İçeriğe geç

Borçlar Hukuku · · ≈12 dk okuma

Müteselsil Sorumluluk ve Müteselsil Borçluluk

Müteselsil borçluluğun doğuşu, alacaklının seçim hakkı, ortak savunmalar, ödeme, ibra, rücu ve güncel Yargıtay uygulaması ayrıntılı açıklanmaktadır.

Bir borçtan birden fazla kişinin sorumlu olması, her birinin yalnızca kendi payını ödeyeceği anlamına gelmez. Kanun veya tarafların açık iradesi müteselsil borçluluk doğuruyorsa alacaklı, borcun tamamını borçlulardan birinden, birkaçından veya hepsinden isteyebilir. Buna karşılık alacaklı aynı borcu birden fazla kez tahsil edemez. Borcun tamamını veya payından fazlasını ödeyen borçlu ise şartları varsa diğer borçlulara rücu eder.

Müteselsil Borçluluk Nedir?

Müteselsil borçluluk, birden fazla borçlunun alacaklıya karşı aynı edimin tamamından sorumlu olduğu birlikte borçluluk türüdür. Alacaklı borcun tamamını yalnızca bir kez elde etmek üzere, dilediği borçluya başvurabilir. Borçlulardan birinin yaptığı ödeme, ödeme tutarı kadar diğer borçluları da dış ilişkide borçtan kurtarır.

TBK m. 162’ye göre müteselsil borçluluk iki kaynaktan doğar:

  1. Borçluların alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul etmeleri,
  2. kanunun belirli bir ilişki için müteselsil sorumluluk öngörmesi.

TBK sisteminde müteselsil borçluluk kural olarak karine değildir; kanuni bir dayanak veya borcun tamamından sorumluluğu gösteren açık bir irade gerekir. Sözleşmenin yalnızca birden fazla kişi tarafından imzalanmış olması her durumda teselsül doğurmaz. Bunun önemli istisnası, ticari işlerde teselsül karinesini düzenleyen TTK m. 7'dir.

Müteselsil Borçluluk ile Müteselsil Sorumluluk Arasındaki Fark

TBK m. 162-168, genel olarak müteselsil borçluluğun dış ve iç ilişkideki sonuçlarını düzenler. TBK m. 61-62 ise aynı zarardan birden fazla kişinin haksız fiil, sözleşme veya kanundan doğan farklı sebeplerle sorumlu olması hâlindeki müteselsil sorumluluğu ele alır.

İki kurumun ortak yönü, alacaklı veya zarar görenin borcun ya da tazminatın tamamına ulaşıncaya kadar sorumlulardan dilediğine başvurabilmesidir. Fark ise borcun doğduğu hukuki kaynaktadır.

Örneğin aynı kredi sözleşmesinde iki kişinin açıkça müteselsil borçlu olması TBK m. 162 ve devamı kapsamındadır. Bir trafik kazasında sürücü, işleten ve sigortacının aynı zarardan farklı hukuki sebeplerle sorumlu olması ise özel kanun hükümleriyle birlikte TBK m. 61-62 çerçevesinde değerlendirilir.

Müteselsil Borçluluk Nasıl Doğar?

Sözleşmeden doğan müteselsil borçluluk

Borçluların borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiklerinin açıkça anlaşılması gerekir. Sözleşmede “müştereken ve müteselsilen”, “her biri borcun tamamından sorumludur” veya aynı anlama gelen bir düzenleme bulunabilir.

İrade açıklamasının geçerliliği, asıl sözleşmenin tabi olduğu şekil kuralına göre değerlendirilir. Kanunen yazılı veya resmî şekle tabi bir sözleşmede müteselsil sorumluluk kaydının da bu şeklin içinde yer alması gerekebilir.

Ticari işlerde teselsül karinesi

TTK m. 7'ye göre iki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi bakımından ticari nitelikte olan bir iş nedeniyle diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmedikçe müteselsilen sorumlu olurlar. Bu düzenleme, TBK m. 162'deki genel sistemden farklı olarak ticari işlerde kanuni bir teselsül karinesi kurar. Dolayısıyla borcun ticari niteliği belirlenmeden, sözleşmede “müteselsil” ibaresinin bulunmamasından hareketle paylı sorumluluk sonucuna varılamaz.

Bununla birlikte TTK m. 7, özellikle gerçek kişilerce verilen kefalet ve başka ad altında düzenlenen kişisel teminatlarda tek başına değerlendirilmemelidir. TBK m. 583'teki kefalet şekli ile TBK m. 603'ün gerçek kişilerce verilen diğer kişisel güvencelere ilişkin emredici koruması, somut teminatın niteliğine göre ayrıca uygulanabilir. Bir sözleşmenin imzalanması, teminat veren kişinin otomatik olarak geçerli bir müteselsil kefil olduğu anlamına gelmez.

