Borçlar Hukuku · · ≈18 dk okuma
Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme: TBK 129 Kapsamında Haklar ve Dava Yolu
Üçüncü kişi yararına sözleşme; tam ve eksik ayrımı, dava hakkı, şekil şartı, zamanaşımı, ispat ve güncel Yargıtay uygulamasıyla açıklanmıştır.
Üçüncü kişi yararına sözleşme, iki kişi arasında kurulan bir sözleşmedeki edimin, sözleşmeye taraf olmayan başka bir kişiye yerine getirilmesinin kararlaştırılmasıdır. Kurumun hukuki sonucu, üçüncü kişinin yalnızca ifayı kabul edecek kişi mi olduğu, yoksa borçludan doğrudan ifa talep edebilecek bağımsız bir alacak hakkı mı kazandığına göre değişir. Bu ayrım doğru yapılmadığında, hak sahibi olmayan kişi tarafından dava açılması, edimin yanlış kişiye ödenmesinin istenmesi veya geçersiz bir sözleşmeye dayanılması nedeniyle ciddi hak kayıpları ortaya çıkabilir.
Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Nedir?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesine göre kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Tarafların amacı veya örf ve âdet buna elveriyorsa üçüncü kişi ya da onun halefleri de edimin ifasını doğrudan borçludan talep edebilir.
Bu ilişkide üç ayrı kişi bulunur:
- Vaat eden: Üçüncü kişiye karşı edimi yerine getirmeyi üstlenen borçludur.
- Vaat ettiren: Vaat edenle sözleşmeyi kuran ve edimin üçüncü kişiye yapılmasını kararlaştıran taraftır.
- Lehtar veya üçüncü kişi: Sözleşmenin tarafı olmamasına rağmen edimin kendisine ifa edilmesi öngörülen kişidir.
Üçüncü kişi sözleşmenin tarafı hâline gelmez. Buna rağmen tam üçüncü kişi yararına sözleşmede sözleşmeden doğrudan bir alacak hakkı kazanabilir. Bu yönüyle kurum, sözleşmelerin kural olarak yalnız tarafları arasında hüküm doğurmasını ifade eden nispilik ilkesinin istisnalarından biridir.
Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmenin Unsurları
Bir sözleşmenin üçüncü kişi yararına sözleşme sayılabilmesi için, yalnızca sözleşmenin üçüncü kişi bakımından ekonomik bir yarar doğurması yeterli değildir. Edimin kime, hangi kapsamda ve hangi hukuki yetkiyle ifa edileceği sözleşmeden anlaşılmalıdır.
Başlıca unsurlar şunlardır:
- Vaat eden ile vaat ettiren arasında geçerli bir sözleşme bulunmalıdır.
- Sözleşmede belirli veya belirlenebilir bir üçüncü kişi yararına edim öngörülmelidir.
- Vaat eden, edimi üçüncü kişiye ifa etmeyi üstlenmelidir.
- Üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı kazanıp kazanmadığı sözleşme metni, tarafların ortak amacı ve gerektiğinde örf ve âdet dikkate alınarak belirlenmelidir.
Üçüncü kişi yararına yapılan düzenleme, üçüncü kişiye onun iradesi dışında bir borç yüklemez. Lehtarın bir yükümlülük altına girmesi isteniyorsa bunun ayrıca ve geçerli bir hukuki işlemle kabul edilmesi gerekir.
Eksik Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme
Kanun metninde “eksik” ve “tam” ifadeleri kullanılmamış olmakla birlikte, öğretide ve Yargıtay uygulamasında bu ayrım yerleşmiştir.
Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişi, edimin kendisine sunulmasını kabul edebilir; ancak borçludan ifayı doğrudan talep edemez. Alacak hakkı vaat ettirene aittir. Vaat ettiren, borçludan edimin üçüncü kişiye yerine getirilmesini ister.
Bu tür sözleşmede:
- Üçüncü kişi bağımsız alacaklı değildir.
- Üçüncü kişinin kendi adına dava açma hakkı bulunmaz.
- Vaat ettiren, edimin kendisine değil üçüncü kişiye ifasını talep eder.
- Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde vaat ettiren, kendi sözleşmesel haklarını ileri sürebilir.
Bir sözleşmede üçüncü kişinin yararlanacağının belirtilmiş olması, tek başına tam üçüncü kişi yararına sözleşmenin varlığını göstermez. Doğrudan talep hakkı açıkça tanınmamışsa, sözleşmenin amacı ve ticari uygulama ayrıca incelenmelidir.
Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme
Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar, sözleşmeye taraf olmamasına rağmen vaat edene karşı doğrudan alacak hakkı kazanır. Üçüncü kişi, edimin muaccel olmasıyla birlikte ifayı kendi adına talep edebilir ve şartları varsa dava veya takip yoluna başvurabilir.
Tam sözleşmenin varlığı şu kaynaklardan anlaşılabilir:
- Sözleşmede üçüncü kişiye açıkça doğrudan talep hakkı tanınması,
- Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden tarafların bu yöndeki ortak amacının anlaşılması,
- İlgili işlem türünde üçüncü kişiye doğrudan talep hakkı tanıyan yerleşik bir örf ve âdet bulunması.
Tam sözleşmede vaat ettirenin de edimin üçüncü kişiye ifasını isteme hakkı kural olarak devam eder. Ancak vaat ettiren ile üçüncü kişi müteselsil alacaklı sayılmaz. Her ikisinin de isteyebileceği sonuç, edimin üçüncü kişiye yerine getirilmesidir. Vaat ettiren, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça edimin kendi malvarlığına ödenmesini isteyemez.
Üçüncü Kişinin Hakkı Ne Zaman Koruma Altına Girer?
TBK m. 129/2 uyarınca üçüncü kişi veya onun halefi, hakkı kullanmak istediğini borçluya bildirdikten sonra vaat ettiren artık borçluyu ibra edemez ve borcun nitelik ya da kapsamını değiştiremez.
Burada iki aşama birbirinden ayrılmalıdır:
- Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede doğrudan alacak hakkı sözleşmenin yapısına göre üçüncü kişi lehine doğabilir.
- Üçüncü kişinin hakkı kullanma iradesini borçluya bildirmesiyle vaat ettirenin sözleşme üzerinde üçüncü kişi aleyhine tasarrufta bulunma imkânı sona erer.
Bildirim için TBK m. 129’da özel bir şekil öngörülmemiştir. Buna rağmen ispat sorunu yaşanmaması için bildirimin yazılı yapılması; önemli miktarlı veya tartışmalı işlemlerde noter ihtarı, kayıtlı elektronik posta ya da teslimi kanıtlanabilir başka bir yöntem kullanılması yerinde olur.
Vaat Eden Hangi İtiraz ve Defileri İleri Sürebilir?
Üçüncü kişinin hakkı, vaat eden ile vaat ettiren arasındaki sözleşmeden doğar. Bu nedenle vaat eden, üçüncü kişinin ifa talebine karşı asıl sözleşmeden kaynaklanan geçersizlik, ifa, zamanaşımı, muacceliyetin gerçekleşmemesi, karşı edimin yerine getirilmemesi veya borcun sona ermesi gibi itiraz ve defileri ileri sürebilir.
Vaat eden ayrıca üçüncü kişiye karşı kişisel olarak sahip olduğu savunmalara da dayanabilir. Buna karşılık vaat ettiren ile üçüncü kişi arasındaki iç ilişkiden doğan her savunmanın vaat eden tarafından ileri sürülebileceği söylenemez. Hangi definin kullanılabileceği, savunmanın dayandığı hukuki ilişkiye göre belirlenir.
TBK m. 141 özel bir koruma getirir. Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan alacağını takas edemez. Böylece vaat edenin vaat ettirenden olan karşı alacağı, üçüncü kişi lehine üstlenilen edimi ortadan kaldırmak için kullanılamaz.
Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmede Şekil Şartı
TBK m. 129, üçüncü kişi yararına sözleşme için başlı başına özel bir şekil şartı öngörmez. Ancak üçüncü kişi yararına kayıt, içinde bulunduğu asıl sözleşmenin geçerlilik rejiminden bağımsız değildir.
