Gayrimenkul Hukuku · · ≈15 dk okuma
Yeni Malikin İhtiyacı Nedeniyle Tahliye Davası
Yeni malik tahliye davasında bir aylık bildirim, altı aylık bekleme, arabuluculuk, görevli mahkeme ve ispat şartları güncel hukukla incelenmiştir.
Kiracılı bir konut veya çatılı işyerinin satın alınması, kira sözleşmesini kendiliğinden sona erdirmez. Yeni malik, mevcut kira ilişkisinin tarafı hâline gelir. Kiracının tahliyesi ancak Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen sebeplerden biri mevcutsa ve kanundaki süreler eksiksiz uygulanmışsa istenebilir. Yeni malikin kendisi veya kanunda sayılan yakınları için gerçek bir konut ya da işyeri gereksiniminin bulunması, bu sebeplerden biridir. Ancak yalnızca taşınmazın satın alınmış olması tahliye için yeterli değildir.
Yeni malikin gereksinimine dayalı tahliye davalarında en fazla hata, bir aylık bildirimin süresinde tebliğ edilmemesi, altı aylık sürenin yanlış hesaplanması, sözleşme sonuna dayalı yol ile edinmeye dayalı yolun birbirine karıştırılması ve zorunlu arabuluculuğa zamanında başvurulmaması nedeniyle yapılmaktadır.
Yeni Malik Kiracıyı Satın Almadan Sonra Hemen Çıkarabilir mi?
Hayır. Kiralananın el değiştirmesi, kira sözleşmesini ortadan kaldırmaz. Türk Borçlar Kanunu’nun 310. maddesi uyarınca yeni malik, mülkiyetin kazanılmasıyla birlikte kira sözleşmesinin tarafı olur. Kira bedeli, sözleşme süresi, kullanım biçimi ve diğer sözleşme hükümleri kural olarak yeni malik bakımından da geçerliliğini korur.[^1]
Yeni malik, kiracıyı yalnızca “taşınmazı satın aldığı” gerekçesiyle tahliye ettiremez. Tahliye için Türk Borçlar Kanunu’nun 351. maddesinde belirtilen gereksinim şartlarının bulunması ve kanuni sürelerin doğru kullanılması gerekir.
Yeni Malikin Gereksinimi Nedeniyle Tahliye Davası Nedir?
Türk Borçlar Kanunu’nun 351. maddesi, kiralananı sonradan edinen kişinin belirli şartlarla kira sözleşmesini dava yoluyla sona erdirebilmesine imkân tanır. Yeni malik, kiralananı;
- kendisi,
- eşi,
- altsoyu,
- üstsoyu,
- kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler
bakımından konut veya işyeri olarak kullanma zorunluluğuna sahipse tahliye talebinde bulunabilir.[^1]
Kanunda sayılan kişiler sınırlıdır. Arkadaş, nişanlı, ortak, kuzen, amca, dayı, gelin veya damat için ileri sürülen ihtiyaç kural olarak bu madde kapsamında değildir. Kardeş bakımından ise yalnızca Türk Medeni Kanunu uyarınca somut bir bakım yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı ayrıca incelenebilir. Akrabalık tek başına yeterli değildir.
Tahliye İçin İhtiyacın Gerçek, Samimi ve Zorunlu Olması Gerekir
Yeni malikin ihtiyaç iddiası soyut bir beyana dayanamaz. Mahkeme, ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olup olmadığını somut olayın özelliklerine göre değerlendirir.
Gerçek ihtiyaç, fiilen mevcut olan veya gerçekleşmesi ciddi ve yakın olan ihtiyaçtır. Samimi ihtiyaç, kira bedelini yükseltmek, kiracıyı değiştirerek taşınmazı daha yüksek bedelle kiraya vermek veya kiracı üzerinde baskı kurmak amacı taşımayan ihtiyaçtır. Zorunlu ihtiyaç ise sıradan bir tercih veya konfor artışı isteğinin ötesinde, kiralananın kullanılmasını makul biçimde gerekli kılan durumdur.
