Borçlar Hukuku · · ≈19 dk okuma
Borcun Üstlenilmesi Nedir? Şartları, Sonuçları ve Yargıtay Uygulaması
Borcun iç ve dış üstlenilmesi, alacaklının kabulü, teminatların durumu, görevli mahkeme, zamanaşımı ve güncel Yargıtay yaklaşımı açıklanmıştır.
Borcun üstlenilmesi, mevcut bir borcun ortadan kaldırılmadan başka bir kişinin borçlu sıfatını kazanmasını sağlayan hukuki işlemdir. Kurumun doğru uygulanabilmesi için borçlu ile üçüncü kişi arasındaki iç ilişki, alacaklı ile borcu üstlenen arasındaki dış ilişki ve teminatların geleceği birbirinden ayrılmalıdır. Özellikle “borcu ben ödeyeceğim”, “borcu üzerime aldım” veya “şirketin tüm borçlarını devraldım” şeklindeki ifadeler, tek başına eski borçlunun borçtan kurtulduğunu göstermez.
Borcun üstlenilmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 195 ila 204. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK m.205 ise borcun üstlenilmesini değil, sözleşmenin devrini düzenler. Bu ayrım yalnızca teorik değildir; tarafların kim olduğu, alacaklının kabulünün gerekip gerekmediği, eski borçlunun sorumluluğunun sona erip ermediği ve teminatların devam edip etmediği bu nitelendirmeye göre belirlenir.
Borcun Üstlenilmesi Ne Anlama Gelir?
Borcun üstlenilmesinde borcun konusu kural olarak değişmez; değişen, borç ilişkisinin borçlu tarafıdır. Eski borçlunun yerine yeni borçlu geçer ve aynı borç, yeni borçlu bakımından devam eder. Bu nedenle borcun üstlenilmesi, borcun sona erdirilip yeni bir borç yaratıldığı yenilemeden ve eski borçlunun sorumluluğu devam ederken üçüncü kişinin de borçlu hâline geldiği borca katılmadan farklıdır.
Hukuken geçerli bir dış üstlenme kurulmuşsa eski borçlu borçtan kurtulur. Buna karşılık yalnızca borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesi, alacaklı bakımından borçlu değişikliği doğurmaz. Alacaklı, dış üstlenme gerçekleşmedikçe alacağını eski borçludan istemeye devam edebilir.
Borcun İç Üstlenilmesi
İç üstlenme sözleşmesinin tarafları
TBK m.195 uyarınca borcun iç üstlenilmesi, mevcut borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasında kurulur. Üçüncü kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasını sağlayıp borcu dış ilişki bakımından da üstlenerek mevcut borçluyu borçtan kurtarma yükümlülüğü altına girer.
Bu sözleşmenin tarafı alacaklı değildir. Bu nedenle iç üstlenme, tek başına alacaklıya üçüncü kişiden doğrudan ödeme isteme hakkı vermez. Aynı şekilde mevcut borçlu da alacaklıya karşı borçlu sıfatını kaybetmez.
Örneğin bir şirket ortağının, şirketin tedarikçiye olan borcunu şirketle yaptığı protokol kapsamında üstlenmesi, alacaklı tedarikçi bu değişikliği kabul etmedikçe yalnızca iç üstlenme niteliğindedir. Tedarikçi, söz konusu protokole dayanılarak eski borçlu şirkete başvurmaktan alıkonulamaz.
Borçlunun hakları
İç üstlenme sözleşmesi gereği üstlenen kişi yükümlülüğünü yerine getirmezse mevcut borçlu, sözleşmeden doğan haklarını ona karşı kullanabilir. Ancak TBK m.195/2 uyarınca borçlu, iç üstlenmeden doğan borçlarını ifa etmemişse borcu üstlenenden yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez. Bu düzenleme, iç ilişkide edimlerin karşılıklılığına ve somut sözleşmenin içeriğine göre değerlendirilmelidir.
Borcun Dış Üstlenilmesi
Dış üstlenme sözleşmesinin tarafları
Gerçek anlamda borçlu değişikliği, TBK m.196 uyarınca borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasında yapılan sözleşmeyle gerçekleşir. Sözleşme kurulduğunda yeni borçlu eski borçlunun yerine geçer; eski borçlu borçtan kurtulur.