Asıl sözleşme kanunen belirli bir şekle tabi ise üçüncü kişi yararına hükmün de aynı şekil içinde kurulması gerekir. Özellikle:
- Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerde TMK m. 706 ve TBK m. 237 uyarınca resmî şekil,
- Taşınmaz satış vaadi içeren işlemlerde Noterlik Kanunu m. 60/3 ve m. 89 çerçevesinde noter tarafından düzenleme biçimi,
- Tapu sicilinde işlem yapılmasını gerektiren hâllerde Tapu Kanunu m. 26,
- Kanunen yazılı veya resmî şekle tabi sözleşmelerde TBK m. 12 ve sözleşme değişiklikleri bakımından TBK m. 13
gündeme gelebilir.
Şekle aykırı asıl sözleşme kural olarak geçersizse, bu sözleşmeye bağlı üçüncü kişi yararına edim de talep edilebilir bir hak doğurmaz. Sadece üçüncü kişi yararına bir hüküm yazılması, geçersiz asıl sözleşmeyi geçerli hâle getirmez.
Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmenin Geçersizliği
Geçerlilik incelemesi yalnız şekille sınırlı değildir. Sözleşme;
- Emredici hukuk kurallarına,
- Ahlaka,
- Kamu düzenine,
- Kişilik haklarına aykırılık,
- Başlangıçtaki objektif imkânsızlık,
- Ehliyetsizlik,
- Yetkisiz temsil,
- İrade sakatlığı
gibi nedenlerle geçersiz veya iptal edilebilir durumda olabilir.
Asıl sözleşmenin geçersizliği hâlinde üçüncü kişinin sözleşmeye dayalı ifa talebi de kural olarak ayakta kalmaz. Bununla birlikte tarafların daha önce gerçekleştirdiği edimlerin iadesi, sebepsiz zenginleşme, haksız fiil veya sözleşme görüşmelerindeki kusur gibi başka hukuki sebepler somut olayda ayrıca değerlendirilebilir. Bu taleplerin kime ait olduğu, kimin malvarlığından hangi değerin çıktığına göre belirlenir; üçüncü kişi yararına sözleşme bulunduğu gerekçesiyle her iade talebinin doğrudan lehtara ait olduğu kabul edilemez.
İlgili Mevzuat Hükümleri
Üçüncü kişi yararına sözleşmelerde en sık uygulanan hükümler şunlardır:
- TBK m. 129: Üçüncü kişi yararına sözleşmenin genel çerçevesi ve üçüncü kişinin bildiriminden sonra vaat ettirenin tasarruf yetkisinin sınırlandırılması.
- TBK m. 130: Başkasını çalıştıranın, çalıştırdığı kişiye karşı sorumluluğunu güvence altına almak üzere yaptırdığı sigortada hakların doğrudan çalışana ait olması.
- TBK m. 141: Vaat edenin, vaat ettirenden olan alacağıyla üçüncü kişiye karşı borcunu takas edememesi.
- TBK m. 146-149: Uygulanacak zamanaşımı süresi ve sürenin muacceliyetle başlaması.
- TBK m. 12-13: Kanuni şekil ve şekle tabi sözleşmelerde değişiklik.
- HMK m. 2, 6 ve 10: Görevli mahkeme ile genel ve sözleşmeye ilişkin özel yetki kuralları.
- HMK m. 190, 199, 200, 201 ve 202: İspat yükü, belge, senetle ispat, senede karşı tanıkla ispat yasağı ve delil başlangıcı.
- HMK Ek m. 1: Parasal sınırların yıllık artırımı ve hangi tarihteki sınırın uygulanacağı.
Asıl sözleşmenin türüne göre Türk Ticaret Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, İş Mahkemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu, Tapu Kanunu, Noterlik Kanunu veya sigorta mevzuatı da uygulanabilir.