Geçici, belirsiz veya gerçekleşmesi uzun vadeli bir ihtimal olan ihtiyaçlar tahliye sebebi sayılmaz. İhtiyacın yalnızca dava tarihinde bulunması da yeterli değildir; yargılama devam ederken ortadan kalkması davanın sonucunu etkileyebilir. Yeni malikin dava sırasında başka bir konut edinmesi, ihtiyaç gösterilen kişinin farklı bir yere kalıcı biçimde yerleşmesi veya işyeri projesinden vazgeçilmesi gibi gelişmeler bu kapsamda değerlendirilir.
Yeni Malikin Kullanabileceği İki Ayrı Tahliye Yolu
Türk Borçlar Kanunu’nun 351. maddesi yeni malike iki ayrı seçimlik yol tanır. Bu yolların süreleri ve bildirim şartları aynı değildir.
Birinci Yol: Bir Ay İçinde Yazılı Bildirim ve Altı Ay Sonra Dava
Yeni malik, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde gereksinim ve tahliye iradesini kiracıya yazılı olarak bildirebilir. Bu bildirim süresinde yapılmışsa, edinme tarihinden itibaren altı ay geçtikten sonra tahliye davası açılabilir.
Buradaki süre hesabında üç nokta önemlidir:
- Süre, tapulu taşınmazlarda kural olarak mülkiyetin tescil edildiği tarihten başlar.
- Bir aylık sürede ihtarnamenin yalnızca hazırlanması veya notere verilmesi yeterli değildir.
- Yazılı bildirimin bir aylık süre içinde kiracıya ulaşması, başka bir ifadeyle tebliğ edilmesi gerekir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 9 Eylül 2025 tarihli, 2025/2624 E. ve 2025/3931 K. sayılı kararında; taşınmaz 9 Aralık 2022 tarihinde edinildiği hâlde ihtarnamenin kiracıya 13 Ocak 2023 tarihinde tebliğ edildiği, bir aylık sürenin 9 Ocak 2023 tarihinde dolduğu ve geç tebliğin sonradan giderilemeyeceği kabul edilmiştir. Karar, bir aylık sürede esas olan işlemin ihtarnamenin düzenlenmesi değil, kiracıya tebliğ edilmesi olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.[^5]
Altı aylık süre dolmadan açılan dava erken açılmış olur. Buna karşılık davanın altı aylık sürenin dolduğu gün açılması zorunlu değildir. Yargıtay uygulamasında, altı aylık sürenin dolmasından sonra sözleşme dönemi ve Türk Borçlar Kanunu’nun 353. maddesindeki süre koruma imkânı birlikte değerlendirilir. Sürenin sonuna yaklaşılmışsa arabuluculuk başvurusunun bekletilmemesi gerekir.
İkinci Yol: Mevcut Kira Sözleşmesinin Sonunu Beklemek
Yeni malik, edinmeden itibaren bir ay içinde bildirim yapmamış olsa bile tahliye hakkını bütünüyle kaybetmez. Türk Borçlar Kanunu’nun 351. maddesinin ikinci fıkrasına göre yeni malik, önceki malik ile kiracı arasındaki kira sözleşmesinin süresinin bitimini bekleyebilir ve sözleşme süresinin sona ermesinden başlayarak bir ay içinde tahliye yoluna başvurabilir.[^1]
Bu yol bakımından edinmeden itibaren bir ay içinde ihtar gönderme şartı yoktur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11 Mart 2025 tarihli, 2024/4100 E. ve 2025/1496 K. sayılı kararında, yeni maliklerin davayı açıkça Türk Borçlar Kanunu’nun 351/2. maddesine dayandırdığı, sözleşme sonundan itibaren bir ay içinde açılan davada ayrıca edinmeden itibaren bir aylık bildirim aranamayacağı kabul edilmiştir. Kararda iki yolun seçimlik olduğu ve yeni malikin kendisi için daha elverişli olan yolu tercih edebileceği belirtilmiştir.[^4]
Bu ayrım uygulamada belirleyicidir. Yeni malik birinci yolu kullanıyorsa bir aylık tebliğ ve altı aylık bekleme şartına uymalıdır. İkinci yolu kullanıyorsa eski kira sözleşmesinin bitiş tarihini doğru tespit etmeli ve sözleşme sonundan itibaren başlayan bir aylık süreyi kaçırmamalıdır.