Dış üstlenme sözleşmesinin kurulması için eski borçlunun sözleşmeye taraf olması veya ayrıca izin vermesi kural olarak gerekmez. Bununla birlikte uygulamada dış üstlenme çoğu kez önceden kurulmuş bir iç üstlenme sözleşmesine dayanır. Böyle bir iç ilişki bulunmasa dahi alacaklı ile üçüncü kişinin doğrudan dış üstlenme sözleşmesi yapmasına hukuki engel yoktur.
Alacaklının kabulü gerekir mi?
Evet. Eski borçlunun borçtan çıkması için alacaklının dış üstlenmeyi kabul etmesi gerekir. Alacaklının kabulü açık olabileceği gibi, koşulları varsa örtülü davranışla da ortaya konulabilir. Örneğin alacaklının yeni borçludan çekincesiz biçimde ifa kabul etmesi veya sonraki tüm tahsilat sürecini yalnız yeni borçluya yöneltmesi, somut olayda kabul iradesinin değerlendirilmesine neden olabilir.
Bununla birlikte yalnızca üçüncü kişinin ödeme yapması, her olayda dış üstlenmenin kabul edildiği anlamına gelmez. Üçüncü kişi tarafından borcun ifası, TBK m.83 çerçevesinde borçlu değişikliği olmaksızın da mümkündür. Bu nedenle ödeme belgesi, yazışmalar, mutabakat metni ve alacaklının eski borçluyu ibra edip etmediği birlikte incelenmelidir.
Sessizlik kabul sayılır mı?
Kural olarak hayır. TBK m.197 uyarınca alacaklının kabul için belirlenen süre içinde susması ret sonucunu doğurur. Süre belirlenmemişse öneri sahibi veya diğer ilgili taraf, alacaklıdan makul bir süre içinde açıklama istemelidir. Borçlu değişikliğinin önemli sonuçları nedeniyle “cevap vermedi, o hâlde kabul etti” şeklindeki yaklaşım güvenli değildir.
Borcun Üstlenilmesi Sözleşmesi Şekle Bağlı mıdır?
Borcun iç ve dış üstlenilmesi için Türk Borçlar Kanunu’nda genel bir geçerlilik şekli öngörülmemiştir. Bu nedenle TBK m.12’deki şekil serbestisi kuralı uygulanır. Taraflar sözleşmeyi sözlü, yazılı veya elektronik ortamda kurabilir.
Ancak şekil serbestisi, yazılı sözleşmenin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Borcun miktarı, kaynağı, muacceliyet tarihi, faiz ve cezai şartın durumu, teminatların kapsamı, eski borçlunun hangi tarihte borçtan çıkacağı ve alacaklının kabul beyanı açıkça yazılmadığında ciddi ispat sorunları ortaya çıkar.
Üstlenme sözleşmesinin karşı edimi veya yan edimi kanunen özel şekle tabi bir işlemse, o işlem bakımından özel şekil şartına uyulmalıdır. Özellikle borcun üstlenilmesi karşılığında taşınmaz devri veya taşınmaz satış vaadi kararlaştırılması hâlinde, taşınmazla ilgili taahhüt resmî şekilde kurulmadıkça geçerli olmaz. Bu geçersizliğin bütün sözleşmeye yayılıp yayılmayacağı ise sözleşmenin amacı, bölünebilirliği ve tarafların varsayımsal iradesi dikkate alınarak ayrıca değerlendirilir.
Hangi Borçlar Üstlenilebilir?
Kural olarak mevcut, belirlenebilir ve başkasına geçmesine hukuki engel bulunmayan borçlar üstlenilebilir. Para borçları, şarta bağlı borçlar, çekişmeli borçlar, seçimlik borçlar ve gelecekte doğması beklenen yeterince belirli borçlar üstlenmeye konu olabilir.
Bununla birlikte borçlunun kişisel özelliklerine sıkı biçimde bağlı edimler ile kanunun devri yasakladığı yükümlülükler aynı şekilde değerlendirilemez. Bir sanatçının kişisel icrası, şahsa bağlı mesleki edim veya yalnız belirli izin ve ruhsata sahip kişi tarafından yerine getirilebilecek yükümlülüklerde borçlu değişikliği, borcun niteliğine ve özel mevzuata göre mümkün olmayabilir.
Zamanaşımına uğramış bir borç hukuken tamamen yok olmaz; borçluya zamanaşımı def’i sağlar. Böyle bir borcun üstlenilmesi teorik olarak mümkün olsa da yeni borçlunun zamanaşımı savunmasından vazgeçip geçmediği veya işlemin borç ikrarı niteliği taşıyıp taşımadığı somut beyanlara göre belirlenmelidir.
