Borçlar Hukuku · · ≈12 dk okuma
Cezai Şart (Ceza Koşulu) Nedir? Geçerlilik Şartları, Türleri ve İndirilmesi
Cezai şartın türleri, geçerlilik koşulları, zarar ve kusur ilişkisi, indirim ölçütleri, tacirler ile iş sözleşmelerindeki uygulama ve dava yolları.
Cezai şart, Türk Borçlar Kanunu’nun kullandığı ifadeyle ceza koşulu, bir sözleşme borcunun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde borçlunun alacaklıya ödemeyi ya da ifa etmeyi önceden üstlendiği edimdir. Ceza koşulu yalnızca bir tazminat hesabı değildir. Asıl işlevi, borçluyu sözleşmeye uygun davranmaya yöneltmek ve ihlal hâlinde alacaklının ayrıca zarar miktarını ispat etmeden belirli bir talepte bulunabilmesini sağlamaktır.
Bununla birlikte sözleşmede “cezai şart” yazması, o tutarın her durumda ve aynen tahsil edileceği anlamına gelmez. Asıl borcun geçerliliği, cezanın hangi ihlal için kararlaştırıldığı, alacaklının ifayı nasıl kabul ettiği, borçlunun kusuru, tarafların tacir olup olmadığı, iş veya tüketici hukuku kuralları ve cezanın aşırılığı birlikte değerlendirilir.
Cezai Şartın Hukuki Dayanağı
Ceza koşulu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 179 ila 182. maddelerinde düzenlenmiştir. Konuya göre ayrıca şu hükümler önem taşır:
- TBK m. 27: Kanuna, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız sözleşmelerin kesin hükümsüzlüğü,
- TBK m. 20-25: Genel işlem koşullarının denetimi,
- TBK m. 420: Hizmet sözleşmelerinde yalnız işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersizliği,
- TTK m. 22: Tacir borçlunun aşırı cezanın indirilmesini istemesine ilişkin sınırlama,
- 6502 sayılı Kanun m. 5: Tüketici sözleşmelerindeki haksız şart denetimi.
Ceza koşulunun uygulanacağı sözleşmenin türüne göre kira, eser, satış, hizmet, distribütörlük, rekabet yasağı, pay devri veya başka özel düzenlemelerin de ayrıca incelenmesi gerekir.
Cezai Şartın Geçerli Olmasının Şartları
Geçerli veya hukuken korunabilir bir asıl borç bulunmalıdır
Ceza koşulu kural olarak asıl borca bağlı ferî bir borçtur. Asıl sözleşme kesin hükümsüzse, bu sözleşmedeki ceza koşulu da kural olarak hüküm doğurmaz. Özellikle kanunun geçerlilik şekline bağladığı bir sözleşme, gerekli şekilde yapılmamışsa o sözleşmeye bağlı ceza koşulunun ayrıca talep edilmesi çoğu durumda mümkün değildir.
TBK m. 182 uyarınca asıl borç herhangi bir nedenle geçersizse veya aksi kararlaştırılmadıkça borç, borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir nedenle sonradan imkânsız hâle gelmişse cezanın ifası istenemez. Buna karşılık ceza koşulunun geçersizliği, tek başına asıl borcu geçersiz hâle getirmez.
Hangi ihlalin cezaya bağlandığı belirli olmalıdır
“Her türlü aykırılık hâlinde ceza ödenir” biçimindeki geniş ifadeler uygulamada ciddi tartışma yaratır. Cezanın;
- hiç ifa etmeme,
- eksik veya ayıplı ifa,
- geç ifa,
- belirlenen yerde ifa etmeme,
- gizlilik ya da rekabet yükümlülüğüne aykırılık,
- sözleşmeyi süresinden önce haksız sona erdirme
gibi hangi davranışa bağlandığı açıkça yazılmalıdır. Ceza miktarı veya hesaplama yöntemi de belirlenebilir olmalıdır.
Ceza koşulu gerekli şekle uygun kurulmalıdır
Ceza koşulu için TBK m. 179-182’de bağımsız bir şekil şartı öngörülmemiştir. Ancak asıl sözleşme kanunen belirli bir geçerlilik şekline tabi ise, ona bağlı ceza koşulunun da aynı şekil içinde kararlaştırılması gerekir. İspat bakımından ise ceza şartının yazılı ve açık biçimde düzenlenmesi önemlidir.