Yargıtay Uygulaması
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 22.02.2022, E. 2021/940, K. 2022/1271
Kararda, üçüncü kişi yararına sözleşmenin eksik ve tam türleri açıklanmış; tam sözleşmede üçüncü kişinin sözleşmeye taraf olmamasına rağmen alacağı doğrudan kazanabileceği ve ifayı bağımsız olarak talep edebileceği belirtilmiştir. Uyuşmazlıkta asıl sözleşme taşınmaz mülkiyetinin devri borcunu içerdiğinden resmî şekil şartı önem kazanmış; asıl sözleşmenin şekle aykırı olması nedeniyle üçüncü kişi lehine düzenlemenin de geçerli bir talep hakkı doğurmayacağı kabul edilmiştir.
Bu kararın uygulamaya etkisi açıktır: Önce üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı bulunup bulunmadığı, ardından bu hakkın dayandığı asıl sözleşmenin geçerli olup olmadığı incelenmelidir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 02.02.2015, E. 2014/16058, K. 2015/1048
Hisse devri ve taahhütnameye dayalı uyuşmazlıkta Yargıtay, üçüncü kişinin doğrudan talep hakkının kural olarak varsayılamayacağını; bunun sözleşmede açıkça yazılması, tarafların iradesinden anlaşılması veya örf ve âdetten kaynaklanması gerektiğini vurgulamıştır. Somut sözleşmede bu unsurlar bulunmadığından üçüncü kişinin kendi adına talepte bulunamayacağı sonucuna varılmıştır.
Karar, lehtarın sözleşmeden ekonomik olarak yararlanmasının aktif dava hakkı için tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 09.07.2018, E. 2016/13448, K. 2018/5013
Daire, üçüncü kişi yararına sözleşmenin tam mı eksik mi olduğunun, sözleşmede açık hüküm yoksa amaçsal yorumla belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca vaat ettiren ile üçüncü kişinin müteselsil alacaklı olmadığını; edimin yalnız üçüncü kişiye ifasının istenebileceğini açıklamıştır.
Bu karar, dava dilekçesindeki talep sonucunun doğru kurulmasının önemini ortaya koyar. Vaat ettirenin, üçüncü kişiye ödenmesi gereken tutarın kendi adına tahsilini istemesi, sözleşmenin niteliğiyle bağdaşmayabilir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 05.03.2019, E. 2017/5360, K. 2019/1812
Tam üçüncü kişi yararına olduğu kabul edilen bir sözleşmede, vaat ettirenin edimin kendisine ödenmesini istemesi nedeniyle davanın reddi yönündeki karar onanmıştır. Yargıtay, hem eksik hem tam üçüncü kişi yararına sözleşmede edimin üçüncü kişiye ifa edilmesi gerektiği; vaat ettirenin kendi adına tahsil talep edemeyeceği yaklaşımını sürdürmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.11.2006, E. 2006/3-754, K. 2006/757
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde verilen bu kararda, tam üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişinin alacağı doğrudan kazanabileceği ve muaccel olduğunda borçludan isteyebileceği kabul edilmiştir. Karar, yürürlükteki TBK m. 129’un uygulanmasında da öğretisel önemini koruyan doğrudan hak kazanımı yaklaşımını yansıtmaktadır. Bununla birlikte kararın ölüme bağlı kazandırma ve vekâlet ilişkisi içeren özel olay yapısı nedeniyle, her uyuşmazlığa doğrudan uygulanması doğru olmaz.
Bölge Adliye Mahkemesi ve Diğer Yargı Kolları Bakımından Durum
Üçüncü kişi yararına sözleşme özel hukuk kurumudur. Bu nedenle temel içtihat kaynağı Yargıtay ve hukuk daireleridir. Bölge adliye mahkemeleri, önlerine gelen uyuşmazlıkta asıl sözleşmenin türüne, tarafların sıfatına, şekil şartına ve talep sonucuna göre değerlendirme yapar.
Danıştay ve bölge idare mahkemeleri, idari işlem veya idari sözleşme niteliği bulunmayan klasik üçüncü kişi yararına sözleşme uyuşmazlıklarında görevli değildir. Kamu kurumunun taraf olduğu her sözleşme de kendiliğinden idari sözleşme sayılmaz; görevli yargı kolu sözleşmenin konusu, hukuki rejimi ve kamu gücü ayrıcalıkları dikkate alınarak belirlenir.