Borcun Üstlenilmesinin Hukuki Sonuçları
Eski borçlunun borçtan kurtulması
Dış üstlenme sözleşmesi geçerli şekilde kurulduğunda eski borçlu borçtan çıkar. Alacaklı artık aynı borcu eski borçludan talep edemez. Taraflar eski borçlunun sorumluluğunu sürdürmek istiyorsa işlem borcun üstlenilmesi olarak değil, borca katılma, kefalet veya başka bir teminat ilişkisi olarak kurulmalıdır.
Sözleşmede hem “eski borçlu borçtan kurtulacaktır” hem de “eski ve yeni borçlu birlikte sorumludur” gibi birbiriyle çelişen ifadelerin kullanılması, hukuki nitelendirmeyi tartışmalı hâle getirir. Mahkeme sözleşmenin başlığına değil, tarafların gerçek ve ortak iradesine, metnin bütününe ve uygulamadaki davranışlara bakar.
Fer’î hakların durumu
TBK m.198 uyarınca borçlunun kişiliğine bağlı olmayan fer’î haklar yeni borçluya karşı da ileri sürülebilir. İşlemiş faizler, borca bağlı cezai şartlar ve borcun ihlalinden doğan bazı yan talepler, hukuki niteliklerine göre yeni borçlu bakımından devam edebilir.
Buna karşılık eski borçlu tarafından şahsen verilmiş ve yalnız onun kişiliğine bağlı olan imkânlar kendiliğinden yeni borçluya geçmez. Her bir teminatın kim tarafından kurulduğu, teminat metninin kapsamı ve üstlenme işlemine verilen onay ayrıca incelenmelidir.
Kefalet ve üçüncü kişi rehni devam eder mi?
Kefillerin ve borca teminat veren üçüncü kişilerin sorumluluğu, TBK m.198/2 gereğince borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder. Yazılı rıza yoksa, borçlunun değişmesiyle bu kişilerin üstlendikleri risk ağırlaştırılamaz.
Bu kural uygulamada sıkça gözden kaçırılır. Alacaklı, yeni borçluyu kabul ederken mevcut kefalet veya üçüncü kişi rehni teminatlarının kendiliğinden süreceğini varsaymamalıdır. Rıza metninde üstlenilen borç, yeni borçlu ve teminatın devam ettiği kapsam açıkça belirtilmelidir.
Yeni borçlunun ileri sürebileceği savunmalar
TBK m.199 uyarınca yeni borçlu, borç ilişkisinden kaynaklanan def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilir. Borcun hiç doğmadığı, geçersiz olduğu, ifa edildiği, sona erdiği veya zamanaşımına uğradığı yönündeki savunmalar buna örnek gösterilebilir.
Buna karşılık yeni borçlu, eski borçluya ait kişisel def’ileri kural olarak kullanamaz. Ayrıca yeni borçlu ile eski borçlu arasındaki iç ilişkiden kaynaklanan savunmalar, dış üstlenme sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça alacaklıya karşı ileri sürülemez. Örneğin eski borçlunun yeni borçluya vaat ettiği karşı edimi yerine getirmemesi, alacaklı bu iç ilişkinin tarafı değilse, yeni borçluyu alacaklıya karşı borçtan kurtarmaz.
Üstlenme sözleşmesinin geçersizliği
Dış üstlenme sözleşmesi geçersizse TBK m.200 uyarınca, iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere eski borç fer’î haklarıyla birlikte varlığını sürdürür. Geçersizliğin meydana gelmesinde borcu üstlenen kişiye yüklenebilen bir sebep varsa alacaklının zarar talebi de gündeme gelebilir.
Bu nedenle alacaklı, eski borçluyu tamamen devre dışı bırakmadan önce dış üstlenme sözleşmesinin yetki, temsil, şekil ve irade sakatlığı bakımından geçerliliğini kontrol etmelidir.
Borcun Üstlenilmesi Benzer Kurumlardan Nasıl Ayrılır?
Borca katılma
TBK m.201’de düzenlenen borca katılmada, mevcut borçlu borçtan çıkmaz. Borca katılan kişi mevcut borçlunun yanında müteselsilen sorumlu olur. Alacaklı bakımından borçlu sayısı artar. Borcun üstlenilmesinde ise amaç, eski borçlunun yerine yenisinin geçmesidir.
Sözleşmede “borçlu ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluyum” ifadesi kullanılmışsa işlem çoğu durumda borcun üstlenilmesi değil, borca katılma veya kefalet niteliğinde tartışılır.