TBK 353 Uyarınca Dava Açma Süresinin Korunması
Türk Borçlar Kanunu’nun 353. maddesine göre kiraya veren, dava açma süresi dolmadan önce kiracıya dava açacağını yazılı olarak bildirmişse dava, bildirimi takip eden uzayan bir kira yılı sonuna kadar açılabilir.[^1]
Bu bildirim kira sözleşmesini tek başına sona erdirmez. Bildirimin işlevi, kanundaki kısa dava açma süresini korumaktır. Bildirim metninde tahliye sebebinin, ihtiyaç sahibinin ve dava açma iradesinin tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirtilmesi ispat bakımından önem taşır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6068 E., 2019/3923 K. sayılı kararında, bildirimin dava hakkını süresiz olarak korumayacağı; davanın bildirimi takip eden uzayan kira yılı sonuna kadar açılması gerektiği kabul edilmiştir. Aynı yaklaşım, 2017/5007 E., 2017/12935 K. ve 2017/8927 E., 2018/1608 K. sayılı kararlarda da süre hesabı yönünden benimsenmiştir.[^6]
Bu nedenle “bir kez ihtar gönderdim, istediğim tarihte dava açabilirim” düşüncesi yanlıştır. Kiracı belirsiz süre boyunca tahliye tehdidi altında bırakılamaz.
Dava Açmadan Önce Zorunlu Arabuluculuk
1 Eylül 2023 tarihinden itibaren kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, taşınmazların ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin istisnalar dışında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Yeni malikin gereksinimine dayalı tahliye davaları da bu kapsamdadır.[^3]
Arabuluculuk başvurusu yapılmadan doğrudan dava açılırsa dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Arabuluculuk sonunda anlaşma sağlanamazsa son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi gerekir.
Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Buna rağmen başvurunun son güne bırakılması doğru değildir. Yetki itirazı, taraf bilgilerindeki hata veya başvuru konusunun eksik gösterilmesi yeni bir uyuşmazlık yaratabilir.
Arabuluculuk başvurusunda uyuşmazlığın “yeni malikin gereksinimi nedeniyle tahliye” olduğu, taşınmazın açık adresi, kira sözleşmesinin tarihi, edinme tarihi ve dayanılan tahliye yolunun belirtilmesi gerekir. Yalnızca “kira uyuşmazlığı” şeklindeki genel bir başlık, ileride başvuru konusu ile dava konusu arasında tartışma doğurabilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Yeni malikin gereksinimine dayalı tahliye davasında görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. maddesi, kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıkları dava konusunun değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesinin görevine bırakmıştır.[^2]
Yetki bakımından genel kural, davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkili olabilir. Kira uyuşmazlıklarında kiralananın bulunduğu yer mahkemesi çoğu durumda yetkili olmakla birlikte, bu yetkinin taşınmazın aynına ilişkin davalardaki gibi her olayda kesin yetki olduğu kabul edilmemelidir.
Yanlış yerde arabuluculuğa başvurulması veya davanın yetkisiz mahkemede açılması, özellikle hak düşürücü süreye yakın dosyalarda ciddi risk yaratır.
Davayı Kim Açabilir?
Dava, kiralananı sonradan edinen malik tarafından açılır. Mülkiyetin paylı veya elbirliği hâlinde olması durumunda davacı sıfatı, taraf teşkili ve birlikte hareket zorunluluğu mülkiyet türüne göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Taşınmaz birden fazla kişi tarafından satın alınmışsa, ihtiyacın hangi malik veya hangi kanuni yakın bakımından ileri sürüldüğü açıkça ortaya konulmalıdır. Yalnızca bir paydaşın ihtarı, dava dayanağı ve seçilen yol bakımından yeterli olup olmadığı somut dosyaya göre incelenir.