Genel işlem koşulu veya haksız şart niteliğinde olmamalıdır
Bir tarafın önceden hazırladığı standart sözleşmedeki ceza kaydı, karşı tarafa açıkça bildirilmemiş veya içeriğini öğrenme imkânı sağlanmamışsa TBK’nın genel işlem koşullarına ilişkin hükümleri gündeme gelir. Tüketici sözleşmelerinde tüketici aleyhine dengesizlik yaratan ve dürüstlük kuralına aykırı hükümler ayrıca haksız şart denetimine tabidir.
Cezai Şart Türleri
Seçimlik ceza koşulu
TBK m. 179/1 uyarınca sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi için ceza kararlaştırılmışsa, sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça alacaklı ya asıl borcun ifasını ya da cezanın ödenmesini isteyebilir.
Bu düzenleme borçluya “cezayı ödeyip borçtan kurtulma” yetkisi vermez. Seçim hakkı alacaklıya aittir. Alacaklı, somut olayın koşullarına göre aynen ifayı veya ceza koşulunu talep eder; kural olarak ikisini birlikte isteyemez.
İfaya eklenen ceza koşulu
Ceza, borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi için kararlaştırılmışsa alacaklı, TBK m. 179/2 uyarınca asıl borçla birlikte cezayı da isteyebilir. İnşaatın geç teslimi, ürünün belirli tarihte sevk edilmemesi veya hizmetin kararlaştırılan yerde sunulmaması buna örnek gösterilebilir.
Buradaki kritik mesele çekincedir. Alacaklı, gecikmiş ifayı ceza hakkından açıkça feragat ederek veya çekincesiz kabul ederse ceza talebini kaybedebilir. Bu nedenle teslim veya kabul tutanağına ceza, gecikme ve tazminat haklarının saklı tutulduğuna ilişkin açık kayıt konulması; mümkünse kabulden önce yazılı ihtar gönderilmesi gerekir.
Sözleşmede çekince aranmayacağı açıkça kararlaştırılmışsa veya alacaklının ifadan önceki davranışları hakkını koruduğunu tereddütsüz biçimde gösteriyorsa değerlendirme farklı olabilir. Yine de uyuşmazlığı teslim sonrasına bırakmak yerine hakkın kabul anında açıkça saklı tutulması en güvenli yöntemdir.
Dönme veya fesih cezası
TBK m. 179/3, borçlunun kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi dönme veya fesih yoluyla sona erdirme yetkisine sahip olduğunu ispat etme hakkını saklı tutar. Bu tür kayıt, borca aykırılığın yaptırımı olmaktan çok, belirli bir bedel karşılığında sözleşmeden çıkma yetkisi sağlar.
Bir hükmün dönme cezası mı yoksa ihlale bağlı seçimlik ceza mı olduğu yalnız kullanılan başlığa göre belirlenmez. Sözleşmenin bütünü, tarafların amacı ve cezanın hangi olaya bağlandığı incelenir.
Cezai Şart ile Tazminat Arasındaki İlişki
TBK m. 180’e göre alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile kararlaştırılan cezanın ifasını isteyebilir. Bu özellik ceza koşulunu klasik zarar tazmininden ayırır.
Zarar ceza tutarını aşarsa, alacaklı aşan kısmı da isteyebilir; ancak aşan zarar yönünden borçlunun kusurunu ispat etmesi gerekir. Bu nedenle dava açılırken iki talep birbirine karıştırılmamalıdır:
- Sözleşmedeki ceza koşulu alacağı,
- Ceza tutarını aşan ve ayrıca ispatlanması gereken zarar.
Ceza koşulu ile gecikme tazminatı da aynı kavram değildir. Gecikme tazminatı, geç ifa sebebiyle doğan gerçek zararı karşılamaya yöneliktir. Ceza koşulu ise zarar doğmasa da talep edilebilir. Sözleşme hükmünün adı değil, içeriği ve işlevi esas alınır.
Cezai Şartta Kusur Aranır mı?
Ceza koşulunun muaccel olması için borçlunun sözleşmeye aykırılıktan sorumlu tutulabilmesi gerekir. Borçluya yüklenemeyen bir nedenle ifa imkânsızlaşmışsa ve taraflar geçerli biçimde aksini kararlaştırmamışsa ceza istenemez.
Bununla birlikte alacaklı, ceza tutarını talep etmek için ayrıca zararını ispatlamak zorunda değildir. Ceza tutarını aşan zarar bakımından ise TBK m. 180’deki özel ispat kuralı uygulanır.
Cezai Şartın İndirilmesi
TBK m. 182’ye göre taraflar ceza miktarını serbestçe belirleyebilir. Ancak hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir. Bu inceleme yalnız borçlunun talebine bağlı değildir.