Doktrindeki Görüşler ve Uygulamadaki Tartışmalar
Öğretideki temel ayrım, üçüncü kişinin yalnız ifa muhatabı olduğu eksik sözleşme ile doğrudan alacak hakkı kazandığı tam sözleşme arasındadır. Ayşen Çilenti Konuralp, tam üçüncü kişi yararına sözleşmenin nispilik ilkesine istisna oluşturduğunu; eksik sözleşmenin ise esasen ifanın yönünü belirleyen bir yapı olduğunu açıklamaktadır. Yavuz Can Aslan ile Dilşah Buşra Kartal’ın konuya ilişkin monografilerinde de hakkın doğumu, üçüncü kişinin bildirimi, defiler, geri alma ve değiştirme yasağı ayrıntılı biçimde incelenmiştir.
Uygulamadaki başlıca tartışmalar şunlardır:
- Üçüncü kişiye doğrudan talep hakkının açıkça tanınmadığı sözleşmelerin nasıl yorumlanacağı,
- Üçüncü kişinin hakkı sözleşmenin kurulmasıyla mı, yoksa bildirimle mi kesin olarak kazanacağı,
- Vaat ettirenin üçüncü kişinin bildiriminden önce sözleşmeyi değiştirme veya hakkı geri alma imkânının kapsamı,
- Asıl sözleşmedeki geçersizliğin üçüncü kişi lehine kayda etkisi,
- Vaat edenin üçüncü kişiye karşı ileri sürebileceği defilerin sınırı,
- Sözleşmenin sona ermesi veya dönme hâlinde üçüncü kişinin konumu.
TBK m. 129’un son cümlesi, üçüncü kişinin hakkı kullanma iradesini borçluya bildirmesinden sonra vaat ettirenin borçluyu ibra edemeyeceğini ve borcu değiştiremeyeceğini açıkça düzenler. Bu nedenle, hakkın doğumu ile hakkın geri alınamaz ve değiştirilemez hâle gelmesi aynı hukuki aşama olarak değerlendirilmemelidir.
Uygulamada Görülen Başlıca Örnekler
Üçüncü kişi yararına sözleşme farklı sözleşme tipleri içinde kurulabilir. Örnek olarak:
- Hayat ve sorumluluk sigortalarında lehtar belirlenmesi,
- İşveren veya kurum ile banka arasındaki bazı promosyon protokolleri,
- Şirket pay devir sözleşmelerinde şirketin geçmiş borçlarının belirli kişilerce üstlenilmesi,
- Borcun belirli bir aile ferdine, çalışana, vakfa veya başka bir kuruluşa ödenmesinin kararlaştırılması,
- İnşaat ve taşınmaz sözleşmelerinde belirli bağımsız bölümün üçüncü kişiye devrinin üstlenilmesi,
- Bir borcun doğrudan alacaklının alacaklısına ödenmesinin kararlaştırılması
gösterilebilir.
Bu örneklerin hiçbiri kendiliğinden tam üçüncü kişi yararına sözleşme sayılmaz. Her işlemde sözleşme metni, tarafların amacı, edimin niteliği ve ilgili özel mevzuat ayrı ayrı incelenmelidir.
Somut Olaylarda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Bir uyuşmazlık değerlendirilirken şu soruların cevaplandırılması gerekir:
- Asıl sözleşme kimler arasında kurulmuştur?
- Üçüncü kişi sözleşmede açıkça belirtilmiş veya belirlenebilir hâle getirilmiş midir?
- Edimin üçüncü kişiye yapılacağı açık mıdır?
- Üçüncü kişiye doğrudan talep ve dava hakkı tanınmış mıdır?
- Asıl sözleşme geçerli midir ve gerekli şekle uyulmuş mudur?
- Üçüncü kişi hakkı kullanmak istediğini borçluya bildirmiş midir?
- Edim muaccel olmuş mudur?
- Borçlu hangi itiraz veya defilere sahiptir?