Tüzel kişiler yalnızca kendi faaliyetleri için işyeri ihtiyacı ileri sürebilir. Şirket ortağının, yöneticisinin veya çalışanının kişisel ihtiyacı şirketin ihtiyacı sayılmaz. Aynı şekilde gerçek kişi malik, ortağı olduğu şirketin ihtiyacını kendi kişisel ihtiyacı gibi ileri süremez.
Yeni Malik Tahliye Davasında İspat Yükü
Tahliye isteyen yeni malik aşağıdaki temel hususları ispatlamalıdır:
- taşınmazı hangi tarihte edindiğini,
- kira ilişkisinin varlığını ve sözleşme süresini,
- hangi seçimlik yola dayandığını,
- gerekiyorsa bir aylık yazılı bildirimin süresinde tebliğ edildiğini,
- altı aylık sürenin dolduğunu,
- ihtiyaç sahibinin kanunda sayılan kişilerden olduğunu,
- ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu bulunduğunu,
- ihtiyacın yargılama sırasında devam ettiğini.
İhtiyaç iddiası her türlü hukuka uygun delille ispatlanabilir. Tapu kayıtları, kira sözleşmesi, noter ihtarnamesi, tebliğ belgesi, yerleşim yeri kayıtları, ihtiyaç sahibinin mevcut kira sözleşmesi, tahliye tehdidini gösteren belgeler, aile nüfus kayıtları, sağlık ve eğitim belgeleri, işyeri ruhsatı, faaliyet belgesi, proje ve iş planı, tanık anlatımları, keşif ve bilirkişi incelemesi kullanılabilir.
Konut ihtiyacında ihtiyaç sahibinin kirada oturması güçlü bir delildir; ancak her dosyada tek başına yeterli kabul edilmesi zorunlu değildir. Malik veya ihtiyaç sahibi adına başka taşınmazların bulunması da davayı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mahkeme, diğer taşınmazların boş olup olmadığını, aynı ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını, konumunu, büyüklüğünü ve kullanım elverişliliğini değerlendirir.
İşyeri ihtiyacında yalnızca “iş kuracağım” beyanı yeterli görülmez. Faaliyet alanı, mesleki yeterlilik, sermaye hazırlığı, ruhsat ve izinler, mevcut işyeri durumu, taşınmazın planlanan faaliyet için uygunluğu ve projenin ciddiyeti araştırılır.
Kiracının İleri Sürebileceği Savunmalar
Kiracı, yeni malikin kanuni şartları taşımadığını ileri sürebilir. Uygulamada en sık görülen savunmalar şunlardır:
- Bir aylık bildirimin süresinde tebliğ edilmediği,
- Altı aylık süre dolmadan dava açıldığı,
- Sözleşme sonuna dayalı davanın bir aylık süre geçtikten sonra açıldığı,
- Arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği,
- İhtiyacın gerçek, samimi veya zorunlu olmadığı,
- İhtiyaç sahibinin başka uygun ve boş taşınmazının bulunduğu,
- İhtiyacın dava sırasında ortadan kalktığı,
- Asıl amacın kira bedelini yükseltmek veya taşınmazı başkasına kiralamak olduğu,
- Dava hakkının doğru malik veya maliklerin tamamı tarafından kullanılmadığı,
- Bildirim ile dava dilekçesinde gösterilen ihtiyaç nedenlerinin birbiriyle çeliştiği.
Kiracının tahliyeden önce yüksek oranlı kira artışı talebiyle karşılaşmış olması, taşınmazın satış veya yeniden kiralama ilanına çıkarılması ya da ihtiyacın farklı tarihlerde farklı kişiler için ileri sürülmesi samimiyet incelemesinde dikkate alınabilir. Bu olgular tek başına davayı reddettirmez; fakat diğer delillerle birlikte değerlendirilir.
Süre Hesabına İlişkin Örnek
Taşınmazın 10 Ocak 2026 tarihinde satın alındığını varsayalım.