Kefalet
Kefalet, asıl borca bağlı fer’î bir teminat borcudur. Kural olarak asıl borçlu borçtan çıkmaz; kefil, kanundaki şartlarla ikinci bir sorumluluk üstlenir. Borcun üstlenilmesinde ise yeni borçlu asli borçlu hâline gelir ve geçerli dış üstlenmede eski borçlu borçtan kurtulur.
Bir metnin başlığında “kefalet”, “garanti” veya “borç üstlenme” yazması tek başına belirleyici değildir. Metindeki sorumluluk sırası, eski borçlunun durumu ve alacaklının kime karşı talep hakkı kazandığı esas alınır. Kefaletin TBK’da sıkı şekil şartlarına bağlı olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
TBK m.128’deki üçüncü kişinin fiilini üstlenmede borçlu, üçüncü kişinin belirli bir davranışı gerçekleştireceğini taahhüt eder. Üçüncü kişi o davranışı yerine getirmezse taahhüt eden, doğan zarardan sorumlu olur. Borcun üstlenilmesinde ise yeni borçlu, eski borçlunun borcunu doğrudan kendi borcu olarak ifa etmekle yükümlüdür.
Yenileme
TBK m.133 uyarınca yeni bir borcun kurulması, mevcut borcu kendiliğinden sona erdirmez. Yenileme iradesinin açık olması gerekir. Borcun üstlenilmesinde borç aynı kalır, yalnız borçlu değişir; yenilemede ise eski borç sona erer ve yerine yeni borç doğar.
Alacağın devri
Alacağın devrinde değişen taraf alacaklıdır. Borçlu aynı kalır. Borcun üstlenilmesinde ise alacaklı aynı kalırken borçlu değişir. Bu iki kurumun aynı sözleşmede birlikte kullanılması mümkündür; ancak her biri kendi geçerlilik ve ispat kurallarına tabidir.
Sözleşmenin devri
TBK m.205’te düzenlenen sözleşmenin devri, yalnız tek bir borcun değil, sözleşmeden doğan taraf sıfatının bütün hak ve borçlarıyla başka kişiye geçirilmesidir. Borcun üstlenilmesi ise dar anlamda belirli bir borca yönelir. Bir kira, bayilik, eser veya kredi sözleşmesindeki bütün konumun devri amaçlanıyorsa yalnız “borç devri” başlıklı metin yeterli olmayabilir.
Malvarlığının veya İşletmenin Devralınmasında Borçların Durumu
TBK m.202, bir malvarlığını veya işletmeyi aktif ve pasifleriyle devralan kişinin, devri alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler bakımından ilan ettiği tarihten itibaren malvarlığı veya işletmeye ait borçlardan sorumlu olmasını düzenler. Eski borçlu da kanunda öngörülen süre boyunca devralanla birlikte müteselsilen sorumlu kalır.
Bu düzenleme, tek tek borçların dış üstlenilmesinden farklıdır. İşletme devrinde sorumluluk, yalnız tarafların sözleşmede kullandığı ifadelerle değil, TBK m.202, Türk Ticaret Kanunu ve somut devir işleminin kapsamıyla belirlenir. “Borçlar devralınmamıştır” şeklindeki iç ilişki hükmü, kanuni şartlar oluşmuşsa alacaklılara karşı her zaman ileri sürülemez.
Bir işletmenin başka işletmeyle birleşmesi veya şekil değiştirmesi hâlinde TBK m.203 ve ilgili ticaret hukuku hükümleri ayrıca dikkate alınır.
Taşınmaz Devri Karşılığında Borcun Üstlenilmesi
Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler TMK m.706 ve TBK m.237 gereğince resmî şekle tabidir. Taşınmaz satış vaadi de kanunda öngörülen resmî şekilde kurulmalıdır. Adi yazılı bir belgede “borcu üstleniyorum, karşılığında şu taşınmazı devredeceğim” denilmiş olması, taşınmazın devrine ilişkin kısmı kendiliğinden geçerli hâle getirmez.
Güncel hukukta taşınmaz satış sözleşmeleri tapu müdürlüklerinin yanında, Noterlik Kanunu m.61/A uyarınca noterler tarafından da yapılabilmektedir. Uygulama 4 Temmuz 2023 tarihinde başlamıştır. Bu nedenle yalnız tapu müdürlüğünün yetkili olduğu yönündeki eski açıklamalar artık eksiktir.