- Talep edilecek edim üçüncü kişiye mi, vaat ettirene mi ödenmelidir?
- Görevli mahkeme ve uygulanacak dava şartı arabuluculuk rejimi nedir?
- Zamanaşımı süresi hangi temel sözleşmeye göre hesaplanacaktır?
- Sözleşmenin varlığı ve içeriği hangi delillerle ispatlanabilir?
Bu inceleme yapılmadan yalnız sözleşmede üçüncü kişinin adının geçmesine dayanılarak dava açılması risklidir.
Süreler ve Zamanaşımı
TBK m. 129’da üçüncü kişi yararına sözleşmeler için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Süre, üçüncü kişi yararına edimin dayandığı asıl borcun niteliğine göre belirlenir.
- Kanunda özel bir süre yoksa TBK m. 146 uyarınca genel zamanaşımı süresi on yıldır.
- TBK m. 147’de sayılan kira bedeli, dönemsel edim, vekâlet, komisyon, acentelik ve bazı eser sözleşmesi alacakları gibi taleplerde beş yıllık süre uygulanabilir.
- TBK m. 149 uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.
Sözleşmenin türüne göre daha kısa veya farklı başlangıç tarihine bağlı özel süreler bulunabilir. Sigorta, tüketici, iş, taşıma, eser veya taşınmaz uyuşmazlıklarında yalnız TBK m. 146’ya bakılarak süre hesabı yapılması hatalı olabilir.
Üçüncü kişinin TBK m. 129/2 kapsamında borçluya bildirimde bulunması ile zamanaşımının kesilmesi aynı şey değildir. Zamanaşımının kesilmesi için TBK m. 154 ve ilgili özel hükümler ayrıca değerlendirilmelidir. Sadece “hakkımı kullanacağım” bildirimi her durumda zamanaşımını kesen işlem sayılmaz.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Üçüncü kişi yararına sözleşme, tek başına özel görevli bir mahkeme yaratmaz. Görev, asıl sözleşmenin ve tarafların hukuki sıfatının niteliğine göre belirlenir.
- Özel bir görev kuralı yoksa HMK m. 2 uyarınca asliye hukuk mahkemesi görevlidir.
- Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili ticari dava veya TTK’da ticari sayılan bir uyuşmazlık varsa asliye ticaret mahkemesi görevli olabilir.
- Tüketici işlemi niteliği varsa tüketici hakem heyeti veya tüketici mahkemesi gündeme gelebilir.
- İş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda iş mahkemesi görevli olabilir.
- Taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesine ilişkin kesin yetki kuralı uygulanabilir.
Yetki bakımından HMK m. 6 uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesi genel yetkilidir. HMK m. 10 gereğince sözleşmeden doğan dava, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. Özel kanunlardaki kesin veya seçimlik yetki kuralları saklıdır.
Dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk bulunup bulunmadığı da temel ilişkiye göre kontrol edilmelidir. Ticari para alacakları ve tazminat talepleri, tüketici uyuşmazlıkları veya kanunda ayrıca sayılan bazı dava türleri bakımından arabuluculuk dava şartı olabilir.
İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz
Üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan uyuşmazlıkta geçici hukuki koruma talep edilmesi mümkündür; ancak koruma türü talebin niteliğine göre seçilmelidir.
- Muaccel ve rehinle temin edilmemiş para alacağı için İİK m. 257 ve devamındaki şartlar oluşmuşsa ihtiyati haciz istenebilir.
- Dava konusu hakka ulaşmanın ciddi biçimde zorlaşması, imkânsızlaşması veya gecikme nedeniyle önemli zarar doğması ihtimali varsa HMK m. 389 ve devamı uyarınca ihtiyati tedbir talep edilebilir.
Para alacağı için sırf tahsilatı güvence altına almak amacıyla ihtiyati tedbir yerine ihtiyati haciz rejiminin uygulanması gerekir. Taşınmaz devri, pay devri veya belirli bir edimin korunması söz konusuysa tedbirin kapsamı somut talebe göre belirlenmelidir.