Birinci yol kullanılacaksa yazılı bildirimin en geç 10 Şubat 2026 tarihinde kiracıya tebliğ edilmiş olması gerekir. Altı aylık süre 10 Temmuz 2026 tarihinde dolar. Arabuluculuk ve dava takvimi, kira sözleşmesinin bitiş tarihi ile TBK 353’teki süre koruma imkânı birlikte değerlendirilerek kurulmalıdır.
İkinci yol kullanılacaksa edinmeden itibaren bir aylık ihtar şartı aranmaz. Önceki malik ile kiracı arasındaki belirli süreli sözleşme örneğin 1 Aralık 2026 tarihinde sona eriyorsa, sözleşme sonundan itibaren başlayan bir aylık süre içinde arabuluculuğa başvurulması gerekir. Arabuluculuk başvurusu hak düşürücü sürenin işlemesini durdurur; anlaşmama son tutanağından sonra kalan süre içinde dava açılır.
Bu örnek genel niteliktedir. Ayların gün sayısı, tebligat tarihi, sözleşmenin uzama dönemi, tatil günleri, arabuluculuk başvuru tarihi ve mülkiyetin kazanılma biçimi süre hesabını değiştirebilir.
Tahliye Kararı, İstinaf ve İcra
Sulh hukuk mahkemesinin tahliye kararı kural olarak istinaf incelemesine konu olabilir. Kanun yoluna başvurulup başvurulamayacağı, karar tarihi, uyuşmazlığın niteliği ve yürürlükteki kesinlik sınırları birlikte değerlendirilmelidir.
Kira ilişkisinden kaynaklanan tahliye ilamlarının icrası kural olarak kararın kesinleşmesine bağlı değildir. Bununla birlikte borçlu kiracı, kanun yolu başvurusuyla birlikte İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesindeki şartları sağlayarak icranın geri bırakılmasını talep edebilir. Tahliye kararının verilmesi, kiracının aynı gün zorla çıkarılacağı anlamına gelmez; ilamlı icra, tebligat ve kanuni süreler ayrıca uygulanır.
İhtiyati tedbir yoluyla yargılama tamamlanmadan kiracının tahliyesi, esas uyuşmazlığın sonucunu peşinen sağlayacağı için olağan bir çözüm değildir.
Tahliye Sonrası Yeniden Kiralama Yasağı
Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesine göre kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladıktan sonra haklı bir sebep bulunmadıkça taşınmazı üç yıl geçmeden eski kiracıdan başkasına kiralayamaz.[^1]
Yasağa aykırılık hâlinde eski kiracı, son kira yılında ödenmiş bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat isteyebilir. Tahliyenin mahkeme kararı, icra veya ihtar sonrasında gönüllü boşaltma biçiminde gerçekleşmiş olması tazminat davasında ayrıca tartışılabilir. Bu nedenle tahliye sonrası kullanım biçimi, taşınmazın ne zaman ve kime kiralandığı, ihtiyaç sahibinin gerçekten yerleşip yerleşmediği ve ileri sürülen haklı sebep delilleri önem taşır.
Doktrindeki Görüşler ve Uygulamadaki Tartışmalar
Öğretide Türk Borçlar Kanunu’nun 351. maddesinin iki fıkrasının birbirinden bağımsız seçimlik yollar düzenlediği kabul edilmektedir. Birinci fıkra, yeni malike sözleşme süresini beklemeden fakat sıkı bildirim ve bekleme şartlarıyla dava açma imkânı verir. İkinci fıkra ise mevcut sözleşmenin sonunu bekleyen ve edinmeden itibaren bir aylık bildirime bağlı olmayan bir yol öngörür.[^7]
Uygulamadaki başlıca tartışmalardan biri, bir aylık bildirimin gönderme mi yoksa ulaşma süresi mi olduğudur. Yargıtayın 2025 tarihli kararı, bildirimin bir ay içinde kiracıya tebliğ edilmesi gerektiği yönündeki uygulamayı sürdürmüştür.[^5]
Bir diğer tartışma, TBK 353 bildiriminin hangi kira yılına kadar dava hakkını koruduğudur. Yargıtay, bildirimin süresiz bir dava hakkı yaratmadığını; bildirimi takip eden uzayan kira yılı sonuna kadar dava açılması gerektiğini kabul etmektedir.[^6]
İhtiyacın samimiyeti bakımından da tek bir ölçüt yoktur. İhtiyaç sahibinin kirada olması, başka uygun taşınmazının bulunmaması, aile veya iş durumundaki somut değişiklikler davacı lehine güçlü delillerdir. Buna karşılık daha yüksek kira talebiyle eş zamanlı tahliye girişimi, farklı ihtar ve dilekçelerde değişen ihtiyaç açıklamaları veya tahliyeden hemen sonra yeniden kiraya verme hazırlığı davacı aleyhine değerlendirilebilir.