Aşırılık değerlendirmesinde tek bir matematiksel oran kullanılmaz. Uygulamada özellikle şu ölçütler dikkate alınır:
- asıl borcun tutarı ve ekonomik önemi,
- ihlalin ağırlığı ve süresi,
- borçlunun kusur derecesi,
- alacaklının ihlaldeki katkısı,
- alacaklının korunmaya değer menfaati ve gerçek zararı,
- tarafların ekonomik durumu,
- sözleşmenin süresi ve niteliği,
- cezanın borçlu üzerindeki sonuçları,
- tarafların pazarlık gücü ve sözleşmenin standart metin olup olmadığı.
İndirim, ceza koşulunu etkisizleştirecek düzeye getirilmemelidir. Buna karşılık cezanın alacaklı için haklı menfaatin çok ötesinde bir kazanç aracına dönüşmesine de izin verilmez.
Tacirler Bakımından Cezai Şart
TTK m. 22 uyarınca tacir sıfatını taşıyan borçlu, ticari işletmesiyle ilgili olarak kararlaştırdığı cezanın aşırı olduğu iddiasıyla TBK m. 182/3 kapsamında indirim isteyemez. Tacirlerin basiretli davranma yükümlülüğü bu sonucun temelidir.
Ancak bu kural, tacirler arasındaki her ceza kaydının sınırsız biçimde geçerli olduğu anlamına gelmez. Ceza, borçlu tacirin ekonomik varlığını ortadan kaldıracak ve ticari faaliyetine devamını imkânsızlaştıracak ölçüde ağırsa TBK m. 27 çerçevesinde ahlaka aykırılık ve kesin hükümsüzlük veya kısmi hükümsüzlük denetimi yapılabilir. Buradaki inceleme sıradan bir “hakkaniyet indirimi” değildir; daha ağır ve istisnai bir geçersizlik denetimidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli, E. 2017/19-922, K. 2019/706 sayılı kararında da tacir borçlu yönünden ekonomik mahva yol açabilecek ceza kaydının somut mali verilerle incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
İş Sözleşmelerinde Cezai Şart
TBK m. 420 açık biçimde, hizmet sözleşmelerine yalnız işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olduğunu düzenler. Buna göre:
- yalnız işçi aleyhine ceza öngören hüküm geçersizdir,
- yalnız işçi lehine getirilen ceza kural olarak geçerlidir,
- karşılıklı ceza düzenlenmişse işçi aleyhindeki ceza, işverenin sorumluluğunu miktar ve koşullar bakımından aşmamalıdır,
- eğitim giderine bağlı çalışma taahhütlerinde gerçek eğitim gideri, yararlanılan eğitim ve çalışılan süre dikkate alınmalıdır,
- işçi aleyhindeki fahiş ceza ayrıca TBK m. 182 kapsamında indirilebilir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2019 tarihli, E. 2017/10, K. 2019/1 sayılı kararına göre objektif koşulları bulunmadığı için belirsiz süreli sayılan bir iş sözleşmesindeki “süreden önce haksız feshe bağlı ceza koşulu”, tarafların belirlediği süreyle sınırlı olmak üzere geçerliliğini koruyabilir. Bu karar, her iş sözleşmesindeki ceza kaydını geçerli hâle getirmez; karşılıklılık, işçi aleyhine dengesizlik, fesih nedeni ve aşırılık yine ayrıca incelenir.
Geçersiz Sözleşmedeki Cezai Şart
Ceza koşulu asıl borca bağlı olduğundan, geçersiz bir sözleşmedeki ceza kaydı da kural olarak geçersizdir. Örneğin kanunen resmî şekilde yapılması gereken bir taşınmaz satış vaadi adi yazılı şekilde kurulmuşsa, bu geçersiz sözleşmenin ihlaline bağlanan ceza koşulunun talep edilmesi genel olarak mümkün değildir.
Bununla birlikte tarafların geçersiz sözleşmeden bağımsız, yeni ve geçerli bir sulh, tasfiye veya borç ikrarı sözleşmesi kurup kurmadığı ayrıca incelenmelidir. Her olayda yalnız ilk sözleşmenin başlığına bakılarak sonuca gidilemez.
Yargıtay Uygulamasında Öne Çıkan İlkeler
Yargıtay kararlarında istikrarlı biçimde öne çıkan başlıca ilkeler şunlardır:
- Ceza koşulunun türü sözleşmenin bütünü yorumlanarak belirlenir. “Cezai şart” başlığı tek başına seçimlik veya ifaya eklenen ceza sonucunu doğurmaz.
- İfaya eklenen cezada çekince önemlidir. Gecikmiş ifanın çekincesiz kabulü, ceza isteme hakkını düşürebilir.