Kanundan doğan müteselsil sorumluluk

Kanun birçok özel ilişkide müteselsil sorumluluk öngörebilir. Birlikte zarar verenler, adam çalıştıranın sorumluluğu, yapı malikinin sorumluluğu, trafik kazaları, şirketler ve ticari ilişkiler bu kapsamda özel düzenlemeler içerebilir.

Hangi kişinin hangi miktardan ve hangi kapsamda sorumlu olduğu yalnızca TBK hükümlerine bakılarak belirlenmemelidir. Uyuşmazlığa uygulanacak özel kanun, sorumluluk sınırları ve sigorta teminatı ayrıca incelenmelidir.

Alacaklının Dilediği Borçluya Başvurma Hakkı

TBK m. 163’e göre alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse bütün borçlulardan, dilerse yalnızca birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder.

Bunun sonuçları şunlardır:

  • Alacaklı bütün borçlulara birlikte dava açmak zorunda değildir.
  • Borçlulardan biri hakkında takip başlatılması diğerlerine başvurmayı engellemez.
  • Bir borçlu aleyhine hüküm alınması, fiilî tahsil gerçekleşmedikçe diğer borçluları kendiliğinden kurtarmaz.
  • Alacaklı alacağın bir bölümünü bir borçludan, kalanını diğerinden isteyebilir.
  • Toplam tahsilat hiçbir şekilde asıl borcu ve ferilerini aşamaz.

Müteselsil borçlular arasında kural olarak zorunlu dava veya takip arkadaşlığı yoktur. Ancak özel kanunda veya uyuşmazlığın niteliğinde farklı bir düzenleme bulunabilir.

Tek Zarar ve Tahsilde Tekerrür Yasağı

Müteselsil sorumluluk zarar göreni tahsil güçlüğüne karşı korur; ona aynı zararı birden fazla kez elde etme hakkı vermez. Borçlulardan biri borcun tamamını ödediğinde diğerleri dış ilişkide borçtan kurtulur. Kısmi ödeme hâlinde kurtulma, ödeme tutarıyla sınırlıdır.

Aynı zarar için farklı sorumlulara karşı ayrı dava veya takipler yürütülüyorsa hükümde “tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” açıklamasına yer verilmesi uygulamadaki tereddütleri azaltır. Esas olan, hangi dosyada tahsil yapılırsa yapılsın toplam ödemenin zararı aşmamasıdır.

Müteselsil Borçluların Savunmaları

TBK m. 164, kişisel savunmalar ile ortak savunmaları ayırır.

Bir borçlu;

  • alacaklıyla kendi arasındaki kişisel ilişkiden doğan def’i ve itirazları,
  • müteselsil borcun sebebinden veya konusundan doğan ortak def’i ve itirazları

ileri sürebilir.

Kişisel savunma yalnızca ilgili borçluya aittir. Örneğin alacaklının bir borçluya özel olarak süre vermesi veya o borçlunun alacaklıdan karşı alacağının bulunması, diğer borçlular yönünden her zaman sonuç doğurmaz.

Borcun hiç doğmadığı, sona erdiği, geçersiz olduğu veya zamanaşımına uğradığı gibi bütün borçluları ilgilendiren savunmalar ise ortak nitelikte olabilir. Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i veya itirazı ileri sürmeden ödeme yaparsa, diğer borçlulara karşı sorumlu olabilir ve rücu hakkını kaybedebilir ya da sınırlandırabilir.

Bir Borçlunun Davranışı Diğerlerini Ağırlaştıramaz

TBK m. 165’e göre kanun veya sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.

Bir borçlunun gereksiz biçimde borcu ikrar etmesi, ortak savunmadan vazgeçmesi, kanun yoluna başvurmaması veya alacaklıyla yaptığı özel anlaşma diğer borçluların sorumluluğunu otomatik olarak genişletmez. Ancak bu davranış, iç ilişkide davranışı gerçekleştiren borçlunun aleyhine sonuç doğurabilir.

Ödeme, Takas ve İbranın Diğer Borçlulara Etkisi

İfa ve takas

TBK m. 166’ya göre borçlulardan biri ifa veya takasla borcun tamamını ya da bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçlular da borçtan kurtulur.

İfa olmaksızın borçtan kurtulma

Bir borçlu alacaklıya ödeme yapmadan borçtan kurtulmuşsa diğer borçlular bu sonuçtan ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanır.

