İçeriğe geç

Borçlar Hukuku · · ≈9 dk okuma

Korkutma (İkrah) Nedeniyle Sözleşmeyle Bağlı Olmama

Korkutma sonucu yapılan sözleşmenin hukuki etkisi, bir yıllık süre, ispat yolları, görevli mahkeme ve güncel Yargıtay yaklaşımı açıklanmaktadır.

Bir kişinin kendisine veya yakınlarına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehdidi altında sözleşme yapması, iradenin serbest biçimde oluşmadığını gösterir. Türk Borçlar Kanunu bu durumda korkutulan tarafı sözleşmeyle bağlı tutmaz. Bununla birlikte her baskı, sert pazarlık, dava açma veya şikâyette bulunma ihtarı hukuken korkutma sayılmaz. İddianın kabulü için tehdidin ağırlığı, yakınlığı, işlem üzerindeki etkisi ve süresi somut delillerle ortaya konulmalıdır.

Korkutma ve İkrah Nedir?

Korkutma, eski Borçlar Kanunu dönemindeki adıyla ikrah, sözleşme iradesinin oluşum aşamasındaki bir bozukluktur. Kişi açıklamak istediği iradeyi teknik anlamda açıklamış olsa da bu irade serbestçe oluşmamıştır. İşlem, kişinin kendisinin veya yakınlarından birinin zarar göreceği yönündeki ciddi tehdit nedeniyle yapılmıştır.

Uygulamada bu hukuki sonuç çoğu kez “sözleşmenin feshi” veya “sözleşmenin iptali” olarak adlandırılır. Teknik bakımdan fesih, geçerli bir sürekli borç ilişkisinin ileriye etkili sona erdirilmesini ifade eder. Korkutma hâlinde ise temel mesele, sözleşmenin kuruluşundaki irade bozukluğudur. Bu nedenle doğru yaklaşım, korkutulan tarafın sözleşmeyle bağlı olmaması ve kanuni süre içinde bu bağlamazlığa dayanmasıdır.

Korkutmanın Hukuki Şartları

Korkutmaya yönelik bir davranış bulunmalıdır

Tehdit sözle, yazıyla, mesajla, fiziksel hareketle, üçüncü kişiler üzerinden veya olayın koşullarından açıkça anlaşılabilecek başka bir davranışla gerçekleştirilebilir. Tehdidin mutlaka ceza hukuku anlamında tehdit suçunu oluşturması gerekmez. Ancak sözleşme yapma kararını etkilemeye elverişli, ciddi bir baskı bulunmalıdır.

Sıradan bir tartışma, ticari pazarlıkta sert tutum, sözleşmenin yapılmaması hâlinde ilişkinin sona erdirileceğinin bildirilmesi veya hukuken mevcut bir hakkın kullanılacağının açıklanması tek başına yeterli değildir.

Ağır ve yakın zarar tehlikesi bulunmalıdır

TBK m. 38 uyarınca korkutulan kişi, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı olmalıdır.

“Ağır zarar” değerlendirmesi olayın gerçek koşullarına göre yapılır. Tehdidin kişinin yaşamına, vücut bütünlüğüne, özgürlüğüne, şeref ve saygınlığına, aile bireylerine veya önemli malvarlığı değerlerine yönelmesi mümkündür. Kanundaki “yakın” kavramı ise tehlikenin belirsiz bir geleceğe değil, karar verme özgürlüğünü o anda etkileyen somut bir ihtimale dayanmasını gerektirir.

Korkunun haklı ve ciddi olması gerekir

Aynı söz veya davranış her kişi üzerinde aynı etkiyi doğurmaz. Yaş, sağlık durumu, ekonomik bağımlılık, aile ilişkisi, eğitim düzeyi, geçmişte yaşanan şiddet, taraflar arasındaki güç farkı ve tehditte bulunan kişinin önceki davranışları birlikte değerlendirilir.

Bu değerlendirme tamamen öznel değildir. Korkutulanın gerçekten korkmuş olması yanında, somut koşullarda bu korkuya kapılmasının haklı görülebilmesi gerekir.

Tehdit ile sözleşme arasında illiyet bağı bulunmalıdır

Sözleşme, korkutmanın etkisiyle yapılmış olmalıdır. Kişi tehdit olmasaydı da aynı işlemi aynı şartlarla yapacak idiyse korkutma nedeniyle bağlamazlıktan söz edilemez.

İlliyet bağı özellikle sözleşmenin tarihi, tehdidin zamanı, tarafların sonraki davranışları, işlemin ekonomik bakımdan olağan olup olmadığı ve korkutmanın etkisinin ne kadar sürdüğü üzerinden incelenir.