Uygulamada En Sık Yapılan Hatalar
İhtarnamenin bir ay içinde yalnızca noterden çıkarılması
Kanuni şart, bildirimin bir ay içinde kiracıya ulaşmasıdır. Tebligat gecikmesi malik üzerinde sonuç doğurabilir.
Edinme tarihi yerine satış sözleşmesi veya ödeme tarihinin esas alınması
Tapulu taşınmazlarda kural olarak mülkiyetin tescil tarihi dikkate alınır. Ön protokol, kapora veya bedel ödeme tarihi kendiliğinden edinme tarihi değildir.
Altı ay dolmadan dava açılması
Birinci fıkraya dayalı dava, edinmeden itibaren altı ay geçmeden açılamaz.
Sözleşme sonuna dayalı yol ile altı aylık yolun karıştırılması
İkinci fıkraya dayalı davada edinmeden itibaren bir aylık bildirim aranmaz. Buna karşılık dava, sözleşme sonundan itibaren kanuni sürede açılmalıdır.
Arabuluculuğun dava açıldıktan sonra tamamlanabileceğinin düşünülmesi
Arabuluculuk dava şartıdır ve dava açılmadan önce sonuçlanmalıdır.
İhtiyacın yalnızca genel ifadelerle açıklanması
“Eve ihtiyacım var” veya “işyeri olarak kullanacağım” şeklindeki soyut açıklamalar, somut delillerle desteklenmediğinde yeterli olmayabilir.
İhtarname ile dava dilekçesinin çelişmesi
İhtarnamede malikin kendi konut ihtiyacı, dava dilekçesinde çocuğun işyeri ihtiyacı ileri sürülmesi samimiyet ve dava sebebi bakımından sorun yaratır.
Tahliyeden sonra taşınmazın hemen başkasına kiralanması
Bu durum TBK 355 kapsamında tazminat sorumluluğu doğurabilir ve önceki ihtiyaç iddiasının samimiyetini tartışmalı hâle getirir.
Hukuki Değerlendirme
Yeni malikin gereksinimi nedeniyle tahliye hakkı, mülkiyet hakkı ile kiracının sözleşmeden doğan barınma veya işyeri kullanım hakkı arasında denge kuran istisnai bir düzenlemedir. Bu nedenle mahkemeler yalnızca mülkiyet belgesine veya ihtarnameye bakarak tahliye kararı vermez. İhtiyacın niteliği, tarafların davranışları, sürelerin kullanılış biçimi ve deliller birlikte değerlendirilir.
Yeni malik bakımından en güvenli yöntem, taşınmazın edinildiği gün mevcut kira sözleşmesinin tamamını, tapu kayıtlarını ve kiracının tebligat adresini incelemektir. Birinci yol tercih edilecekse ihtarnamenin tebliği için posta süresi hesaba katılmalı; ikinci yol tercih edilecekse sözleşmenin gerçek başlangıç ve bitiş tarihi tereddütsüz belirlenmelidir. Her iki durumda da arabuluculuk başvurusu kanuni sürenin sonuna bırakılmamalıdır.