İbra sözleşmesi

Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. İbranın metni, kapsamı ve tarafların amacı dikkatle incelenmelidir.

“Yalnızca bu borçlu yönünden feragat” şeklindeki bir açıklamanın diğer borçlulara etkisi, alacaklının iç ilişkideki payı saklı tutup tutmadığı ve diğer borçluların durumunu ağırlaştırıp ağırlaştırmadığı üzerinden değerlendirilir.

İç İlişki ve Rücu Hakkı

Dış ilişkide her borçlu borcun tamamından sorumlu olabilir. İç ilişkide ise borcun nihai olarak kimler arasında hangi oranda paylaşılacağı belirlenir.

TBK m. 167’ye göre aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki ilişkinin niteliğinden başka sonuç çıkmadıkça, borçlular eşit paylarla sorumludur. Payından fazla ödeme yapan borçlu, fazla kısmı diğer borçlulardan payları oranında isteyebilir.

Borçlulardan birinin payı tahsil edilemiyorsa bu miktar, kural olarak diğer borçlular arasında eşit biçimde paylaşılır. Ancak sözleşme, kusur oranı, yararlanma düzeyi veya özel kanun farklı bir iç paylaşım gerektirebilir.

TBK m. 168 uyarınca rücu hakkı bulunan borçlu, yaptığı ödeme oranında alacaklının haklarına halef olur. Alacağın teminatları ve yan hakları, niteliği elverdiği ölçüde rücu eden borçluya geçebilir.

Haksız Fiilde İç Paylaşım

Aynı zarardan birden fazla kişinin sorumlu olduğu hâllerde TBK m. 62 uygulanır. İç paylaşım yapılırken bütün durum ve koşullar, özellikle her sorumlunun kusurunun ağırlığı ve yarattığı tehlikenin yoğunluğu göz önünde bulundurulur.

Bu nedenle dış ilişkide zararın tamamını ödeyen kişi, iç ilişkide mutlaka eşit pay esasına göre rücu etmez. Kasten zarar veren ile hafif ihmali bulunan kişinin nihai yükü aynı olmayabilir. Kusursuz sorumluluk sebebiyle ödeme yapan kişinin konumu da olayın hukuki yapısına göre farklılaşır.

Rücu Alacağında Zamanaşımı

Müteselsil borçlunun rücu alacağı için bütün olaylara uygulanacak tek bir zamanaşımı süresi yoktur. Borçlular arasındaki iç ilişkinin sözleşme, haksız fiil, vekâletsiz iş görme, sebepsiz zenginleşme veya özel kanun hükümlerinden hangisine dayandığı belirlenmelidir.

Rücu hakkı kural olarak paydan fazla ödeme yapıldığı anda fiilen kullanılabilir hâle gelir. Ancak özel kanunlar farklı başlangıç ve süre düzenlemeleri içerebilir. Bu nedenle ödeme tarihinden hareketle doğrudan tek tip süre hesabı yapılmamalıdır.

Asıl alacağın zamanaşımı bakımından TBK’daki kesilme ve durma hükümleri ayrıca uygulanır. Müteselsil borçlulardan birine karşı yapılan takip veya dava işleminin diğer borçlulara etkisi, TBK m. 155 ve özel düzenlemeler çerçevesinde incelenmelidir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Müteselsil borçluluk bağımsız bir dava türü değildir. Görevli mahkeme, borcun doğduğu temel ilişkiye göre belirlenir.

  • Genel sözleşme ve haksız fiil uyuşmazlıklarında asliye hukuk mahkemesi,
  • ticari davalarda asliye ticaret mahkemesi,
  • tüketici işlemlerinde tüketici mahkemesi,
  • iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda iş mahkemesi,
  • özel kanunla görev verilen diğer mahkemeler

gündeme gelebilir.

Yetki bakımından davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri, haksız fiilin gerçekleştiği veya zararın meydana geldiği yer ve özel kesin yetki kuralları incelenir. Alacaklı müteselsil borçlulardan yalnızca birine dava açsa dahi o davalı bakımından yetkili mahkeme bulunmalıdır.

Dava şartı arabuluculuk da temel uyuşmazlığın türüne göre belirlenir. Teselsül ilişkisi tek başına arabuluculuk zorunluluğu doğurmaz veya ortadan kaldırmaz.

İspat Yükü ve Deliller

Alacaklı;

  • borcun veya zararın doğduğunu,
  • miktarını,
  • davalının sorumluluk sebebini,
  • sözleşmeden doğan teselsül varsa bu yöndeki irade açıklamasını

ispatlamalıdır.