- Aşırı ceza tacir olmayan borçlu yönünden re’sen indirilir. Borçlunun ekonomik durumu tek ölçüt değildir; ihlalin ağırlığı ve alacaklının menfaati de dikkate alınır.
- Tacir borçlu sırf aşırılık nedeniyle indirim isteyemez. Ekonomik mahva varan istisnai hâllerde TBK m. 27 denetimi yapılabilir.
- Asıl sözleşme geçersizse bağlı ceza da kural olarak geçersizdir.
- İş sözleşmesinde yalnız işçi aleyhine ceza geçersizdir. Karşılıklı cezada işçi aleyhine daha ağır yük kurulamaz.
Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2014 tarihli, E. 2013/15-1140, K. 2014/905 ve 29.11.2017 tarihli, E. 2017/3-998, K. 2017/1459 sayılı kararlarında ceza koşulunun türleri ile ifaya eklenen cezanın talep şartları üzerinde durulmuştur. Kararların somut olaya uygulanabilmesi için sözleşme metni ve kabul süreci birlikte incelenmelidir.
Doktrindeki Görüşler ve Uygulamadaki Tartışmalar
Öğretide ceza koşulunun iki temel işlevi bulunduğu kabul edilir: borcun ifasını güvence altına almak ve ihlal hâlinde zararı önceden götürü biçimde belirlemek. Dönme cezasında ise bu işlev tersine döner; borçluya belirli bir bedel karşılığında sözleşmeden çıkma imkânı tanınır.
Tartışmanın yoğunlaştığı alan, ceza koşulu ile götürü tazminat arasındaki ayrımdır. Götürü tazminatta taraflar zararın hesaplanmasını kolaylaştırmayı amaçlarken ceza koşulunda baskı ve güvence işlevi daha belirgindir. Uygulanacak hüküm, sözleşmede kullanılan kelimelerden çok tarafların ortak amacı ve kaydın ekonomik işlevine göre belirlenmelidir.
Bir başka tartışma, tacir borçlunun ekonomik mahvı ölçütünün ne zaman gerçekleştiğidir. Yalnız ceza tutarının yüksek olması yeterli değildir. Bilançolar, ticari defterler, nakit akışı, öz kaynaklar ve cezanın işletmenin devamlılığı üzerindeki etkisi somut olarak ortaya konulmalıdır.
Dava Şartı Arabuluculuk, Görevli ve Yetkili Mahkeme
Ceza koşuluna ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, cezanın bağlı olduğu temel hukuki ilişkiye göre belirlenir:
- ticari davalarda kural olarak asliye ticaret mahkemesi,
- tüketici işleminden doğan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemesi veya parasal sınıra göre tüketici hakem heyeti,
- iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda iş mahkemesi,
- özel görev kuralı bulunmayan hâllerde asliye hukuk mahkemesi görevli olabilir.
Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari davalarda TTK m. 5/A; işçi veya işveren alacağına dayanan iş uyuşmazlıklarında 7036 sayılı Kanun m. 3; tüketici uyuşmazlıklarında ise 6502 sayılı Kanun m. 73/A kapsamında dava şartı arabuluculuk gündeme gelebilir. Tüketici hakem heyeti görevine giren uyuşmazlıklar ve kanundaki diğer istisnalar ayrıca değerlendirilmelidir.
Yetkili mahkeme bakımından HMK m. 6’daki davalının yerleşim yeri ve HMK m. 10’daki sözleşmenin ifa yeri kuralları önem taşır. Geçerli bir yetki sözleşmesi, tüketici ve iş hukuku gibi koruyucu düzenlemeler ile HMK m. 17-18 sınırları içinde hüküm doğurur.
Zamanaşımı Ne Zaman Başlar?
Ceza koşulları için her sözleşmeye uygulanacak tek ve özel bir zamanaşımı süresi yoktur. Süre, ceza borcunun bağlı olduğu temel sözleşme ve alacağın niteliğine göre belirlenir. TBK m. 146’daki on yıllık genel süre veya TBK m. 147’deki beş yıllık özel sürelerden biri uygulanabilir; iş, kira, eser ve tüketici ilişkilerinde özel hükümler de gündeme gelebilir.
Zamanaşımı, ceza koşulu alacağının muaccel olduğu tarihte işlemeye başlar. Bu tarih çoğu kez sözleşmede cezaya bağlanan ihlalin gerçekleştiği tarihtir. Süresinden önce feshe bağlı cezada fesih bildiriminin hüküm doğurduğu, geç teslim cezasında ise sözleşme ve kabul biçimine göre gecikmenin başladığı tarih belirleyici olabilir.