İspat Yükü ve Kullanılabilecek Deliller
HMK m. 190 uyarınca taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı vakıaları ispatla yükümlüdür. Üçüncü kişi kendi adına talepte bulunuyorsa, sözleşmenin tam üçüncü kişi yararına olduğunu gösteren olguları ortaya koymalıdır.
Başlıca deliller şunlardır:
- Asıl sözleşme ve ek protokoller,
- Noter senetleri ve ihtarnameler,
- Taraflar arasındaki yazışmalar,
- Güvenli elektronik imzalı belgeler ve KEP kayıtları,
- Banka dekontları ve ödeme talimatları,
- Faturalar, teslim belgeleri ve hesap mutabakatları,
- Ticari defterler ve şirket kayıtları,
- Sigorta poliçesi ve lehtar kayıtları,
- İlgili kurum yazışmaları,
- Bilirkişi incelemesi,
- Kanuni şartları varsa tanık beyanı.
HMK m. 199 uyarınca elektronik veriler de belge niteliğinde olabilir. Ancak her elektronik yazışma senet veya kesin delil sayılmaz; belgenin kimden çıktığı, bütünlüğü ve içeriği ayrıca tartışılabilir.
HMK m. 200 ve 201’deki senetle ispat kuralları unutulmamalıdır. 2026 yılı için senetle ispat sınırı 41.000 TL’dir. Bununla birlikte HMK Ek m. 1/2 gereğince m. 200 ve 201 bakımından, davanın açıldığı yıl değil, hukuki işlemin yapıldığı tarihte geçerli olan parasal sınır esas alınır. Delil başlangıcı varsa HMK m. 202 uyarınca tanık dinlenmesi mümkün olabilir.
Kanun Yolları
İlk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf ve bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz imkânı, uyuşmazlığın türüne, kararın niteliğine ve HMK’daki güncel parasal sınırlara göre belirlenir. Üçüncü kişi yararına sözleşme olması, tek başına kararı istinaf veya temyize açık hâle getirmez.
HMK Ek m. 1’de 2025 yılında yapılan değişiklik sonrasında kanun yolu parasal sınırlarının uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınmaktadır. Bu nedenle kanun yolu değerlendirmesi, dava tarihi ve talep sonucuyla birlikte yapılmalıdır.
Sık Yapılan Hatalar
Üçüncü kişinin adının geçmesini doğrudan dava hakkı saymak
Sözleşmede bir kişinin yararlanacağının yazılması, o kişiye mutlaka bağımsız talep hakkı verildiği anlamına gelmez. Tam veya eksik sözleşme ayrımı yapılmalıdır.
Vaat ettirenin edimi kendi adına istemesi
Vaat ettirenin alacak hakkı, edimin üçüncü kişiye ifasını istemeye yöneliktir. Sözleşmede farklı bir düzenleme yoksa paranın veya edimin kendi adına verilmesini talep etmesi davanın reddine yol açabilir.
Asıl sözleşmenin geçerliliğini incelememek
Şekle aykırı veya başka nedenle geçersiz asıl sözleşmeden üçüncü kişi lehine geçerli bir ifa hakkı doğduğu varsayılamaz.
Bildirimi ispatlanabilir şekilde yapmamak
Üçüncü kişinin TBK m. 129/2 kapsamında hakkı kullanma iradesini borçluya bildirmesi, vaat ettirenin sonradan ibra veya değişiklik yapmasını engeller. Sözlü bildirim ispat güçlüğü doğurur.
Yanlış kişiye karşı dava açmak
Borçlu sıfatı vaat edene aittir. Asıl sözleşmenin tarafları, temsil ilişkisi, şirketler topluluğu veya sigorta ilişkisi doğru belirlenmeden açılan dava husumet sorunu yaratabilir.
Zamanaşımını TBK m. 129’dan hesaplamak
TBK m. 129 özel bir süre içermez. Zamanaşımı, asıl sözleşmeden doğan alacağın türüne göre belirlenir.