Kiracı bakımından ise yalnızca ihtiyacın samimi olmadığı savunmasına dayanmak yeterli olmayabilir. Süre, tebliğ, taraf sıfatı, dava sebebi, arabuluculuk kapsamı ve ihtiyaç delilleri ayrı ayrı incelenmelidir.
Günser + Partners ile İletişim
Yeni malikin ihtiyacı nedeniyle tahliye davalarında bir aylık bildirim süresinin kaçırılması, ihtarnamenin geç tebliği, yanlış tahliye yolunun seçilmesi veya arabuluculuk başvurusunun hatalı yapılması davanın esası incelenmeden reddedilmesine yol açabilir. Buna karşılık şeklen doğru bir ihtarname de gerçek ve zorunlu ihtiyaç ispatlanmadığında tek başına tahliye sağlamaz.
Her kira ilişkisi; edinme tarihi, kira sözleşmesinin süresi, taşınmazın niteliği, ihtiyaç sahibi, mülkiyet yapısı ve tarafların delilleri bakımından ayrı değerlendirilmelidir. Somut olayınızın güncel mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde incelenmesi için Günser + Partners ile iletişime geçebilirsiniz.
Kaynakça ve Doğrulama Notu
[^1]: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu; özellikle m. 310, 350, 351, 353 ve 355. T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, güncel metin, erişim: 30 Temmuz 2026. [^2]: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu; özellikle m. 4, 6 ve 10. T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, güncel metin, erişim: 30 Temmuz 2026. [^3]: 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A ve 18/B; 7445 sayılı Kanun ile getirilen kira uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk düzenlemesi, 5 Nisan 2023 tarihli ve 32154 sayılı Resmî Gazete. Kira uyuşmazlıkları yönünden yürürlük tarihi: 1 Eylül 2023. [^4]: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.03.2025, 2024/4100 E., 2025/1496 K.; 28 Haziran 2025 tarihli ve 32940 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kanun yararına bozma kararı. [^5]: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 09.09.2025, 2025/2624 E., 2025/3931 K.; 20 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kanun yararına bozma kararı. [^6]: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/6068 E., 2019/3923 K.; 2017/5007 E., 2017/12935 K.; 2017/8927 E., 2018/1608 K.; 2017/3079 E., 2017/7359 K. Bu kararlar, kaynak metinde yer alan karar künyeleri ile açık erişimde yayımlanan karar metinleri karşılaştırılarak kullanılmıştır. Somut dosyada güncellik ve uygulanabilirlik ayrıca değerlendirilmelidir. [^7]: A. Şahin Caner, “Yeni Malikin Gereksinimi Nedeniyle Tahliye Davasının (TBK m.351) Maddi Şartları”, Terazi Hukuk Dergisi, Sayı 217, Eylül 2024, s. 10-19; E. Kanışlı, “Kira Sözleşmesinin TBK m. 351’e Göre Feshedilmesi Nedeniyle Kiracının Eski Malikten Tazminat Talebi”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 3, 2022, s. 199-262.
Sık Sorulan Sorular
Hayır. Mülkiyetin devriyle mevcut kira sözleşmesi kanun gereği yeni malike geçer. Yeni sözleşme yapılması zorunlu değildir. Yeni bir sözleşme imzalanması ise süre ve tahliye stratejisini değiştirebilir.
Telif ve Kullanım
Bu sitedeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Günser + Partners (Law & Consultancy)'a aittir. İçeriklerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz biçimde başka internet sitelerinde yayımlanması hâlinde hukuki ve cezai yollara başvurulur. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Reddi
Bu makale yalnızca genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki danışmanlık veya somut olay bakımından görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, süreleri, delilleri ve güncel mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. İçeriğe dayanılarak işlem yapılması hak kaybına yol açabilir. Makalenin okunması veya iletişime geçilmesi tek başına avukat müvekkil ilişkisi kurmaz.
Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirebiliriz
Meselenizi doğrudan avukatlarımıza ileterek size uygun bir görüşme için randevu talep edebilirsiniz. Başvurunuz, olayın niteliğine göre özenle değerlendirilir.