Şekle aykırı taşınmaz taahhüdünün bütün borç üstlenme sözleşmesini geçersiz kılıp kılmayacağı otomatik bir cevapla çözülemez. TBK m.27/2 kapsamında geçersiz bölüm çıkarıldığında kalan kısmın tarafların iradesine uygun biçimde ayakta kalıp kalamayacağı incelenir. Tarafların esas amacı taşınmazın devriyse bütün sözleşmenin geçersizliği gündeme gelebilir; esas amaç mevcut para borcunun üstlenilmesiyse, taşınmaza ilişkin geçersiz kısmın ayrılabilmesi mümkün olabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2025 Tarihli Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli, veri tabanlarında 2025/258 Esas, karar metninde 2025/3-258 Esas olarak gösterilen ve 2025/593 Karar sayısını taşıyan ilamı, borcun üstlenilmesi ile şekle aykırı taşınmaz taahhüdünün birlikte bulunduğu sözleşmeler bakımından önemlidir.
Uyuşmazlıkta davalı, oğlunun Tarım Kredi Kooperatifi borcu nedeniyle ödeme yapan kişilere karşı borcu üstlendiğini belirten ve karşılığında taşınmaz devrini içeren “teminat senedi” başlıklı bir belge imzalamıştı. Belgedeki imza inkâr edilmemişti. Davacılar taşınmazın devrini değil, ödedikleri para tutarının tahsilini talep etmişlerdi.
Özel Daire, borcun üstlenilmesi sözleşmesinin resmî şekle tabi olmadığını ve davalının üçüncü kişinin borcunu üstlendiği iddiasının esasının incelenmesi gerektiğini belirterek ilk derece kararını bozdu. İlk derece mahkemesinin direnmesi üzerine dosyayı inceleyen Hukuk Genel Kurulu, taşınmaz devrine ilişkin kısmın resmî şekle aykırılığı nedeniyle geçersiz olmasının, somut olayda borcun üstlenilmesine dayalı para talebinin esasının incelenmesine engel olmadığı sonucuna vardı ve direnme kararını bozdu.
Karar, her şekle aykırı taşınmaz taahhüdünde sözleşmenin geri kalanının mutlaka geçerli kalacağı anlamına gelmez. Hukuk Genel Kurulunun değerlendirmesinde davacıların talep sonucu, sözleşmenin asıl amacı, borcun üstlenildiğini gösteren imzalı belge ve tarafların somut davranışları birlikte etkili olmuştur. Kararın somut olaya uygulanabilmesi için sözleşme metni ve talep sonucu ayrı ayrı incelenmelidir.
Kararın kamuya açık metninde TBK m.195 ve m.196’ya ilişkin bazı numaralandırma ifadeleri dikkatle okunmalıdır. İç üstlenme TBK m.195’te, dış üstlenme ise TBK m.196’da düzenlenmiştir.
Doktrindeki Yaklaşım ve Uygulamadaki Tartışmalar
Öğretide iç üstlenme, esas olarak mevcut borçlu ile borcu üstlenen arasındaki iç ilişki; dış üstlenme ise alacaklı ile yeni borçlu arasında borçlu değişikliğini doğuran işlem olarak kabul edilir. Tekinay, Akman, Burcuoğlu ve Altop’un klasik genel hükümler eserinde de iç üstlenmenin borç ilişkisinin pasif tarafını doğrudan değiştirmediği vurgulanır.
Didem Özcan’ın “Borcun Üstlenilmesi” başlıklı monografisi, kurumun iç ve dış üstlenme ayrımı yanında bağlı borçlar, teminatlar, savunmalar, ipotekli taşınmazın devri ve hükümsüzlüğün sonuçları bakımından ele alınması gerektiğini ortaya koyar. Güncel genel hükümler öğretisinde de borcun üstlenilmesinin alacağın devri, borca katılma, sözleşmenin devri ve yenilemeden ayrılması gerektiği kabul edilmektedir.
Uygulamadaki temel tartışma, tarafların kullandığı kısa ve teknik olmayan ifadelerin hangi kuruma karşılık geldiğidir. “Borcu ödeyeceğim”, “borca kefilim”, “borcu üzerime aldım” veya “şirketin borçlarını devraldım” beyanları aynı sonucu doğurmaz. Mahkeme, yalnız kelime seçimine bağlı kalmadan sözleşmenin ekonomik amacını, eski borçlunun sorumluluğunun sürüp sürmediğini, alacaklının kabulünü ve tarafların ifa davranışlarını değerlendirir.