Bir hakkın kullanılacağı tehdidi her zaman korkutma değildir

Dava açılacağının, icra takibi yapılacağının veya şikâyet hakkının kullanılacağının söylenmesi kural olarak hukuka aykırı değildir. TBK m. 38/2 uyarınca bu tür bir açıklama ancak karşı tarafın zor durumda kalmasından yararlanılarak aşırı bir menfaat sağlanmışsa korkutma sayılabilir.

Örneğin gerçekte mevcut bir alacağın tahsil edileceğinin bildirilmesi ile bu tehdidin ilgisiz ve ölçüsüz bir menfaat elde etmek için kullanılması aynı hukuki sonucu doğurmaz.

Üçüncü Kişinin Korkutması

Korkutma sözleşmenin diğer tarafından gelebileceği gibi üçüncü bir kişi tarafından da gerçekleştirilebilir. TBK m. 37, her iki durumda da korkutulanın sözleşmeyle bağlı olmadığını kabul eder.

Bununla birlikte korkutan üçüncü kişi ise ve sözleşmenin diğer tarafı korkutmayı bilmiyor veya bilebilecek durumda bulunmuyorsa, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan taraf hakkaniyet gerektiriyorsa diğer tarafın zararını tazmin etmekle yükümlü tutulabilir. Bu hüküm, korkutulanın korunması ile olaydan habersiz iyiniyetli sözleşme tarafının menfaatleri arasında denge kurar.

Korkutmanın Sözleşmeye Etkisi

Korkutma nedeniyle yapılan sözleşme kendiliğinden ve baştan itibaren herkes yönünden kesin hükümsüz değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, irade bozukluğu hâllerinin yaptırımını “tek taraflı bağlamazlık” olarak nitelendirmektedir. Korkutulan kişi sözleşmeyle bağlı değildir; buna karşılık diğer taraf, korkutulanın kanuni süre içindeki tercihine kadar sözleşmeyle bağlı kalır.

Korkutulan taraf;

  • sözleşmeyle bağlı olmadığını karşı tarafa bildirebilir,
  • verdiği şeyin iadesini isteyebilir,
  • açılmış bir davada korkutma iddiasını ileri sürebilir,
  • işlemin türüne göre tapu iptali ve tescil, alacak, menfi tespit veya iade talebinde bulunabilir.

Talebin hukuki biçimi, sözleşmenin konusuna ve daha önce yerine getirilmiş edimlere göre belirlenmelidir. Her olayda yalnızca “sözleşmenin iptali” biçiminde tek bir dava türü bulunmaz.

Bir Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?

TBK m. 39 uyarınca korkutulan taraf, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır.

Sürenin başlangıcı, tehdidin ilk yapıldığı veya sözleşmenin imzalandığı tarih değildir. Korkutmanın etkisinin fiilen ortadan kalktığı an esas alınır. Tehdit eden kişiyle bağımlılık ilişkisi, devam eden şiddet veya somut zarar tehlikesi sürüyorsa başlangıç tarihi ayrıca ispatlanmalıdır.

Yargıtay uygulamasında bu bir yıllık süre hak düşürücü süre olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle yalnızca davanın ne zaman açıldığı değil, karşı tarafa süresi içinde ulaşmış açık bir bağlanmama bildiriminin bulunup bulunmadığı da önemlidir.

Korkutma veya aldatma nedeniyle bağlayıcı olmayan sözleşmenin sonradan onanmış sayılması, TBK m. 39/2 gereğince tazminat hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Tazminat isteminin şartları ve zamanaşımı ise dayandığı sorumluluk sebebine göre ayrıca değerlendirilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Korkutma iddiası tek başına görevli mahkemeyi belirlemez. Görev ve yetki, uyuşmazlığın esasına göre tespit edilir.

Genel malvarlığı uyuşmazlıklarında aksine özel düzenleme yoksa asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Uyuşmazlık tüketici işlemi, ticari dava, iş ilişkisi, kira ilişkisi veya özel mahkemenin görevine giren başka bir hukuki ilişkiden doğuyorsa ilgili özel görev kuralları uygulanır.

Taşınmazın aynına ilişkin tapu iptali ve tescil davalarında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi gündeme gelir. Diğer sözleşme uyuşmazlıklarında davalının yerleşim yeri ve sözleşmenin ifa yeri gibi genel ve özel yetki kuralları incelenmelidir.