Borçlu ise ödeme, takas, ibra, zamanaşımı, kişisel veya ortak savunma gibi borcu sona erdiren veya azaltan vakıaları ispatlar.

Başlıca deliller şunlardır:

  • sözleşmeler ve müteselsil sorumluluk kayıtları,
  • banka kayıtları ve makbuzlar,
  • icra dosyaları,
  • fatura ve ticari defterler,
  • kesinleşmiş veya derdest mahkeme kararları,
  • kusur ve zarar bilirkişi raporları,
  • sigorta poliçeleri,
  • ibra, feragat ve sulh belgeleri,
  • taraflar arasındaki yazışmalar.

Birden fazla dosyada tahsilat yapılıyorsa ödemelerin hangi borca ve hangi zarar kalemine ilişkin olduğu açıkça belgelenmelidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/839 Sayılı Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2017/1442 E. ve 2021/839 K. sayılı kararı Hazineye ait kum ocağından izinsiz veya sözleşmeye aykırı biçimde malzeme alınmasına ilişkin tazminat uyuşmazlığını incelemiştir.

Kararda;

  • aynı zarardan farklı hukuki sebeplerle sorumlu olan kişilere müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanabileceği,
  • zarar görenin sorumluların birine, birkaçına veya tamamına başvurabileceği,
  • bir sorumlu hakkında dava açılmasının diğerlerine başvurma hakkını sona erdirmeyeceği,
  • borcun tamamen tahsil edilmesine kadar sorumluluğun devam edeceği,
  • hüküm kurulurken tahsilde tekerrürün önlenmesi gerektiği,
  • dış ilişki ile rücuya dayalı iç ilişkinin birbirinden ayrılması gerektiği

vurgulanmıştır.

Karar, müteselsil sorumluluğun zarar görene tahsil kolaylığı sağladığını; ancak tek zarar için yalnızca tek tazminat elde edilebileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024/365 Sayılı Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.07.2024 tarihli, 2023/194 E. ve 2024/365 K. sayılı kararı, zarar görenin bazı müteselsil sorumlular lehine verdiği feragat ve ibra beyanlarının diğer sorumlulara ve daha sonra rücu talebine etkisini incelemiştir.

Kararda, ortak savunmayı ileri sürmeden ödeme yapan müteselsil borçlunun diğer borçluların durumunu ağırlaştırdığı ve iç ilişkide rücu hakkını kaybedebileceği kabul edilmiştir. Özellikle zarar görenin sürücü ve işleten yönünden feragat etmiş olduğu olayda, bu feragati ileri sürmeden ödeme yapan Güvence Hesabının diğer sorumlulara rücu edemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Bu karar, ödeme yapacak müteselsil borçlunun yalnızca alacaklının talebini değil, dosyadaki ortak def’i ve itirazları, feragatleri, ibraları ve kanun yolu imkânlarını da incelemesi gerektiğini göstermektedir.

Doktrindeki Görüşler ve Uygulamadaki Tartışmalar

Turgut Akıntürk müteselsil borçluluğu, borçlulardan her birinin borcun tamamından sorumlu olduğu ve alacaklının edimi yalnızca bir kez elde etmek üzere dilediği borçluya başvurabildiği birlikte borçluluk ilişkisi olarak tanımlar.

Fikret Eren, aynı zarardan sorumluluk bakımından “taleplerin yarışması” yaklaşımını vurgular. Zarar gören tam tazmin sağlanıncaya kadar bütün sorumlulara başvurabilir; tazminat bir kez ödendiğinde diğer sorumlular bu ölçüde kurtulur.

Ayşe Arat, müteselsil borçlarda alacaklı ile borçlular arasındaki ilişkinin sonuçlarını özellikle dış ilişki, savunmalar ve borcun sona ermesi bakımından incelemektedir. Serkan Ayan ise rücu zamanaşımında tek tip süre kabulünün isabetli olmadığını, iç ilişkinin hukuki sebebinin belirlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Uygulamadaki önemli tartışmalardan biri, ibra veya feragatin diğer borçlulara ne ölçüde sirayet edeceğidir. TBK m. 166/3 iç pay oranını esas alsa da belgenin kapsamı, tarafların gerçek amacı ve alacaklının diğer borçluların durumunu ağırlaştırıp ağırlaştırmadığı birlikte değerlendirilmelidir.

