hiç yaşanmadığı anlamına gelmez; aile mahkemesi dosyadaki delilleri kendi ölçütlerine göre değerlendirir.

ii. Haysiyetsiz Hayat Sürme

Haysiyetsiz hayat sürme, toplumun namus, şeref ve haysiyet anlayışına açıkça aykırı bir yaşam biçiminin süreklilik göstermesidir. Buradaki en kritik unsur süreklilik ve alışkanlık hâline gelmedir. Tek bir olay, ne kadar ağır olursa olsun bu kapsamda değerlendirilmez.

Uygulamada haysiyetsiz hayat sürme olarak kabul edilen davranışlara örnekler:

  • fuhuş yapmak veya fuhşa aracılık etmek,
  • randevu evi işletmek,
  • kumarı alışkanlık hâline getirmek, aile bütçesini kumarda tüketmek,
  • ağır ve süreklilik gösteren alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı,
  • suç işlemeyi geçim aracı hâline getirmek,
  • sürekli olarak birden çok kişiyle düzensiz cinsel ilişki içinde bulunmak,
  • dolandırıcılık düzeni içinde yaşamak.

Tek seferlik kumar oynama, ara sıra alkol alma veya geçici düzensizlik bu kapsama girmez. Bu tür davranışlar ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi içinde kusurlu davranış olarak değerlendirilir.

iii. Birlikte Yaşamanın Beklenemez Olması

TMK m. 163, olgunun varlığı yanında ayrıca birlikte yaşamanın diğer eşten beklenemez hâle gelmesini arar. Bu nedenle sebep mutlak değil, nispidir.

Değerlendirmede şunlar dikkate alınır:

  • suçun veya yaşam biçiminin niteliği ve ağırlığı,
  • olayın kamuoyunda ve tarafların çevresinde yarattığı etki,
  • çocukların bundan etkilenip etkilenmediği,
  • ailenin ekonomik düzeninin zarar görüp görmediği,
  • diğer eşin sosyal ve mesleki konumu,
  • olayın evlilik birliği üzerindeki somut yansımaları.

Diğer eş, olayı bilmesine rağmen uzun süre evliliği kayıtsız şartsız sürdürmüşse beklenemezlik olgusu zayıflar; bu durum af olarak da değerlendirilebilir.

iv. Dava Açma Süresi

Bu sebep bakımından kanun hak düşürücü süre öngörmemiştir. Kanun metnindeki "her zaman boşanma davası açabilir" ifadesi açıktır.

Bunun temel nedeni, haysiyetsiz hayat sürmenin süreklilik gösteren bir durum olmasıdır. Suç işleme bakımından da kanun süre aramamıştır. Ancak olayın üzerinden çok uzun süre geçmiş ve evlilik sorunsuz sürdürülmüşse, birlikte yaşamanın beklenemez olduğu iddiası ikna edici olmayabilir.

Bir yaşam biçiminin sona ermiş olması hâlinde ise bu sebebe dayanmak güçleşir. Örneğin kumar alışkanlığı yıllar önce bırakılmış ve evlilik bu şekilde sürdürülmüşse, artık bu maddeye dayanılması yerinde olmaz.

v. Affın Etkisi

TMK m. 163'te af açıkça düzenlenmemiştir. Ancak Türk Medeni Kanunu m. 2'deki dürüstlük kuralı gereği, olayı bilerek ve kayıtsız şartsız affeden eşin sonradan aynı olaya dayanması kabul görmez.

Af, açık beyanla olabileceği gibi davranışlarla da anlaşılabilir. Buna karşılık haysiyetsiz hayat sürme devam ediyorsa, geçmiş dönemin affedilmiş olması sonraki döneme dayanılmasını engellemez.

vi. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; bulunmayan yerlerde bu sıfatla asliye hukuk mahkemesi görev yapar.

Yetkili mahkeme, TMK m. 168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Eşin cezaevinde bulunması yetki kuralını değiştirmez; tutuklu ya da hükümlü eşin yerleşim yeri kural olarak son yerleşim yeri olarak kabul edilir.