İspat Yükü ve Kullanılabilecek Deliller
Ceza talep eden taraf, öncelikle şu vakıaları ispatlamalıdır:
- geçerli sözleşme ve ceza kaydı,
- cezaya bağlanan borç,
- ihlalin gerçekleşmesi,
- cezanın muaccel olması,
- gerekiyorsa çekince veya ihtirazı kayıt,
- talep edilen miktarın sözleşmedeki hesap yöntemine uygunluğu.
Borçlu ise ifanın gerçekleştiğini, ihlalin kendisine yüklenemeyeceğini, alacaklının feragat ettiğini, ifanın çekincesiz kabul edildiğini, cezanın geçersiz veya aşırı olduğunu ya da zamanaşımının dolduğunu ileri sürebilir.
Sözleşme ve ekleri, e-posta ve mesaj kayıtları, noter ihtarları, teslim-kabul tutanakları, faturalar, banka kayıtları, ticari defterler, bilirkişi incelemesi ve tanık delili somut olaya göre kullanılabilir. Hukuki işlemlerin senetle ispatına ilişkin HMK m. 200 ve devamı hükümleri gözden kaçırılmamalıdır.
İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz Mümkün müdür?
Ceza koşulu para alacağı niteliğindeyse ve İcra ve İflas Kanunu m. 257’deki şartlar oluşmuşsa ihtiyati haciz talep edilebilir. Para dışındaki bir hakkın korunması gerekiyorsa HMK m. 389 kapsamında ihtiyati tedbir gündeme gelebilir. Bu korumalar otomatik değildir; yaklaşık ispat, teminat ve ölçülülük koşulları somut olayda ayrıca incelenir.
Sık Yapılan Hatalar
- İhlalin ne olduğunu belirtmeden tek ve çok yüksek bir ceza yazmak,
- gecikmiş ifayı hiçbir çekince koymadan kabul etmek,
- ceza ile gecikme tazminatını aynı alacak zannetmek,
- geçersiz asıl sözleşmedeki cezanın bağımsız biçimde tahsil edilebileceğini düşünmek,
- tacirler bakımından TTK m. 22’yi, her türlü geçersizlik denetimini ortadan kaldıran bir hüküm gibi yorumlamak,
- iş sözleşmesinde yalnız işçi aleyhine ceza koymak,
- ceza tutarını talep ederken hangi sözleşme maddesine ve hangi ihlale dayanıldığını açıklamamak,
- zamanaşımını yalnız sözleşme tarihinden hesaplamak.
Hukuki Değerlendirme
Cezai şart hükümlerinde uyuşmazlığın sonucu çoğu kez ceza miktarından önce sözleşme metninin nasıl kurulduğuna bağlıdır. İhlalin belirsiz bırakılması, ceza türünün açıkça düzenlenmemesi veya gecikmiş ifanın çekincesiz kabul edilmesi, yüksek tutarlı bir ceza kaydını işlevsiz hâle getirebilir. Borçlu bakımından ise yalnız “tutar çok yüksek” savunması yeterli olmayabilir; aşırılık ölçütleri, tacir sıfatı, ekonomik veriler ve ihlalin ağırlığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Bu tür uyuşmazlıklarda yanlış talep türünün seçilmesi, çekince hakkının zamanında kullanılmaması, görevli merciin hatalı belirlenmesi veya delillerin usulüne uygun sunulmaması hak kaybına yol açabilir. Sözleşmenizin ve somut olayınızın güncel mevzuat ile yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.
Kaynak ve Güncellik Notu
Bu metin 30 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlükte bulunan başlıca düzenlemeler esas alınarak hazırlanmıştır. Temel kaynaklar: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 20-27, 146-147, 179-182 ve 420; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 22 ve 5/A; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 6, 10, 17-18, 200 ve 389; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 257; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 5 ve 73/A; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3.
Metinde tam künyesi verilen kararlar:
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.11.2014, E. 2013/15-1140, K. 2014/905.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.11.2017, E. 2017/3-998, K. 2017/1459.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.06.2019, E. 2017/19-922, K. 2019/706.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 08.03.2019, E. 2017/10, K. 2019/1.
Yüklenen kaynak metinde yalnız karar yılı ve karar numarasıyla kısaltılmış biçimde yer alan, tam esas numarası veya karar tarihi güvenilir şekilde teyit edilemeyen kararlar makaleye tam künye ile alınmamıştır.
Sık Sorulan Sorular
Evet. TBK m. 180 uyarınca alacaklı zarar görmemiş olsa da geçerli ve muaccel ceza koşulunu isteyebilir. Ancak borca aykırılık ve diğer talep şartları gerçekleşmiş olmalıdır.
Telif ve Kullanım
Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz
Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.