Bir başka tartışma, dış üstlenmenin sebebe bağlı olup olmadığı ve iç ilişkideki geçersizliğin alacaklıya karşı ileri sürülüp sürülemeyeceğidir. TBK m.199, yeni borçlunun iç ilişkiden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri sürmesini sınırlar. Bu nedenle eski borçlu ile yeni borçlu arasındaki karşı edim uyuşmazlığı, dış ilişkide alacaklıya karşı otomatik savunma oluşturmaz.
Somut Olaylarda İncelenmesi Gereken Hususlar
Bir borcun üstlenilmesine ilişkin uyuşmazlıkta şu noktalar birlikte incelenmelidir:
- Üstlenildiği ileri sürülen borç yeterince belirli midir?
- İşlem iç üstlenme mi, dış üstlenme mi, borca katılma mı, kefalet mi yoksa garanti taahhüdü müdür?
- Alacaklının açık veya örtülü kabulü var mıdır?
- Eski borçlunun borçtan kurtarılması açıkça kararlaştırılmış mıdır?
- Borcun ana para, faiz, cezai şart ve diğer fer’îleri hangi kapsamda üstlenilmiştir?
- Kefiller ve üçüncü kişi rehin verenler yazılı rıza göstermiş midir?
- Üstlenen kişinin temsil yetkisi var mıdır?
- Sözleşmede taşınmaz devri, pay devri veya başka bir özel şekle tabi işlem bulunmakta mıdır?
- Borç muaccel midir; temerrüt hangi tarihte gerçekleşmiştir?
- Zamanaşımı süresi hangi temel borç ilişkisine göre belirlenmelidir?
- Dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk şartı var mıdır?
- Talep para alacağı, tespit, menfi tespit, istirdat veya aynen ifa taleplerinden hangisidir?
Zamanaşımı ve Başvuru Süreleri
Borcun üstlenilmesine özgü tek ve sabit bir dava zamanaşımı süresi yoktur. Uygulanacak süre, üstlenilen borcun kaynağına ve talebin hukuki niteliğine göre belirlenir. Özel bir süre öngörülmemişse TBK m.146’daki on yıllık genel zamanaşımı uygulanır. TBK m.147 veya özel kanunlarda daha kısa süreye tabi alacaklarda ise özel süre geçerlidir.
Zamanaşımı kural olarak alacağın muaccel olduğu tarihte işlemeye başlar. Muacceliyet bildirim veya talebe bağlıysa TBK m.149 çerçevesinde talebin yapılabileceği en erken tarih önem taşır.
Borçlunun değişmesi zamanaşımı süresini kendiliğinden yeniden başlatmaz. Üstlenme belgesinin borç ikrarı sayılıp sayılmayacağı, zamanaşımının kesilip kesilmediği ve yeni borçlunun zamanaşımı savunmasından vazgeçip geçmediği, belgenin tarihi ve içeriği dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.
Dava sonunda verilen karara karşı kanun yolu süreleri genel hükümlere tabidir. İstinaf süresi, kural olarak gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğinden itibaren iki haftadır. Temyiz yolu açık kararlarda temyiz süresi de kural olarak iki haftadır. Parasal kesinlik sınırları her yıl değiştiğinden karar tarihindeki güncel sınırlar ayrıca kontrol edilmelidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli mahkeme, yalnız “borcun üstlenilmesi” kavramına göre değil, temel hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir.
- Taraflar arasındaki ilişki özel bir görev kuralına tabi değilse asliye hukuk mahkemesi görevlidir.
- Uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili ticari dava niteliğindeyse asliye ticaret mahkemesi görevli olabilir.
- Tüketici işlemi söz konusuysa tüketici mahkemesi veya parasal sınıra göre tüketici hakem heyeti gündeme gelebilir.
- İş, kira, aile veya diğer özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanan borçlarda özel görev kuralları uygulanır.
Yetki bakımından HMK m.6 uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesi genel yetkilidir. Sözleşmeden doğan davalarda HMK m.10 gereğince sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkili olabilir. Tarafların geçerli bir yetki sözleşmesi yapıp yapamayacağı, tacir veya kamu tüzel kişisi olup olmadıkları ve uyuşmazlığın kesin yetkiye tabi bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Ticari nitelikte ve konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat taleplerinde TTK m.5/A kapsamında dava şartı arabuluculuk gündeme gelebilir. Tüketici uyuşmazlıklarında TKHK m.73/A’daki istisnalar saklı kalmak üzere arabuluculuk dava şartı olabilir. Arabuluculuk şartı, tarafların sıfatı ve talebin niteliği belirlenmeden genelleştirilemez.