Boşanma davaları dava şartı arabuluculuğa tabi değildir.

vii. Deliller ve İspat

Davacı hem olguyu hem de birlikte yaşamanın beklenemezliğini ispatlamalıdır. Hâkim, TMK m. 184 uyarınca vicdanen kanaat getirmedikçe olguları ispatlanmış sayamaz; ikrar hâkimi bağlamaz.

Uygulamada başvurulan deliller şunlardır:

  • ceza soruşturma ve kovuşturma dosyaları,
  • kesinleşmiş mahkûmiyet kararları,
  • adli sicil ve arşiv kayıtları,
  • kolluk tutanakları ve arama, elkoyma belgeleri,
  • infaz kurumu kayıtları,
  • kumarhane, bahis ve oyun sitesi harcamalarını gösteren banka hareketleri,
  • icra takibi ve borç dosyaları,
  • bağımlılık tedavisi kayıtları,
  • tanık beyanları,
  • idari yaptırım tutanakları.

Adli sicil kaydının mahkeme tarafından getirtilmesi istenebilir. Ceza dosyasının tamamının celbi, çoğu zaman en güçlü delil kaynağıdır.

viii. Boşanmanın Sonuçları

TMK m. 163'e dayalı boşanmada davalı eş kural olarak ağır kusurlu kabul edilir. Sonuçları şunlardır:

  • Kusursuz veya daha az kusurlu eş, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Toplum içinde küçük düşme ve kişilik haklarına saldırı bulunması manevi tazminat talebini güçlendirir.
  • Ağır kusurlu eş lehine kural olarak yoksulluk nafakasına hükmedilmez.
  • Velayet, çocuğun üstün yararına göre belirlenir. Bağımlılık, suç düzeni içinde yaşama ve çocuğun bu ortamdan etkilenmesi velayet ve kişisel ilişki düzeninde belirleyici olabilir.
  • Çocuğun güvenliği bakımından kişisel ilişki refakatli veya denetimli biçimde kurulabilir.
  • Mal rejiminin tasfiyesinde, ailenin ekonomik varlığının kumar veya benzeri yollarla tüketilmiş olması ayrıca değerlendirilir.

ix. Sık Yapılan Hatalar

  • Her suçu küçük düşürücü suç saymak,
  • taksirli suçlara ya da trafik kazasına dayanmak,
  • tek seferlik kumar veya alkol olayını haysiyetsiz hayat sürme olarak nitelendirmek,
  • sürekliliği gösteren delil sunmamak,
  • birlikte yaşamanın beklenemez olduğunu hiç anlatmamak,
  • ceza dosyasının celbini istememek,
  • evlenmeden önce bilinen ve kabullenilen olaylara dayanmak,
  • olayı öğrendikten sonra yıllarca sorunsuz birlikte yaşayıp sonra bu sebebe dayanmak,
  • kademeli talep kurmayarak davanın tümüyle reddedilmesi riskini almak.

x. Hukuki Değerlendirme

TMK m. 163, süreye bağlı olmaması nedeniyle güçlü bir sebeptir; fakat "küçük düşürücü suç" ve "haysiyetsiz hayat" kavramlarının dar yorumlanması nedeniyle uygulaması sınırlıdır. Davanın başarısı, olgunun sürekliliğini gösteren belge temelli delillere ve birlikte yaşamanın beklenemezliğinin somut biçimde anlatılmasına bağlıdır.

Dilekçede evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebinin kademeli olarak ileri sürülmesi, davanın tümüyle reddedilmesi riskini azaltır. Dosyanızın değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Hayır. Suçun küçük düşürücü nitelikte olması ve bu nedenle birlikte yaşamanın beklenemez hâle gelmesi gerekir. Uzun süreli hürriyeti bağlayıcı ceza, ayrıca evlilik birliğinin sarsılması bakımından da değerlendirilebilir.

Telif ve Kullanım

Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi

Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.

Konular

Birlikte değerlendirilmesi gereken konular

İlgili mevzuat

TMK m. 163 · TMK m. 174 · TMK m. 168 · TMK m. 184