Tanık deliline gereğinden fazla güvenmek
Yüksek değerli hukuki işlemlerde senetle ispat zorunluluğu ve senede karşı tanıkla ispat yasağı uygulanabilir. Sözleşme ve eklerinin yazılı şekilde düzenlenmemesi sonradan telafisi güç bir ispat sorunu yaratır.
Hukuki Değerlendirme
Üçüncü kişi yararına sözleşmelerde uyuşmazlığın düğüm noktası çoğu zaman sözleşmenin adında değil, talep hakkının kime verildiğinde ortaya çıkar. Sözleşme “üçüncü kişi lehine” düzenlenmiş olsa dahi lehtarın doğrudan dava hakkı bulunmayabilir. Aynı şekilde tam üçüncü kişi yararına sözleşmede vaat ettirenin edimi kendi adına istemesi de hukuken korunmayabilir.
Sağlıklı bir değerlendirme için önce asıl sözleşmenin geçerliliği, sonra üçüncü kişi yararına kaydın kapsamı, ardından aktif dava hakkı, muacceliyet, zamanaşımı ve ispat rejimi incelenmelidir. Bu sıra tersine çevrildiğinde, maddi olarak haklı görünen bir talep usulden veya yanlış talep sonucundan dolayı reddedilebilir.
Sözleşme hazırlanırken üçüncü kişinin kim olduğu, edimin içeriği, doğrudan talep hakkının bulunup bulunmadığı, bildirimin yöntemi, hakkın geri alınabilirliği, borçlunun ileri sürebileceği defiler ve uyuşmazlık çözüm yolu açıkça yazılmalıdır. Belirsiz ifadeler, yargılamada taraf iradesinin dolaylı delillerle araştırılmasına ve öngörülemeyen sonuçlara neden olur.
Sonuç
Üçüncü kişi yararına sözleşme, borcun ifasını kolaylaştıran ve sözleşmeye taraf olmayan kişiye doğrudan hak kazandırabilen işlevsel bir hukuki kurumdur. Bununla birlikte tam ve eksik sözleşme ayrımı, asıl sözleşmenin şekli, üçüncü kişinin bildirimi, talep sonucunun kime yöneltileceği ve zamanaşımı hesabı titizlikle ele alınmalıdır.
Bu tür uyuşmazlıklarda yanlış kişinin dava açması, edimin yanlış kişiye ödenmesinin talep edilmesi, şekil şartının gözden kaçırılması veya delillerin usulüne uygun sunulmaması hak kaybına neden olabilir. Somut olayınızın güncel mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.
Kaynakça ve Karar Künyeleri
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 12, 13, 129, 130, 141, 146-149 ve 154.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 2, 6, 10, 190, 199-202, 341, 362, 389 ve Ek m. 1.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 706.
- 2644 sayılı Tapu Kanunu, m. 26.
- 1512 sayılı Noterlik Kanunu, m. 60/3 ve 89.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 22.02.2022, E. 2021/940, K. 2022/1271.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 02.02.2015, E. 2014/16058, K. 2015/1048.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 09.07.2018, E. 2016/13448, K. 2018/5013.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 05.03.2019, E. 2017/5360, K. 2019/1812.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.11.2006, E. 2006/3-754, K. 2006/757.
- Ayşen Çilenti Konuralp, “Türk Hukukunda Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme ve Hukukî Niteliği Konusunda Bir Değerlendirme”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2020, S. 146, s. 153-185.
- Yavuz Can Aslan, Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, On İki Levha Yayıncılık, 2020.
- Dilşah Buşra Kartal, Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, On İki Levha Yayıncılık, 2021.
Mevzuat ve içtihat kontrol tarihi: 30.07.2026 Bilgilendirme: Bu içerik genel hukuki bilgi amacıyla hazırlanmıştır. Somut olay hakkında hukuki görüş veya başarı garantisi içermez.
Sık Sorulan Sorular
Evet. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede üçüncü kişi, sözleşmenin tarafı olmadan doğrudan alacak hakkı kazanabilir. Ancak bu sonucun sözleşme metninden, tarafların amacından veya örf ve âdetten anlaşılması gerekir.
Telif ve Kullanım
Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz
Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.