İspat Yükü ve Kullanılabilecek Deliller
HMK m.190 uyarınca, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı vakıaları ispatla yükümlüdür. Borcun dış üstlenildiğini ileri süren taraf, alacaklı ile yeni borçlu arasında geçerli bir üstlenme sözleşmesi kurulduğunu ve eski borçlunun borçtan çıkarıldığını ispatlamalıdır.
Başlıca deliller şunlardır:
- İmzalı borç üstlenme veya borç devir sözleşmesi,
- Alacaklının açık kabul veya ibra beyanı,
- Banka dekontları ve ödeme açıklamaları,
- Hesap mutabakatları ve cari hesap kayıtları,
- E-posta, kısa mesaj ve WhatsApp yazışmaları,
- Noter ihtarnameleri,
- Ticari defter ve kayıtlar,
- Yönetim kurulu, müdürler kurulu veya ortaklar kurulu kararları,
- Temsil yetkisini gösteren imza sirküleri ve vekâletnameler,
- Kefil veya üçüncü kişi rehin verenin yazılı rızası,
- Tarafların sonraki ifa ve tahsilat davranışları.
HMK m.199 anlamında elektronik veriler belge niteliği taşıyabilir. Ancak her elektronik yazışma tek başına kesin delil sayılmaz. Mesajın kim tarafından gönderildiği, bütünlüğü, bağlamı, inkâr edilip edilmediği ve senetle ispat kuralları birlikte değerlendirilir.
Hukuki işlemlerin senetle ispatına ilişkin parasal sınır her yıl yeniden değerlenmektedir. Bu nedenle hukuki işlemin yapıldığı tarihte geçerli olan sınır ayrıca kontrol edilmelidir. Yüksek tutarlı borçlarda sözlü mutabakata güvenilmesi, geçerlilikten bağımsız olarak ciddi ispat riski yaratır.
İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz
Borcun üstlenilmesi tek başına otomatik bir geçici koruma hakkı doğurmaz. Para alacağının tahsili isteniyorsa İİK m.257 ve devamındaki koşullar gerçekleştiğinde ihtiyati haciz talep edilebilir. Para dışındaki bir hakkın korunması gerekiyorsa HMK m.389 ve devamı uyarınca ihtiyati tedbir gündeme gelebilir.
Mahkeme, yaklaşık ispatı, alacağın niteliğini, muacceliyeti, teminat koşullarını ve gecikmenin yaratacağı sakıncayı değerlendirir. Sırf borcun başkası tarafından üstlenildiğinin ileri sürülmesi, tek başına haciz veya tedbir kararı verilmesi için yeterli değildir.
Sık Yapılan Hatalar
İç üstlenmeyi dış üstlenme sanmak
Borçlu ile üçüncü kişinin kendi aralarında anlaşması, alacaklının kabulü olmadan eski borçluyu borçtan çıkarmaz. En yaygın hata budur.
Alacaklının sessizliğini kabul saymak
Alacaklının bildirim karşısında susması kural olarak kabul değildir. Borçlu değişikliğinin açık biçimde belgelendirilmesi gerekir.
Eski borçlunun durumunu belirsiz bırakmak
Metinde eski borçlunun borçtan kurtulduğu veya sorumluluğunun devam ettiği açıkça yazılmadığında işlem borcun üstlenilmesi, borca katılma veya kefalet arasında tartışmalı hâle gelir.
Teminatların kendiliğinden devam ettiğini varsaymak
Kefil ve üçüncü kişi rehin verenin yazılı rızası alınmadan teminatın yeni borçlu bakımından sürdüğü kabul edilmemelidir.
Borcu yeterince tanımlamamak
Sözleşmede borcun kaynağı, miktarı, para birimi, vadesi, faiz türü, varsa icra dosyası ve fer’îleri açıkça gösterilmelidir. “Tüm borçlar” gibi sınırı belirsiz ifadeler uyuşmazlık yaratır.
Özel şekle tabi yan işlemleri adi yazılı belgeyle yapmak
Taşınmaz devri, taşınmaz satış vaadi, bazı pay devirleri veya kefalet gibi şekle tabi işlemler, borç üstlenme protokolü içine yazılmakla geçerli hâle gelmez.
Temsil yetkisini kontrol etmemek
Şirket adına imza atan kişinin yalnız şirketi temsil yetkisi değil, somut işlem bakımından sınırlandırılmış olup olmadığı da incelenmelidir.
Zamanaşımı ve dava şartı arabuluculuğu gözden kaçırmak
Borçlunun değişmiş olması, temel alacağın zamanaşımı rejimini ortadan kaldırmaz. Görev ve dava şartı arabuluculuk ise temel ilişkinin ticari, tüketici veya başka bir özel ilişki olup olmadığına göre belirlenir.