Dava şartı arabuluculuğun bulunup bulunmadığı da “korkutma” iddiasına göre değil, uyuşmazlığın ticari, tüketici, kira veya başka bir dava türüne girip girmediğine göre belirlenir.

İspat Yükü ve Kullanılabilecek Deliller

TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca korkutma iddiasından kendi lehine sonuç çıkaran taraf, iddiasını ispatla yükümlüdür.

Korkutma çoğu zaman kapalı ortamda ve yazılı belge bırakılmadan gerçekleşir. Bu nedenle HMK m. 203/1-ç, hukuki işlemlerde irade bozukluğu iddialarını senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında düzenler. Resmî senetle yapılmış bir işlem söz konusu olsa dahi korkutma olgusu, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispatlanabilir.

Somut olayda özellikle şu deliller önem taşır:

  • mesaj, e-posta ve sosyal medya yazışmaları,
  • tanık anlatımları,
  • sağlık ve psikiyatrik tedavi kayıtları,
  • kolluk müracaatları ve ceza soruşturması belgeleri,
  • 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş tedbir kararları,
  • kamera görüntüleri ve hukuka uygun ses kayıtları,
  • tarafların ekonomik ve kişisel bağımlılığını gösteren belgeler,
  • sözleşmedeki olağan dışı bedel veya şartlar,
  • sözleşmeden hemen önce ve sonra gerçekleşen olaylar.

Ceza soruşturmasının takipsizlikle veya beraatle sonuçlanması, hukuk hâkimini her durumda otomatik biçimde bağlamaz. Hukuk yargılamasında korkutmanın varlığı, kendi ispat ölçüsü ve dosyadaki tüm deliller çerçevesinde incelenir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yaklaşımı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.03.2021 tarihli, 2017/1212 E. ve 2021/304 K. sayılı kararında korkutma nedeniyle tapu iptali ve tescil istemi değerlendirilmiştir. Kararda şu ilkeler açık biçimde benimsenmiştir:

  • İrade bozukluğunun yaptırımı kesin hükümsüzlük değil, korkutulan taraf bakımından tek taraflı bağlamazlıktır.
  • Tehdidin ağır ve yakın olması, korkutulanın bu tehlikeye inanmakta haklı bulunması ve işlemle tehdit arasında illiyet bağı bulunması gerekir.
  • Korkutmanın etkisi, kişinin yaşı, aile ilişkileri, sağlık durumu ve olayın geçmişi birlikte değerlendirilerek belirlenir.
  • İspat yükü korkutma iddiasında bulunan taraftadır.
  • İrade bozukluğu iddiası tanık dâhil her türlü hukuka uygun delille ispatlanabilir.
  • Maddi zorlama ile manevi zorlama birbirinden ayrılmalıdır. Kişinin bedenine doğrudan kuvvet uygulanarak irade açıklamasının bütünüyle ortadan kaldırıldığı hâllerde sözleşmenin kurulup kurulmadığı ayrıca tartışılır.

Kurul çoğunluğu, somut olayda yetkili mercilere başvurma imkânı bulunduğu hâlde başvuru yapılmamasını ve tehdidin uzun yıllar devam ettiği iddiasını, yakın ve ağır tehlikenin kanıtlanamadığı yönündeki değerlendirmede dikkate almıştır. Karşı oyda ise tehditte bulunanın psikolojik durumu, geçmiş şiddet eylemleri, davacının yaşı ve satış bedelindeki olağan dışılık üzerinde durulmuştur. Bu nedenle resmî başvurunun bulunmaması tek başına otomatik ret sebebi sayılmamalı; ancak diğer delillerle birlikte ciddi bir ispat unsuru olarak değerlendirilmelidir.

Doktrindeki Görüşler ve Uygulamadaki Tartışmalar

Öğretide irade bozukluğu hâllerinin hukuki niteliği uzun süredir tartışılmaktadır. Baskın yaklaşım, işlemin baştan itibaren kesin hükümsüz olmadığı; korkutulan tarafın seçim hakkına bağlı, tek taraflı bağlamazlık hâlinin bulunduğu yönündedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu görüşü benimsemiştir.

Fikret Eren, irade bozukluğunu işlem iradesinin oluşması veya açıklanması aşamasındaki sakatlık olarak ele almaktadır. Emre Köroğlu’nun korkutulanın culpa in contrahendo sorumluluğu ve tazminat hakkına ilişkin çalışması ise özellikle üçüncü kişinin korkutması, iyiniyetli karşı tarafın korunması ve TBK m. 39/2’de saklı tutulan tazminat hakkı bakımından ayrıntılı bir değerlendirme sunmaktadır.