Somut Olaylarda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Alacaklı bakımından:

  • Sözleşmedeki teselsül kaydı açık olmalıdır.
  • Aynı borç için yürütülen bütün takip ve davalardaki tahsilatlar kayıt altına alınmalıdır.
  • Bir borçluyla yapılan ibra veya sulhun diğer borçlulara etkisi önceden değerlendirilmelidir.
  • Hüküm taleplerinde tahsilde tekerrür yasağı gözetilmelidir.

Borçlu bakımından:

  • Kişisel ve ortak def’iler ayrılmalıdır.
  • Diğer borçluların yaptığı ödemeler araştırılmalıdır.
  • Ortak savunmalar ileri sürülmeden ödeme yapılmamalıdır.
  • Paydan fazla ödeme hâlinde rücu delilleri ve süreleri korunmalıdır.
  • Alacaklının teminatları ve halefiyet kapsamı tespit edilmelidir.

Sık Yapılan Hatalar

  • Birden fazla imzacının bulunduğu her sözleşmeyi müteselsil borç saymak.
  • Alacaklının yalnızca kusur oranı kadar talepte bulunabileceğini varsaymak.
  • Dış ilişkideki tam sorumluluk ile iç ilişkideki paylaştırmayı karıştırmak.
  • Aynı zarar için birden fazla kez tahsilat istemek.
  • Ortak def’i ve itirazları ileri sürmeden ödeme yapmak.
  • İbra ve feragat belgelerinin diğer borçlulara etkisini incelememek.
  • Rücu alacağı için her durumda aynı zamanaşımı süresini uygulamak.
  • Ödemelerin hangi dosyaya ve borç kalemine ait olduğunu belgelememek.

Hukuki Değerlendirme

Müteselsil borçluluk alacaklıyı güçlü biçimde korurken, borçlular arasındaki nihai yük paylaşımını ortadan kaldırmaz. Dış ilişkide alacaklının seçim hakkı, iç ilişkide ise pay, kusur, tehlikenin yoğunluğu, ibra ve ortak savunmalar belirleyicidir.

Bu tür uyuşmazlıklarda yanlış borçluya karşı eksik talepte bulunulması, aynı zararın birden fazla dosyada mükerrer tahsil edilmesi, ortak def’ilerin ileri sürülmemesi veya rücu süresinin yanlış hesaplanması hak kaybına neden olabilir. Somut olayınızın güncel mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.

Kaynaklar

  1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 61-62, 155, 162-168, 583 ve 603; Mevzuat Bilgi Sistemi güncel konsolide metni: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6098.pdf
  2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 7; Mevzuat Bilgi Sistemi güncel konsolide metni: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6102.pdf
  3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.06.2021, 2017/1442 E., 2021/839 K.: https://avukatsitesi.com.tr/ictihat-detay-4036-hukukgenelkurulu-Yargitay-Hukuk-Genel-Kurulu-2017-1442-Esas-2021-839-Karar-Sayili-Ilami.html
  4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.07.2024, 2023/194 E., 2024/365 K.: https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/hukuk-genel-kurulu-e-2023-194-k-2024-365-t-10-7-2024
  5. Turgut Akıntürk, Müteselsil Borçluluk, Ankara 1971. Eser, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1442 E., 2021/839 K. sayılı kararında kaynak olarak kullanılmıştır.
  6. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017. Eser, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1442 E., 2021/839 K. sayılı kararında kaynak olarak kullanılmıştır.
  7. Ayşe Arat, “Müteselsil Borçlarda Alacaklı ile Borçlular Arasındaki İlişkinin Hüküm ve Sonuçları”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 26, S. 2, 2018: https://dergipark.org.tr/tr/pub/suhfd/article/409641
  8. Serkan Ayan, “Müteselsil Borçlulukta Rücu Zamanaşımına İlişkin Bazı Sorunlar”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 24, S. 4, 2020: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ahbvuhfd/article/812926
  9. Kadir Berk Kapancı, “Türk Ticaret Kanunu’nun 7. Maddesinde Öngörülen ‘Ticari İşlerde Teselsül Karinesi’ Tam Anlamıyla Uygulanabilir Durumda mıdır?”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 2, 2016: https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/217776/turk-ticaret-kanununun-7-maddesinde-ongorulen-ticari-islerde-teselsul-karinesi-tam-anlamiyla-uygulanabilir-durumda-midir

Sık Sorulan Sorular

Evet. Geçerli bir müteselsil borçluluk varsa alacaklı borcun tamamını yalnızca bir borçludan isteyebilir. Borçlu, iç ilişkideki payının daha az olduğunu alacaklıya karşı kural olarak ileri süremez.

Telif ve Kullanım

Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi

Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz

Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.