Hukuki Değerlendirme
Borcun üstlenilmesi, kısa bir ödeme taahhüdünden ibaret değildir. İşlemin geçerli bir dış üstlenme sayılabilmesi için alacaklının kabulü, eski borçlunun borçtan çıkması ve üstlenilen borcun belirlenebilir olması gerekir. Tarafların gerçek amacı eski borçluyu değiştirmek değil, alacaklıya ek bir borçlu veya teminat sağlamaksa hukuki kurum borca katılma, kefalet veya garanti olabilir.
Sözleşme hazırlanırken borcun kaynağı ve kapsamı, alacaklının kabulü, eski borçlunun durumu, faiz ve diğer fer’îler, teminatların devamı, ödeme takvimi, temerrüt sonuçları, bildirim adresleri, görev ve yetki düzeni ile özel şekle tabi yan işlemler açıkça ele alınmalıdır. Belirsiz veya birbiriyle çelişen hükümler, tahsilat aşamasında tarafların başlangıçta amaçlamadığı sonuçlara yol açabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli kararı, şekle aykırı bir taşınmaz taahhüdünün bulunduğu her durumda sözleşmenin tamamının kendiliğinden geçersiz sayılamayacağını göstermektedir. Bununla birlikte karar, bütün borç üstlenme belgelerine uygulanabilecek soyut bir geçerlilik garantisi değildir. Talebin konusu, sözleşmenin bölünebilirliği ve tarafların asıl amacı somut olay üzerinden belirlenmelidir.
Günser + Partners ile İletişim
Borcun üstlenilmesi sözleşmelerinde iç ve dış ilişkinin karıştırılması, alacaklının kabulünün açık biçimde alınmaması, kefil ve üçüncü kişi rehin verenlerin yazılı rızasının unutulması veya özel şekle tabi işlemlerin geçersiz kurulması ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Uyuşmazlığın görev, yetki, zamanaşımı, dava şartı arabuluculuk ve ispat kuralları da temel borç ilişkisinin niteliğine göre değişir.
Somut olayınızın güncel mevzuat, sözleşme hükümleri ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi; borç üstlenme protokolünün hazırlanması veya mevcut bir uyuşmazlığın hukuki niteliğinin belirlenmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.
Hukuki bilgilendirme notu: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Her somut olayın tarafları, sözleşme metni, borcun kaynağı, teminatları ve usulî durumu farklıdır. İçerik, hukuki mütalaa veya belirli bir uyuşmazlık için sonuç garantisi oluşturmaz.
Kaynaklar ve Doğrulama Notu
Bu makale hazırlanırken kanun maddeleri, karar künyeleri ve güncel taşınmaz satış şekli 30 Temmuz 2026 itibarıyla kontrol edilmiştir. Doğrudan ve güvenilir künyesine ulaşılamayan bölge adliye mahkemesi kararlarına yer verilmemiştir.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m.12, 128, 133, 146, 149 ve 195-205.
- 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.706.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m.2, 6, 10, 190, 199, 200, 345, 361 ve 389 vd.
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.257 vd.
- 1512 sayılı Noterlik Kanunu m.61/A.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.10.2025, E.2025/258 (karar metninde E.2025/3-258), K.2025/593.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 19.11.2018, E.2017/10854, K.2018/11715.
- Selahattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Haluk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993.
- Didem Özcan, Borcun Üstlenilmesi, On İki Levha Yayıncılık, 2017.
- Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 30. Baskı, 2025.
Çevrim içi doğrulama bağlantıları
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu metni - WIPO Lex
- Yargıtay HGK E.2025/258, K.2025/593 karar künyesi - Lexpera
- Yargıtay HGK kararının yayımlanmış tam metni - Karamercan Hukuk
- 7413 sayılı Kanun ve Noterlik Kanunu m.61/A - TBMM
- Noterliklerde taşınmaz satışı uygulamasının başlaması - Adalet Bakanlığı
- Didem Özcan, Borcun Üstlenilmesi - On İki Levha Yayıncılık
- Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler - Legem Yayınevi
Sık Sorulan Sorular
Hayır. Üçüncü kişinin borcu ödemesi, tek başına borçlu sıfatını üstlendiğini veya eski borçlunun borçtan kurtulduğunu göstermez. Ödemenin hukuki sebebi ve alacaklının kabul iradesi ayrıca incelenir.
Telif ve Kullanım
Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz
Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.