Uygulamadaki temel tartışma, korkunun ne zaman sona erdiğinin belirlenmesidir. Tehdidin tek seferlik sözden ibaret olmadığı, aile içi şiddet veya ekonomik bağımlılıkla desteklendiği olaylarda bir yıllık sürenin sözleşme tarihinden başlatılması hatalı sonuca yol açabilir. Buna karşılık tehdit sona erdikten sonra uzun süre sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi, açık veya örtülü onama iddiasını güçlendirebilir.

Somut Olaylarda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Korkutma iddiası soyut ifadelerle ileri sürülmemelidir. Tehdidin kim tarafından, ne zaman, nerede, hangi söz veya davranışla gerçekleştirildiği; kime yöneldiği; sözleşmenin neden bu tehdit yüzünden yapıldığı ve tehdidin etkisinin ne zaman sona erdiği açıkça anlatılmalıdır.

Sözleşmeyle bağlı olunmadığına ilişkin bildirim mümkünse noter ihtarı, kayıtlı elektronik posta veya teslimi ispatlanabilir başka bir yöntemle yapılmalıdır. Bildirimde sözleşme, korkutma vakıaları, bağlanmama iradesi ve iade talepleri tereddüde yer bırakmayacak biçimde gösterilmelidir.

Taşınmaz devri, şirket payı devri, kefalet, sulh, ibra, feragat ve yüksek bedelli borç ikrarlarında yalnızca genel bir “baskı gördüm” açıklaması yeterli olmaz. İşlemin şekli, bedeli, tarafların ilişkisi ve sonraki tasarruflar birlikte ele alınmalıdır.

Sık Yapılan Hatalar

  • Bir yıllık süreyi sözleşmenin imza tarihinden otomatik olarak başlatmak.
  • Her hukuki ihtarı veya dava tehdidini korkutma saymak.
  • Tehdidin ağırlığını ve yakınlığını somutlaştırmamak.
  • Tehdit ile sözleşme arasındaki illiyet bağını açıklamamak.
  • Görevli mahkemeyi sözleşmenin türünü incelemeden belirlemek.
  • Hukuka aykırı elde edilmiş kayıtları temel delil gibi sunmak.
  • Sözleşmenin iptali, edimlerin iadesi ve tazminat taleplerini birbirinden ayırmamak.
  • Korkutmanın etkisinin sona erdiği tarihi delillendirmemek.

Hukuki Değerlendirme

Korkutma iddiasının başarıya ulaşması, tehdidin varlığından daha fazlasını gerektirir. Ağır ve yakın zarar tehlikesi, korkunun haklılığı, sözleşmeyle illiyet bağı ve bir yıllık sürenin başlangıcı birlikte ispatlanmalıdır. Davanın türü, görevli mahkeme ve iade talepleri sözleşmenin konusuna göre kurulmalıdır.

Bu tür uyuşmazlıklarda sürenin yanlış hesaplanması, bağlanmama bildiriminin belirsiz bırakılması veya delillerin usulüne uygun sunulmaması ciddi hak kaybına neden olabilir. Somut olayınızın güncel mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.

Kaynaklar

  1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 37-39 ve 74; Mevzuat Bilgi Sistemi güncel konsolide metni: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6098.pdf
  2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 190 ve 203; Mevzuat Bilgi Sistemi güncel konsolide metni: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6100.pdf
  3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.03.2021, 2017/1212 E., 2021/304 K.: https://www.ictihatlar.com.tr/ictihatdetay-4569-hukukgenelkurulu-Yargitay-Hukuk-Genel-Kurulu-2017-1212-Esas-2021-304-Karar-Sayili-Ilami.html
  4. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Ankara 2017, s. 392 ve devamı. Eser, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1212 E., 2021/304 K. sayılı kararında da kaynak olarak kullanılmıştır.
  5. Emre Köroğlu, “İrade Bozukluğu Hallerinden Korkutmada Korkutulanın Culpa in Contrahendo Sorumluluğu Kapsamında Sahip Olduğu Tazminat Hakkı”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 13, S. 1, 2022: https://dergipark.org.tr/en/pub/inuhfd/article/1048297

Sık Sorulan Sorular

Hayır. Kural olarak sözleşme korkutulan taraf bakımından bağlayıcı değildir. Korkutulan tarafın TBK m. 39’daki bir yıllık süre içinde bağlanmama iradesini açıklaması veya verdiğini geri istemesi gerekir.

Telif ve Kullanım

Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi

Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz

Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.